2 Ocak 2011 Pazar

İnadına pozitif bir 2011 için!

Artık tamamen şakülü şaşmış, ürtekenlikten uzaklaşmış, kendi ürünlerini bile, eksiltilen özgüveni yüzünden üretmeye korkan, herşeyi ithal eden milletimiz bütün bu eziklikler yetmezmiş gibi bir de birbirine sarmış, hergün bir sürü suç duyurusu, icra davası, alacaklı-verecekli davası, avukatlar, mahkemeler harala gürele bir bilinmeze doğru gidiyor.

Çirkinlikler içinde yüzüyoruz. Bu verimli toprakları balçığa, bataklığa kendi ellerimizle çevirdik ve şimdi de boğulmamak için sanki fayda edecekmiş gibi birbirimize sarılıp, birbirimizin üzerine basıp çıkmaya çalışıyoruz! Buna “debelendikçe daha dibe batmak” denir.


Debelendikçe daha dibe batıyoruz, hatta daha açıkçası -b..ka batıyoruz- biz!..

Bu son halin en somut resmini, özellikle yolda, trafikte, otobanda ve dar sokaklardaki sürücülerimizin birbirine nasıl bir saygısız tavır içinde olduklarına kabarak hemen görebilirsiniz. Zaten eğer göremiyorsanız; siz de bu bataklık içinde kimliğini ve karakterini yitirip, kaybolmuşlardansınız demektir.

İyi tarafından bakmaya hiç de gerek yok. Bal gibi de, yaşam stili ve genel ruh rengi açısından dibe vurduk ülkece! Herhalde şu an şu meşhur astrologlardan veya medyumlardan biri ülkenin üzerinde bir uçakla uçarak, genel aura rengimize baksa; rengimiz büyük ihtimalle “kahverengi” çıkacaktır! Sözkonusu olan şey “aura” olunca, kahverengi griden de sakattır. Çünkü gri hiç olmazsa tarafsız bir noktada, yani renksizmiş gibi dururken, kahverengi, bizlerin gerçekten b..ka battığının bir göstergesi olur. Çünkü aura’da kahverengi, yaşamsal alanda kanımca “b..k” rengine denktir!..

Kim ne derse desin, hangi açıklamaların ve bahanelerin arkasına sığınırsa sığınsın; durumumuz ülke genelinde b..ktandır.

Bense halen, Arıza kişiliğimle olaya bir tarafından insanî olarak bakmakta israrcıyım ve bu tavrıma yönelik de somut bazı şeyler ortaya koymaktayım. Örneğin dün yılbaşıydı ve herkes birbirine süslü-püslü, tozpembe kutlama mesajları ve e-postaları attı. Tabii ben de gerek kişisel listeme, gerek şirket iletişimim olan kurumlara ve firmalara süslü-püslü kutlama e-postamı attım.

İşte; bu balçıklanmış, bataklık olmuş, b..ka batmış ülke auramıza halen teslim olmadığımı da bu noktada göstererek girdim 2011’e.

Şöyle ki: Yaptığımız işler gerekçesiyle aramızın limonî olduğu, karşılıklı ödemelerimizde hemfikir olamadığımız firmalara bile, gayet pozitif, janjanlı görseller içeren yılbaşı kutlama e-postamızı attım.

Bizden ödeme bekleyen ve sık sık arayıp, bize bozuk atan taşeronlarımıza da tek tek o güzel e-postamızı attım.

Durun bitmedi! En önemlisi; davalı olarak çıktığımız ve bir ton para ödemek zorunda bırakıldığımız avuç içi kadar büyüklükteki eski oturduğumuz evin sahibinin oğluna bile o güzel kutlama e-postamızı attım! Halen yüzde yüz haklı olduğuna inanamadığım, sadece avukat tutma zamanlamasında yapmış olduğumuz bir hatadan dolayı katlanmak zorunda kaldığımız ve 2010’un sonuna bunalımlarla girmemizin en büyük nedeni olan bu davadan dolayı, içimde birikmiş olan kini ve hıncı resmen nötrlercesine, içimde en ufak bir kızgınlık kalıntısı kalmadan kalan ödemeyi de yeniyılda yapıp, helalleşme niyetiyle, karşı tarafa belki de hiç alışmadıkları bu pozitif davranışı da sergiledim.

Düşünsenize; dava ile evinizden kovduğunuz eski kiracınız, talep ettiğiniz ve belki fazlaca faiz eklettiğiniz meblaya karşı çıkmıyor ve bir de yeniyılda size gayet pozitif bir sevgi gösteren kutlama e-postası atıyor! Büyük ihtimalle bir çok kişi bu davranış karşısında şaşırır ve bir anlam verecek durumu da olmadığından, size şüpheyle bile bakabilir! Arkanızdan “Saf mıdır nedir? Yalaka mıdır, gerzek midir?” deme ihtimalleri bile var! Ya da planlı bir davranış olarak değerlendirip, tedbiri elden bırakmamak için sessizliği koruyup, karşılık vermeme ihtimalleri de var. Ne de olsa artık ülkemizde binlerce suç duyurusu olduğundan, herkes birbirine -pek bir hukuksal açıdan- bakıyor ve bu yüzden insanlık kardeşsel ve pozitiflik odaklanmaları mümkün mertebe minimize ediyor! “Neme lazım; uzak kalayım.” Hesabı…

Ama olsun be! Ben kendimi bir yandan arındırmaya, insanlığın kokuşmuş tepki ve değer yargılarından temizlemeye, berraklaşmaya çalışan bir ruha sahibim. Bu canın ve bu ruhun hala bir cevher olduğunu biliyorum ve kendimi varolduğum ortamın kahverengi rengi ile harmanlamayı kabul etmiyorum. Elimdeki cevheri son dakika gelene kadar işlemeye çabalıyorum.

İşte bu yüzden bu yılbaşında, bana karşı duruş sergileyen nice insanlara bile, hiç beklemedikleri şekilde kutlama ve sevgi e-postaları attım. Belki bu balçıklaşmış ortamda hala pozitif düşünüp, pozitif davranmaya çalışan insanların da olduğunu hatırlatırım onlara diye…

Bütün bu pozitife dönüştürme yeteneğim tamam da; hala şu karı dırdırına çare bulamadım, o ayrı!.. Haa! Bulan varsa, lütfen o da beni aydınlatsın!


ARIZA ADAM
Ömer

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder