Yaşıyor mu hala dünyadakiler?
Günlerden pazardı sanırım
fazla uyumuşum.
Var mı trafik hala İstanbulda?
havanın rengi ne?..
Pazartesiye mi hazırlanıyorlar?
keyifleri yerinde mi LCD'leri karşısında?
Özgürlük-demokrasi tıkırında olmadı mı daha?
adaletin durumu nedir en son?
fazla uyumuşum da dün...
Elini tuttum en son tanıdığım bir kadının
büyük bir heyecandı
gülümsedik ama çaktırmadık kafedekilere
bu bile yetti günümün güzel olmasına
uyandım yine kahretsin.
dünyasındayım yine onların
vampirler sokaklarda mı yine
trafikte, alışveriş merkezlerinde?
Pazar pazar yine biraz iş-güç
bendeki kader mi?
sürgündeyim bu gezegende.
akşam olsa da çeksem kafayı
sonra yine uyusam
yine tutar mıyım o kadının elini?
Seni seveni sevmem
sana inanana inanmam Dünya.
kusura bakma
fazla uyumuşum da dün...
ARIZA ADAM
Ömer Dalman
dünyada durum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünyada durum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Kasım 2014 Pazartesi
26 Ocak 2014 Pazar
4 Aralık 2010 Cumartesi
Asla bırakmamalıyım
Bütün 'gerçek bilgelerin' fişlerini sırayla çekseler de, onların kimliklerini silseler de, onları lekeleseler de, etiketleseler de, hayatı onlara dar etseler de, yılmamalıyım!
Ve bu çaresiz, adaletsiz, adiliyetten uzak dünya bütün doğrucuları, safları, çocuksuları dört bir yandan aşla, işle tehdit ediyor olsa da; bırakmamalıyım!
Onlar yüzünden her akşam içmemeliyim, dumanlara boğulmamalıyım!
Sadece Allah'a yalvarmalıyım ve her akşam gönülden isyanlarla uykuma dalmalıyım!
Onlar, o pis kadavralar yüzünden bu güzel, pırıl pırıl bedeni kurban edercesine keyif vericilere boğulmamalıyım!
Dünyanın bir an önce beklenen nihaî çözüme gitmesi ve hepsinin iplerinin çekilmesi için, hayat enerjilerinin geçersiz kılınması için isyanlarımı, dualarımı yukarı haykırmalıyım! Sadece kendi ucuz hayatım için değil, artık bu güzel insanlığın hayrı için bir şeyler istemeliyim.
Bu yolda ruhlar alemine, meleklere, peygamberlerin kutsal varlıklarına, Orion'lulara, Pleiades'lilere, grilere, robotik varlıklara ve en yüksekte ALLAH'a çağrıda bulunmalıyım!
Her akşam yattığımda, bütün bu yüce silsileye, ellerini çabuk tutmaları için bağırmalıyım! Ağlamalıyım! Merhametlerini doğrudan yana acilen yürürlüğe koymalarını ve bu iğrençliğe bir son vermelerini dilemeliyim!
Asla... Asla bu güzelim çilekeş sahnenin, dünyanın o kadavralara kalmayacağına inanarak, onların zulümlerinden dolayı bezip, masumiyetten ve umuttan ümidimi kesip, kendimi harap etmemeliyim ve bırakmamalıyım! Bu yüzden saldırganlaşıp, günlük hayatımda yanlış tepkilerle ne kendi başımı, ne başkalarının başını belaya sokmamalıyım.
Şeytan tarafından madde ile satın alınmış bu ucuz ruhlar bütün dünyayı sarmışken ve hatta birçoğumuzun aileleri bile bu şeytanî silsileye boyunlarından bağlanmışken; yine de ruhumun renklerini onlar gibi karaya çevirmemeli ve hala bir aydınlık umudu olduğunu düşünmeliyim!
Asla... Asla dünyayı en üstten ele geçirmiş soysuzlar yüzünden ben de kararmamalıyım! Alkole, bezgin muhabbete, dumana düşmemeliyim. Çünkü o zaman benim gibi düşünme gücü olanları da bu konuda uyaramam. Onlara akıldan yana, aydınlıktan yana olan iradeyi ifade edemem.
Bütün aydınlık ruhlara sevgilerimle...
ARIZA ADAM
Asla... Asla bu güzelim çilekeş sahnenin, dünyanın o kadavralara kalmayacağına inanarak, onların zulümlerinden dolayı bezip, masumiyetten ve umuttan ümidimi kesip, kendimi harap etmemeliyim ve bırakmamalıyım! Bu yüzden saldırganlaşıp, günlük hayatımda yanlış tepkilerle ne kendi başımı, ne başkalarının başını belaya sokmamalıyım.
Şeytan tarafından madde ile satın alınmış bu ucuz ruhlar bütün dünyayı sarmışken ve hatta birçoğumuzun aileleri bile bu şeytanî silsileye boyunlarından bağlanmışken; yine de ruhumun renklerini onlar gibi karaya çevirmemeli ve hala bir aydınlık umudu olduğunu düşünmeliyim!
Asla... Asla dünyayı en üstten ele geçirmiş soysuzlar yüzünden ben de kararmamalıyım! Alkole, bezgin muhabbete, dumana düşmemeliyim. Çünkü o zaman benim gibi düşünme gücü olanları da bu konuda uyaramam. Onlara akıldan yana, aydınlıktan yana olan iradeyi ifade edemem.
Bütün aydınlık ruhlara sevgilerimle...
ARIZA ADAM
Ömer
Etiketler:
adalet,
adiliyet,
arıza adam,
arıza yazılar,
aydınlık,
dünya,
dünyada durum,
karanlık,
kıyamet,
kurtuluş,
şeytan
21 Mayıs 2010 Cuma
Fuzuli akıllı çoğulcular
İlerleyen müzik endüstrisinin suni cazibesi sonucunda, pop şarkılarına bin türlü suni efektin, yazılımın ve programlanmış enstrümanın, solistin sesinin seçilebilirliğini ikinci plana atarcasına, acımasızca katılmasıyla şarkıların çok daha güçlü ve güzel olduğuna inanan insanların görmemişcesine gururlanmaları gibi...
Ve daha, eliyle iki düz, bir eğri çizgiyi doğrultamayan bazı mimarların, önlerine tür tür hazır mimari programları yığmalarıyla ortaya koydukları endüstriyel ve kütük bina tasarımlarının 'pek medeni işler' olduklarına inanmaları gibi...
Zavallı ev kadınının görgüsüzce ve övünerek aldığı kaçak çayı (Genelde İran çayıdır bu da...), tomurcuğu ve normal siyah çayı birarada harmanlayıp, malzemeden kaçmadan demlediği çayın en güzel içimli çay olduğuna inanması aynı fuzuli aklın eseri değil midir?..
Kaldı ki; ne zaman bir misafirlikte bu hazin tablo ile karşılaşsam, kendi evimdeki o alçak gönüllü çayın tadına kere dua etmişimdir! O ne berbat, çaydan kilometrelerce uzaklaşmış, ağzın içini buran, dili pelte eden, mideninse içine eden bir tattır!..
Basitçe dile getirdiğim bu üç iş alanının fuzuli akıllı kahramanlarının sizce de aynı görgüsüzlük, etiketçilik ve kibirin cazibesinde, ellerinde ne varsa aynı tabağa yığma ve sonucunda da ortaya hiçbir alımlığı olmayan, tarzı olmayan hilkat garibesi yemekler koyarcasına, aynı topraklarda yaşanan hayata ince ince kirlilikler kattıkları doğru değil midir?
Malzemeden sakınmayan, sadece gösterişteki bir elibolluğun endişesinde ölçüleri kaçıran, tarzları, anlayışları soysuzca yok eden bu yaklaşım, son yıllarda her yeri nasıl da sardı değil mi?
Peki sizce bu mantıksızca teknolojileşmenin ve materyel, araç bolluğunun altında yatan temel neden ne olabilir?
Sakın bu neden; insanları sadelikten uzaklaştırıp, 'komplike olan'a ilgilerini cezbedip, tüketip-atmaya alıştırıp, böylece sektörleri ve endüstrileri pompalayıp, dünyanın en üstünde kartallar gibi bekleşen bazı çevreleri hep en üstte kalıcı kılma güdüsü olmasın?..
Ve o kartallar dışında geriye kalanların, en basit tanımıyla 'köleler' gibi minimum beklentilerle sürekli çalışmaya güdümlenmelerini sağlamak olmasın?..
Ne dersiniz?..
Ya da siz o kartallardan mısınız, kölelerden mi acaba?
Peki bir ara nokta var mıdır sizce?..
.......................
Ömer Dalman (24.06.2009)
www.antoloji.com/omer_dalman
Ve daha, eliyle iki düz, bir eğri çizgiyi doğrultamayan bazı mimarların, önlerine tür tür hazır mimari programları yığmalarıyla ortaya koydukları endüstriyel ve kütük bina tasarımlarının 'pek medeni işler' olduklarına inanmaları gibi...
Zavallı ev kadınının görgüsüzce ve övünerek aldığı kaçak çayı (Genelde İran çayıdır bu da...), tomurcuğu ve normal siyah çayı birarada harmanlayıp, malzemeden kaçmadan demlediği çayın en güzel içimli çay olduğuna inanması aynı fuzuli aklın eseri değil midir?..
Kaldı ki; ne zaman bir misafirlikte bu hazin tablo ile karşılaşsam, kendi evimdeki o alçak gönüllü çayın tadına kere dua etmişimdir! O ne berbat, çaydan kilometrelerce uzaklaşmış, ağzın içini buran, dili pelte eden, mideninse içine eden bir tattır!..
Basitçe dile getirdiğim bu üç iş alanının fuzuli akıllı kahramanlarının sizce de aynı görgüsüzlük, etiketçilik ve kibirin cazibesinde, ellerinde ne varsa aynı tabağa yığma ve sonucunda da ortaya hiçbir alımlığı olmayan, tarzı olmayan hilkat garibesi yemekler koyarcasına, aynı topraklarda yaşanan hayata ince ince kirlilikler kattıkları doğru değil midir?
Malzemeden sakınmayan, sadece gösterişteki bir elibolluğun endişesinde ölçüleri kaçıran, tarzları, anlayışları soysuzca yok eden bu yaklaşım, son yıllarda her yeri nasıl da sardı değil mi?
Peki sizce bu mantıksızca teknolojileşmenin ve materyel, araç bolluğunun altında yatan temel neden ne olabilir?
Sakın bu neden; insanları sadelikten uzaklaştırıp, 'komplike olan'a ilgilerini cezbedip, tüketip-atmaya alıştırıp, böylece sektörleri ve endüstrileri pompalayıp, dünyanın en üstünde kartallar gibi bekleşen bazı çevreleri hep en üstte kalıcı kılma güdüsü olmasın?..
Ve o kartallar dışında geriye kalanların, en basit tanımıyla 'köleler' gibi minimum beklentilerle sürekli çalışmaya güdümlenmelerini sağlamak olmasın?..
Ne dersiniz?..
Ya da siz o kartallardan mısınız, kölelerden mi acaba?
Peki bir ara nokta var mıdır sizce?..
.......................
Ömer Dalman (24.06.2009)
www.antoloji.com/omer_dalman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)