15 Şubat 2026 Pazar

Orada kalıp, Kendini ALDATMA!

qJgqhPV.md.jpg

İlgi alanına ve hedeflediği kitleye bağlı olarak bugün herkes sosyal medyada kendi şovunu yapıyor. Bazılarının icra ettiği işler dar kapsamlı, bazılarınınkiyse toplumun daha büyük bir kitlesine hitap eden türden oluyor. Sosyal Medyada sergilediği alan dar veya spesifik olanlar genelde kendi yakın çevrelerine hitap ettiklerinden, onların şovları kısıtlı oluyor. Arkadaş çevresi veya yakınlarıyla etkileşimde olarak, kendini mutlu hissediyorlar. Halbuki toplum geneline oranladığınızda, onların şovu belki de 'sadece kendilerine' denen türden oluyor. O kadarıyla kendilerini mutlu hissediyorlar.

Bugün sosyal medya uzmanları da, "Sosyal medyada sadece sizinle etkileşimde olan arkadaş çevrenizle kalmayın. Toplum genelini ilgilendiren türden içerikler paylaşın." diyor. Tabii siz daha fazla sayıda insan tarafından tanınmak veya daha çok ürün ve içerik satmak istemiyorsanız, sosyal medyayı sadece kişisel albümünüzmüş gibi kullanmaya devam edebilirsiniz.

Ama hedefiniz, bu gezegende dişe dokunur bir kitle üzerinde izler bırakmak ve iş alanınızı genişletmek ise, bu tavsiye uymanızı öneririm.


-----------
ARIZA ADAM
Ömer İlhami Dalman

4 Şubat 2026 Çarşamba

Eyvallah deriz

ftrA4A7.md.jpg

Azıyla yetiniriz, şükrederiz
gelirse çoğu
eyvallah deriz.

Hep kazanmak değil
şöhret sarhoşluğu değil
mal mülk değil
sadece kendimizdeyiz.

Aldı yürüdü karmaşa
al gülü, ver gülü düzen
kopya kağıdı toplum
çok sıradan biliriz
eyvallah deriz.


-------
Arıza Adam


20 Ocak 2026 Salı

Evde Pijamalarla

frJdSFp.jpg

Artık çoğumuz, iyi durumda olduğumuzun, keyifli ve mutlu olduğumuzun hesabını sürekli sosyal medyaya vermeye zorunlu hisseder olmuşuz. İlla ki keyfimizin yerinde olduğunu, etkileşim içinde olduğumuz bir sürü insana bildirmeyi görev bilmiş haldeyiz.

Sanki iki gün boyunca durumumuzu sosyal medyada sergilemesek, "İnsanlar belki de benim şu an iyi olmadığımı düşünebilirler." diyerek, ne yaşıyorsak, onu iki, hatta üç ile çarparak, illa ki o platforma yansıtıyoruz. İşin garibi, genelde oraya, kötü veya morali bozuk hallerimiz hiç yansımıyor!? Çünkü hep onların gözleri huzurunda kendimizle ilgili 'Aaaa! Baksana yine gayet keyfi yerinde... Baksana nerelere gitmiş, nasıl da mutlu...' denmesini istiyoruz.

Tabii sonuç ne?..

Genelde çarşı başka, ev başka!.. Çünkü sadece olmasını istediğimiz hayalin, renkli fırçalarla bezenmiş bir tablosunu sunuyoruz.

Önemli olan ne peki?..

Önemli olan; bütün dış etki ve kişilerden koparak, sadece kendimizle kaldığımız o saf anda neler hissettiğimiz... Yani sergilediğimiz vitrinin arkasında da keyfimiz yerinde mi?.. Bağlantıda olduğumuz, bu hayata dair her şey ile bilinç bağımızı kestiğimizde, kendi sessizliğimizde kendimizi iyi ve mutlu hissediyor muyuz?..

Hayat alanında bir şeyler ortaya koyduktan sonraki o kimsesiz halimizde de mutlu ve rengarenk hissediyor muyuz?..

Buna cevabınız evetse, bir kez daha sizinle tanıştığıma memnun oldum!.. Sizi gerçek halinizle, evde pijamalarınızla görmeme izin verdiğiniz için teşekkür ederim!..



----------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

14 Aralık 2025 Pazar

JOHN WICK 4 Hakkında, Bence...

fYkpbSt.md.jpg

Film Serisi hakkındaki kişisel deneyim ve çıkarımlarımı içerir.

John Wick Serisinin ilk bölümünü büyük bir heyecan ve coşkuyla izlemiştim. Keanu Reeves serinin ilk bölümünde kendisine haksızlık eden mafyaya karşı, yerin altına gömdüğü baltasını çıkartarak yoğun bir savaşa girmişti. Bu irade ve hırs ile John karakteri eminim dünya genelinde milyonlarca insanı bir kez daha büyülemişti.

Bu ilk nefesle doğal olarak serinin ikinci bölümünü de büyük bir merakla izlemiştim. İkinci bölümde John Wick'in ilk bölümdekinin neredeyse iki katı sayıda insanı telef etmiş olması, olaylara mantıklı bakış açımın etkisinde beni seriden biraz soğutmuştu. "Adam neredeyse şehrin yarısını öldürdü! Böyle şey mi olur yahu?" dediğimi hatırlıyorum.

Böylece bu serinin ikinci bölümünü izlememle birlikte artık içime sinmeyen bir şeyler olmuştu. Eşime; "Yahu bu filmde de mantık sınırları iyice zorlanmaya başladı. Herhalde üçüncü bölümde John Wick şehirdeki bütün insanları öldürecek!?" dediğimi hatırlıyorum. İlk bölümün etkisinde söylersem, Sonuçta John Wick 'Superman' değildi, ama yönetmenin onu yavaş yavaş, bol dayak da yiyen, ama hiç ölmeyen bir süper kahraman rolüne oturtmaya başlamış olduğunu farkettim.

Üçüncü bölümü izleyip izlemediğimi hatırlamıyorum. Çünkü artık John Wick, benim gözümde tam bir çizgi roman uyarlaması kategorisine oturmuştu. Yönetmenin ve film şirketinin bu olayı özellikle planladığı zaten aşikardı.

Dün ilk kez içimdeki izlememe yeminimi bozdum ve bir sinema sitesinde John Wick 4 afişini görünce, "Yahu bakalım dördüncü seride John Wick hangi şehri tümüyle telef etti?" diyerek, eşimle birlikte filmi izlemeye başladık.

Yapımcı şirketlerin 'devam filmlerinde' her zaman sergiledikleri aşırı kalabalık çatışmalar, öldürülmeler ve bol patlamalı gürültülerle John Wick 4'te de karşılaşınca yine kafam yoruldu, iştahım kaçtı. Bu serinin de, tam da tahmin ettiğim gibi artık bir insanın güç sınırlarının ve sergilediği aksiyon miktarının mantık sınırlarından iyice çıkarak, resmen bir çizgi roman uyarlaması stratejisiyle bezendiğini gözlemledim. Olaya bir çizgi romanmış gibi bakarsak, evet, John Wick Serisi belki de isteneni veriyor. Ancak filmi bir süre izledikten sonra ne yaptık, biliyor musunuz?

Filmin bitmesine yaklaşık 35 dakika kala filmi kapatarak, youtube'da uzaysal bir belgesel açıp, kafamızı sakinliğe ve duruluğa getirmeye kara verdik!.. John Wick 2'yi izledikten sonraki 'bu seriyi izlememe' yeminimi bozduğuma pişman oldum ve artık sonsuza dek bir daha John Wick Serisini izlememek üzere yeminimi yeniledim!..


Ömer İlhami Dalman
AZRL

24 Kasım 2025 Pazartesi

Yaşayan Cesetler

ffELcYu.md.jpg

Dünya kazanı alabildiğine fokur fokur kaynar durumda... Yaşayan Cesetler yüzeye çıkmış, köpürüyor kinle, endişe ile... Kıçları kaynıyor olsa da görmek istemiyorlar. Yukarıdan bakan Özgür Ruhlara uzanmaya çalışıyorlar. Belki biraz da onlardan kopartırız diye... Bilmiyorlar ki; çoktan kaynadılar bile, dönüş yok...

Ayaklarına dolanır olmuş modası geçmiş arzuları, hedefleri, piç olmuş amaçları... Diyemiyorlar ki "Yaşasak ne olacak sanki?"... Yaşayan Ceset olmaya devam etmek için yemeleri, içmeleri, yükselenlere tutunmaları gerekiyor.

Tepeden izliyor Özgür Ruhlar... "Anlatmıştık size defalarca." deme gereği kalmamış. Kaynayan cesetlere bakıp, bakıp, gülümsüyorlar sessiz, emin, sonsuz huzurda...


-------------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

8 Eylül 2025 Pazartesi

Az Vitrin, Çok İçerisi...

Kx9CwOB.md.jpg

Uzmanlık alanımız, düşünce yapımız veya hobimiz ne olursa olsun, bu hayatta bir dükkanın içi var, bir de vitrinimiz... Vitrini kullanmadan hiçbir iş yapamayız, hatta ne olduğumuzu topluma anlatamayız. Vitrinimizde sergilediğimiz her şeyse mutlaka bir sunum, bir rol ve paketten ibarettir.

Vitrinimizin önünden gün içinde kaç kişi geçerse geçsin, aslında biz özde vitrinin arkasındaki dükkanımızın içindeyiz. Orada çayımızla, kahvemizle, esas fikirlerimizle ve emeğimizle aslında gerçek kendimiziz... Orada kendimize karşı tam dürüst oluruz. Dertlerimizi, hüzünlerimizi, yapamadıklarımızı, mutluluklarımızı bir tek orada tam anlamıyla kendimize itiraf ederiz. Bir yandan bu hayatta var olmak için de vitrinimize muhtacız.

Burada önemli olan; hızla akıp geçen saatler, günler ve aylar boyunca şaşıp, yanılıp, kendimizi tümüyle o vitrin olarak görür hale gelmememizdir. Varoluşun belki de en büyük tuzağı budur. İşte o zaman o vitrin ne kadar çekici, alımlı ve ihtişamlı olsa da, dükkanımızın içinde çok az zaman geçirdiğimizden benliğimizin sadece yansıması oluruz. O zaman kendi içsel gerçeğimizden de koparız ve bu hayatı, ne yazık ki vitrinde ihtişamlı, ama içeride kimsesiz olarak yaşayıp, sona erdiririz.

Vitrinimizi özenle geliştirelim ve temiz tutalım; ancak dükkanımızın içinde de mutlaka sık zaman geçirelim.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

31 Temmuz 2025 Perşembe

Hangisi daha Gerçek?

71NVsyQJ9XL. AC UL600 SR600,600

Şunu hiç unutmayın ki; hayatımızda tecrübelerimizi, kazanımlarımızı ve çıkarımlarımızı sık sık paylaştığımız ve alkış topladığımız bir sosyal medya var. Bir de; kendimizle tamamen baş başa kaldığımızda yaşadığımız derinlik, bilgelik ve huzur var.

Hangisi daha gerçek derseniz; tabii ki kendimizle baş başa kaldığımız hal tam gerçek... Diğeri kendimizin sunumu ve vitrini... Çünkü birilerine bir şey ifade etmeye girdiğimiz an artık o eylem bir sunum halini alır ve toplumsal rollerimizi de üzerimize giymemize neden olur. Tıpkı, dışarıda bir görüşmeye giderken giyinip, kuşanmamız, evde eşimizle veya tek başımıza zaman geçirirkenki pijama ile kendimiz olmamız gibi...


AZRL
Ömer İlhami Dalman