fikir yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fikir yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2026 Cuma

Yapay Zeka Posterleri Birbirinin Aynı

CYZYfvp.md.png

Yapay Zekanın sosyal medyaya dahil olması harika bir şey... Neleri neleri hallediyor, gerçekten inanılmaz kolaylıklar sağladı. Çünkü herkes görsel tasarımcı değil, herkes bir video editörü değil ve gerçekten insanların kendilerini sunmasında ve duyurmasında harika hizmetler veriyor.

Ancak bu olayla ilgili olarak son aylarda beni rahatsız eden bir şey var. Sosyal Medyada karşıma çıkan bütün duyuruların, tanıtımların, posterlerin veya kapak fotoğraflarının gerek renk, gerek ışık-gölge bakımından hepsinin aynı stilde olması... Kullanılan başlık ve slogan yazıları da birbirinin aynı... Kalın ve büyük punto harfler, parlaklıklar, gölgeler hepsi aynı stilde... Sanki binlerce insanın paylaşımlarının hepsi aynı film şirketinden çıkmış gibi...

Sanırım binlerce görseldeki bu bir örnek olma durumu, içerik üreticilerin yapay zekayı, farklılık yaratacak şekilde şartlandıramaması ile ilgili bir şey... İçerik üreticiler, konuyu, sloganları ve görselleri tanımlarken, görsel tasarım tecrübeleri olmadığı için, ışık ve renk seçimlerini sürekli yapay zekaya bırakıyor olabilirler. Sonuçtaysa, az önce belirttiğim gibi, hepsi aynı film şirketinden çıkmış gibi birbirinin aynısı posterler çıkıyor.

Bu bir örnek olma okyanusunda binlerce farklı içeriğin hep aynı stil görsellerde vücut bulması ise, paylaşımların çekiciliğini ve farklılığını dibe vurduruyor. Örneğin ben hemen hemen hiç yapay zeka kullanmadan içerik üretiyorum ve şu an sosyal medyayı sarmış olan o bir örneklik cümbüşünden tamamen farklı paylaşımlarım dikkat çekiyor. Sanki bu bir görsel furya gibi değil mi?

Halen orijinalitesini yitirmeyen içerik üreticiler şu an diğerlerinden açık ara önde...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

25 Mayıs 2026 Pazartesi

Vitrinler ve Dükkanlar

CJXWNcv.md.jpg

Artık sosyal medyada sürekli çok kısa, çok komik, dikkat çekici ve aslında dikkat dağıtıcı çok şey paylaşılıyor. Bunların yanı sıra bir de belirli bir konuda çok derin ve bilgi dolu paylaşımlar var. Ya çok saçma ve komik, ya da çok ciddi ve derin kısacası...

Bunlar olurken aslında sizlere unutturulan bir şey var. O da hayatın doğal akışı içindeki, doğaçlama ve izlenme endişesi olmayan paylaşımlar... Yani insanın doğal halleri, doğal ve samimi sohbetleri... Aslında herkesin bu hızlı zaman akışı içinde en özlediği şey belki de...

Ben sohbetlerimde tam da bunu yapıyorum. İnsanların içinde oluşmuş bu özlemi hatırlıyor ve onlardaki bu özlenen boşluğu sohbetlerimle dolduruyorum. Vitrinlerdeki şık mankenler, giysiler ve aksesuarlar güzeldir ve evet, insana iyi de gelir. Ancak sürekli vitrinleri izlemeye alışan ruh, bir süre sonra elinde olmadan o dükkanın arka tarafında neler olduğunu unutmaya başlıyor.

Ben sohbetlerimde sizleri, o dükkanın tam da üretimin yapıldığı o gerçek çalışma mekanına götürüyorum. Orada ne kadar da gerçek ve samimiyiz!..


ARIZA ADAM
Ömer İlhami Dalman

15 Şubat 2026 Pazar

Orada kalıp, Kendini ALDATMA!

qJgqhPV.md.jpg

İlgi alanına ve hedeflediği kitleye bağlı olarak bugün herkes sosyal medyada kendi şovunu yapıyor. Bazılarının icra ettiği işler dar kapsamlı, bazılarınınkiyse toplumun daha büyük bir kitlesine hitap eden türden oluyor. Sosyal Medyada sergilediği alan dar veya spesifik olanlar genelde kendi yakın çevrelerine hitap ettiklerinden, onların şovları kısıtlı oluyor. Arkadaş çevresi veya yakınlarıyla etkileşimde olarak, kendini mutlu hissediyorlar. Halbuki toplum geneline oranladığınızda, onların şovu belki de 'sadece kendilerine' denen türden oluyor. O kadarıyla kendilerini mutlu hissediyorlar.

Bugün sosyal medya uzmanları da, "Sosyal medyada sadece sizinle etkileşimde olan arkadaş çevrenizle kalmayın. Toplum genelini ilgilendiren türden içerikler paylaşın." diyor. Tabii siz daha fazla sayıda insan tarafından tanınmak veya daha çok ürün ve içerik satmak istemiyorsanız, sosyal medyayı sadece kişisel albümünüzmüş gibi kullanmaya devam edebilirsiniz.

Ama hedefiniz, bu gezegende dişe dokunur bir kitle üzerinde izler bırakmak ve iş alanınızı genişletmek ise, bu tavsiye uymanızı öneririm.


-----------
ARIZA ADAM
Ömer İlhami Dalman

20 Ocak 2026 Salı

Evde Pijamalarla

frJdSFp.jpg

Artık çoğumuz, iyi durumda olduğumuzun, keyifli ve mutlu olduğumuzun hesabını sürekli sosyal medyaya vermeye zorunlu hisseder olmuşuz. İlla ki keyfimizin yerinde olduğunu, etkileşim içinde olduğumuz bir sürü insana bildirmeyi görev bilmiş haldeyiz.

Sanki iki gün boyunca durumumuzu sosyal medyada sergilemesek, "İnsanlar belki de benim şu an iyi olmadığımı düşünebilirler." diyerek, ne yaşıyorsak, onu iki, hatta üç ile çarparak, illa ki o platforma yansıtıyoruz. İşin garibi, genelde oraya, kötü veya morali bozuk hallerimiz hiç yansımıyor!? Çünkü hep onların gözleri huzurunda kendimizle ilgili 'Aaaa! Baksana yine gayet keyfi yerinde... Baksana nerelere gitmiş, nasıl da mutlu...' denmesini istiyoruz.

Tabii sonuç ne?..

Genelde çarşı başka, ev başka!.. Çünkü sadece olmasını istediğimiz hayalin, renkli fırçalarla bezenmiş bir tablosunu sunuyoruz.

Önemli olan ne peki?..

Önemli olan; bütün dış etki ve kişilerden koparak, sadece kendimizle kaldığımız o saf anda neler hissettiğimiz... Yani sergilediğimiz vitrinin arkasında da keyfimiz yerinde mi?.. Bağlantıda olduğumuz, bu hayata dair her şey ile bilinç bağımızı kestiğimizde, kendi sessizliğimizde kendimizi iyi ve mutlu hissediyor muyuz?..

Hayat alanında bir şeyler ortaya koyduktan sonraki o kimsesiz halimizde de mutlu ve rengarenk hissediyor muyuz?..

Buna cevabınız evetse, bir kez daha sizinle tanıştığıma memnun oldum!.. Sizi gerçek halinizle, evde pijamalarınızla görmeme izin verdiğiniz için teşekkür ederim!..



----------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

8 Eylül 2025 Pazartesi

Az Vitrin, Çok İçerisi...

Kx9CwOB.md.jpg

Uzmanlık alanımız, düşünce yapımız veya hobimiz ne olursa olsun, bu hayatta bir dükkanın içi var, bir de vitrinimiz... Vitrini kullanmadan hiçbir iş yapamayız, hatta ne olduğumuzu topluma anlatamayız. Vitrinimizde sergilediğimiz her şeyse mutlaka bir sunum, bir rol ve paketten ibarettir.

Vitrinimizin önünden gün içinde kaç kişi geçerse geçsin, aslında biz özde vitrinin arkasındaki dükkanımızın içindeyiz. Orada çayımızla, kahvemizle, esas fikirlerimizle ve emeğimizle aslında gerçek kendimiziz... Orada kendimize karşı tam dürüst oluruz. Dertlerimizi, hüzünlerimizi, yapamadıklarımızı, mutluluklarımızı bir tek orada tam anlamıyla kendimize itiraf ederiz. Bir yandan bu hayatta var olmak için de vitrinimize muhtacız.

Burada önemli olan; hızla akıp geçen saatler, günler ve aylar boyunca şaşıp, yanılıp, kendimizi tümüyle o vitrin olarak görür hale gelmememizdir. Varoluşun belki de en büyük tuzağı budur. İşte o zaman o vitrin ne kadar çekici, alımlı ve ihtişamlı olsa da, dükkanımızın içinde çok az zaman geçirdiğimizden benliğimizin sadece yansıması oluruz. O zaman kendi içsel gerçeğimizden de koparız ve bu hayatı, ne yazık ki vitrinde ihtişamlı, ama içeride kimsesiz olarak yaşayıp, sona erdiririz.

Vitrinimizi özenle geliştirelim ve temiz tutalım; ancak dükkanımızın içinde de mutlaka sık zaman geçirelim.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

31 Temmuz 2025 Perşembe

Hangisi daha Gerçek?

71NVsyQJ9XL. AC UL600 SR600,600

Şunu hiç unutmayın ki; hayatımızda tecrübelerimizi, kazanımlarımızı ve çıkarımlarımızı sık sık paylaştığımız ve alkış topladığımız bir sosyal medya var. Bir de; kendimizle tamamen baş başa kaldığımızda yaşadığımız derinlik, bilgelik ve huzur var.

Hangisi daha gerçek derseniz; tabii ki kendimizle baş başa kaldığımız hal tam gerçek... Diğeri kendimizin sunumu ve vitrini... Çünkü birilerine bir şey ifade etmeye girdiğimiz an artık o eylem bir sunum halini alır ve toplumsal rollerimizi de üzerimize giymemize neden olur. Tıpkı, dışarıda bir görüşmeye giderken giyinip, kuşanmamız, evde eşimizle veya tek başımıza zaman geçirirkenki pijama ile kendimiz olmamız gibi...


AZRL
Ömer İlhami Dalman

16 Temmuz 2025 Çarşamba

Facebook Gruplarını Yönetirken

FXC7vov.md.jpg

Facebook, nice nitelikli ve derin paylaşımların da yapıldığı, etkileşimli ve çok güzel bir platformdur. Orada bir çok özel temalı gruplar vardır ve bu grupların da doğal olarak yöneticileri vardır. Benim de facebook'ta yönettiğim bir kaç grubum var...

Bir facebook grup yöneticisiyseniz; aslında bir yandan da psikolojik açıdan sınandığınızı bilmeniz lazım. Çünkü, belki içinde 3000 kişinin, belki de 35.000 kişinin bulunduğu çok üyeli bir grup sayfasını yönetmektesiniz. Bu; sahada olmasa da, sanal alemde bir nevi liderlik yapmak gibidir. Grubun genel kurallarına ve sınırlamalarına hakim olarak, bir yandan paylaşım yapan üyeleri denetlersiniz.

Ancak facebook'taki bazı grup yöneticileri zamanla kendilerinde farklı bir güç ve yetki hissetmeye başlıyor ve sanki bir holding sahibiymiş gibi tüm üyelere ahkam kesmeye başlayabiliyor. İşte bu noktada o yönetici gerçekten de sınanıyor! Fikir ve ifade özgürlüğünün o barışçıl büyüsünden uzaklaşmaya başlıyor. Ara sıra grup sayfasında paylaştığı ültimatom tarzı uyarı yazılarıyla sanki kendi halkını uyarır gibi, onlara sopa gösterir gibi bir tavra giriyor. Bence bu noktada gerçekten sosyal ve psikolojik bir sınanma durumu var...

Halbuki, sanki altında çalışan elemanların maaşları kendisine bağlıymış gibi, bir öğretmen veya patron tavrıyla kendi kompleksini nasıl da ortaya koyuyor?!

Bir kaç bin kişilik grubu yönetiyor diye böyle eli maşalı öğretmen havalarına giren insana şöyle demezler mi?

"Yahu sen ne diyorsun kardeşim? Ben fikirlerimi paylaşamaz mıyım? Sen tanrı mısın, tanrıça mısın? Alt tarafı sanal alemde bir grubun var?! Altında kaç kişi çalışıyor senin şirketinin?! Bir grubunun olması seni hak sahibi veya bilge bir kişi mi yapıyor?!.. Herkes haddini bilecek! Sonuçta hepimiz aynı bütünün parçası ruhlarız."...

Vallahi de derler!..


-----------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

27 Mayıs 2025 Salı

Kendini Sıfır Sayma Takıntısı

artworks M9r0ipMnr06SxIWv w4PdGg t500x500

Youtube Sohbet Videolarımın birinde, sevenlerimin çok merak ettiği bir konuya değinmiştim. 'Nasıl bu kadar dinamik, neşeli ve umutluyum?'.. Çünkü bana sık sık bu soruyu soruyorlardı.

Ertesi gün videomun altına gelen yorumlardan biri dikkatimi çekti.

Bir izleyenim şöyle demiş:

"Umut deyinde aklıma hep Ulu Önder gelir."... "Erkeğin güzeli deyince aklıma hep Büyük Kurtarıcı gelir."...

İşte ülkemizdeki 'takık' görüş açısına en somut örneklerden biri!.. Yani ben orada hiçbir büyük insandan, filozoftan veya peygamberden alıntı yapmadan, sadece özgür fikirlerimi doğaçlama olarak anlatmışım. Ama içimizden biri beni izlemiş, çıkmış ve kendi en seçili kavramlarını tümüyle başka birilerine atfetmiş, hatta onlara adamış!??

Ülkemizde çoğu bireyin, kendi gücünü, kendi yeteneklerini ve kendi değerlerini özgürce ele almayıp, hep ortada kabul görmüş birilerine ya da büyük adamlara bağlamak gibi bir takıntı durumu var. Yahu kardeşim sen onu-bunu bırak, başkalarına tüm varlığını adamayı bırak da bir kendin ol! Hatta fikirlerinle kendini yücelt!.. O adandığın büyük adamları yine an, ama kendini sıfırlama!..

Ben de bu psikoloji ile yaşayanlara diyorum ki: "PEKİ SEN NESİN? SEN KİMSİN?"...


Ömer İlhami Dalman
AZRL


Bazı Eşcinseller

Mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir. Bazı erkek eşcinseller kadından da daha kadın gibi davranıyorlar. Sizin karşınızdayken el-kol hareketleriyle, başını boynunun üzerinde sallamalarıyla ve özellikle de ses tonuyla, konuşmasıyla kadından da daha dişi bir görüntü sergilerler. Bunlardan bazıları temelde tam olarak 'kadın gibi' hissetmeyi seçmiştir. Bazılarıysa ne kadın, ne de erkek olmayı kabul etmezler. Kendilerini tanımsız üçüncü bir cins olarak görürler.

Aslında ana tema eşcinsellikse, belki de ikinci saydığım psikolojide olanlar olayı doğru ele alıyorlar diye düşünüyorum. Çünkü kendini tam olarak bir kadın gibi hissetsen, bir yandan penisin var, tam kadın olamazsın. Dolayısıyla bir nevî kendini aldatıyorsun.

Bu durumda, kendini hiçbir cinsel tanıma koymayan eşcinseller belki de ana temayı tam olarak yaşayan ve yansıtan bir tür oluyor. Kadından daha kadınsın, ancak ne kadınsın, ne erkeksin... Hatta bir çok kadına bile dişilikte taş çıkartırsın!..

Her durumda kendine ve dışarı karşı dürüst olana ne mutlu...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

18 Mayıs 2025 Pazar

BAZILARI

36PUnB2.md.jpg

Bazıları; hem hayatını yaşarken keskin dini kurallarla Yüce Yaratan Allah'ın bütün emirlerini kabul ederler ve duaları da kendi hayatlarını temiz kılma adına okurlar, hem de "Ne düşünüyorsun Evren hakkında? Sence de dünya insanından başka zeki insan formlu varlıklar da var mı?" diye sorduğunda, işin o tarafına pek de destek vermezler. Hatta nedense dünya insanı dışında başka insan türleri olduğu gerçeğine aslında içten içe inanmazlar. Ama Kuranı Kerim'de geçen 'yerdeki ve göklerdeki zeki varlıklar' sözlerini ısrarla hatırlattığınızda, Kuranı Kerim'e ters düşmemek akıllarına gelir ve tam samimi olmadan da olsa "Tabii, yüz seksen bin alemi Allah herhalde bir tek bizim için yaratmadı." derler! Sonra başlarını yine yere doğru eğip, dünyevi yaşamlarına gömülürler.

Bunun temelde ne kadar politik ve çıkar amaçlı bir duruş olduğunu görebiliyor musunuz? Dini kuralların ana ilkelerine temelde uyarak, aslında kendi cennetlerini garanti ettiklerini düşünen bu tür ruhlar, sonsuz olasılıklar gerçeğine ve yaratılışa aslında hiç katkıda bulunmayan bireylerdir bence.

Düşünsenize; koca bir ömür yaşıyorsunuz ve kafanızı bir kere olsun hayallerle de olsa gökyüzüne doğru çevirmiyorsunuz! Böylesi tekdüze ve sıradan bir hayata tahammül ettikleri için bu ruhları kutlamak lazım!..


Ömer İlhami Dalman
AZRL

16 Mayıs 2025 Cuma

Sosyal Medyada 'Beğen' yapmak

3rUKBXn.md.jpg

İnanır mısınız; ben sosyal medyadaki hangi platformdaki bir paylaşıma bakarsam bakayım, eğer gözüme değen bu paylaşım bana bir şeyler hissettiriyorsa doğal bir tepki olarak 'beğen' tuşuna basıyorum. Bunu bir katılımda bulunma, emeğe saygı gösterme ve onu taktir etme adına yapıyorum. Beğen'i alan kişi de tabii ki mutlu oluyor. Benim gibi başkaları da beğeniyor ve paylaşım yapan kişi arkasını dönüp baktığında paylaşımının etkileşim yaratmış olması onu mutlu ediyor.

Gördüğüm bir paylaşımı beğenmem için bir markanın, tanınmış ve popüler bir kişinin yapmış olması gerekmiyor. Ayrıca gün içinde beş yüz tane beğeni yaptıysam da parmaklarım yorulmuyor. Çünkü bir şeyleri beğenmek, o nezaket ve katılımcılığı göstermek bence çok sevgi dolu bir eylem...

Diğer yandan ağzınızla kuş tutsanız, ortaya çok ilginç bir paylaşım da yapsanız 'beğen' yapmayan burnu havada, kibirli ve egolu ruhları da sık görüyoruz. Tabii onlar da kendilerini bu şekilde açık eden kişiler olarak tanınıyorlar.

Ben, gözüme dokunan, hayatıma ufacık da olsa temas eden tüm paylaşımları beğenmeye devam ediyorum ve insanı, onun emeğini seviyorum.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

29 Nisan 2025 Salı

Kaypak Strateji

3XHFRv2.md.png

Ne ilginç bir toplumuz... Küresel güçler ve ülkemizi dara sokan batılı ülkelerle ilgili sosyal medyada ve televizyonlardaki haberleri izleyip, bireysel ve toplu eleştiri paylaşımları yapan insanlarımızın hassasiyetini bilirsiniz. Sokaklarda bazı milletlerden bize gelen ithal ürünleri yakanları da sık görüyoruz.

Ancak bunu çok gözlemledim:

Aramızdan bir tanıdığın, bir dostun veya bir akrabanın, bu saydığım türden ülkelerin birindeki en kritik global bir şirketteki 'yöneticilik veya ürün satış' başarısını öğrendiğimizde, sanki o duyarlı vatandaş biz değilmişiz gibi, yüz yüze ve her yerde onun başarısını kutlarız ve yaptığı işi öve öve bitiremeyiz.

Peki nerede kaldı o sağlıktan, global adaletten ve milliyetçilikten yana sergilediğimiz sert tavır?!.. Haa pardon, bu seferki konu bir tanıdık olduğu için, onu mümkün olduğu kadar yağlayalım, övelim ve tebrik edelim ki; onunla ilişkimiz bozulmasın!.. O güne kadar savunduğumuz değerleri, özel durumdan dolayı geçici bir süre iptal edebiliriz!.. Söz konusu ilişkiler, çıkarlar ve olası kazançlar olunca nasıl da dilimizi bir tarafımıza sokarız, değil mi?..

Kanımca bu tür çelişkili stratejinin sebepleri; genel anlamda millet olarak doymamış, refaha erişememiş ve kazancın her türlüsüne açık olmamızdır. Konu mal - mülk edinmeye, mideye, boğaza gelince nasıl da kendimizi yalanlarız!??

Eğer bir duruş sergileyeceksek; bu politikamız her değişen durum karşısında sağlam olmalı ve kimseye torpil geçmemeliyiz.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

21 Nisan 2025 Pazartesi

İdollerin Peşinden Gitmek

3Gz7BFs.md.jpg

Tüm hayatınızı ve odaklanmanızı dünyada yaşayan ve hayranı olduğunuz bir lidere, bir sanatçıya, bir stara veya takip ettiğiniz bir kavrama adamayın. Kimseyi veya hiçbir kavramı algılarınız içinde bu kadar büyütmeyin. Bu sizin öz enerjinizi bağlayacak ve emecek bir eylemdir. Sonuçta gözünüzde büyüttüğünüz o insanların veya takip ettiğiniz kavramların da bu boyuta ait birer ilüzyon ve oyun olduğunu bilin...

Kendi varlığınız, kendi düşünceleriniz, hayata dair tespit ve özetleriniz ön planda yer almalı... Bir idol, bir filozof, bir kaşif veya bir kavram; bunların hepsi toplum ve sizin tarafınızdan kabul dahilinde anlam yüklenmiş ilüzyonlardır çünkü... Ambalajı sizin tarafınızdan sağlanmış göz alıcı paketlerdir. Bunlar sizi öz hedefinizden alıkoyar veya ona ulaşmanızı geciktirirler. Ayrıca o kişi veya kavramların da pek mi umrunda olduğunuzu düşünüyorsunuz? O insanlar veya kavramların, akımların yaratıcıları olaylara sizin gibi yaklaşmadılar ve herhangi bir idolü veya kavramı gözlerinde büyütmeden kendi gerçekliklerini veya hayallerini büyüterek, size sundular.

Bu hayat alanı, kendi varoluşunun senaristi olanların başrol oyuncusu olmalarına izin veriyor ve onları yükseltiyor. Şununla, bununla kendinizi geciktirmeyin ve kandırmayın.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

11 Nisan 2025 Cuma

Özgür Bilinç ve Kurallı Bilinç

3cI25x9.md.jpg

Sadece din kurallarına göre, aşırı disiplinli şekilde yaşayan insanlar Allah'ı sürekli anma, O'na güzellemeler yapmakta ve şükürde olmaktadırlar. Olaylara bakışlarındaki yorumlarında asla belirli bir sınırın ötesine geçmezler ve Allah'a kulluk etmekle yetinirler. Bir çok olayı sorgulamazlar. Genel yaklaşımları "Allah bilir." şeklindedir.

Sınırlar içine hapsedilmesi mümkün olmayan Bilim ve İlim kavramını sorgulayarak ve araştırarak zorlamazlar. Aslında bir nevi oldukları hal ile yetinirler. Bu onların kendi seçimidir.

Onlardan bir filozofluk, araştırmacılık veya büyük keşifler bekleyemezsiniz. Ancak onlarla ilgili olarak şunu söylemeliyim ki; onların teslimiyetine, samimiyetlerine ve iyi niyetlerine güvenebilirsiniz. Çünkü sorgusuz olarak Allah'ın ışığına teslim şekilde yaşarlar.

Bu yönleri ile onları ben de severim. Ancak aslında Sonsuz Yaratılış içinde kendilerini sınırladıklarını da bilirim. Acaba onlara Allah kendilerini sınırlamalarını mı emretti, yoksa kendileri mi buna karar verdi?..


Ömer İlhami Dalman
AZRL

5 Nisan 2025 Cumartesi

Beğen Yapmak çok mu zahmetli?

37CrVBj.md.png

Sosyal Medya Video paylaşımlarında içerik oluşturucuların "Lütfen videoyu beğenmeyi unutmayın." demelerinin aksine, ben, bırakın video paylaşımlarına 'beğen' yapmayı, sosyal medyadaki tüm platformlarda önüme gelen ve bana bir şeyler hissettiren her paylaşıma otomatik olarak 'beğen' yapıyorum. Şimdi bu eylemi yaparken o anki psikolojime kısaca bakalım.

Birincisi, iyi niyet ve nezaket...

O paylaşımı yapanın, benim 'beğen' yaptığımdan haberi olsun veya olmasın, ben bunu o an sadece bir parmağımı oynatarak sevgi ile yapılmış bir taktir hediyesi olduğunu düşünüyorum. Sonuçta ortada bir emek var ve ben o paylaşımı görerek, o emekten faydalanmış oluyorum. Yani yapılan paylaşımın ille de çok derin anlamlar içeriyor veya çok ilginç olması benim için önemli değil... Bu sadece beni yormayan ve sosyal medyanın sinerjisine katılımda bulunmak gibi bir şey...

Benim bu durumumun tersine, dikkat ederseniz toplumun büyük yüzdesindeyse bir 'beğenmeye tenezzül etmeme' durumu hakim... Halbuki, bir anlamda iyi niyet ve taktir ifadesi olan bu eylem o kadar kolay ki!.. Beğendiğini görüverseler ne olur ki?.. İncilerin mi kararır?..

Sosyal Medyada bu 'beğen' yapmaya tenezzül etmeyenlerin bazı kişisel ve sosyal komplekslerde olduğunu düşünüyorum. Sadeleşememiş, alçak gönüllülükle, hatta kendileriyle yüzleşip, barışamamış insanlar...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

23 Mart 2025 Pazar

Seni gidi Küçük UFO'cu seni!

3IuJtnt.md.jpg

Aferin sana İnsancık! Yine kendinle dalga geçilmesine ve çocuktan bir farkın olmadığına inanmamı sağladın!

Hani elinde kırmızı ufak lazer aleti ile kedileri oynatan İnsancık var ya; işte senden bahsediyorum. Seni gidi Küçük UFO'cu seni! Sen eline aldığın lazeri gökyüzünde uçan UFO'ların sağına, soluna tutup, onların hızla yön değiştirmesini mi sağlıyorsun?! Ayyyy yerim seni Küçük UFO'cu!..

Çok mu hoşuna gidiyormuş benim Küçük UFO'cumun UFO'larla oynamak bakayım!?..

Hey Allah'ım Yarabbim! İnsancık var ya İnsancık; ister yazar olsun, ister star olsun, ister entel-dantel, isterse UFO'cu olsun, asla büyümeyecek!.. Nedir bu yahu?! Eline lazeri alan UFO kovalıyor!??.. Bir de sonra kayda aldığı videoları sunarken, büyük bir şey başarmış gibi gökyüzünde uçan UFO'nun nasıl yön değiştirdiğini vurguluyor!? Hayır yani ellerine ne geçiyor lazerle UFO kovalayınca?.. Bilgilerini mi transfer ediyorlar beyinlerine?! Bir selam verip, selam mı alıyorlar? Nedir yani???

Hiç UFO görmemiş, ancak sonsuz bilinç mertebesine yükselmiş insanlar en azından sonsuz varoluş olasılıklarına göre her şeyi normal kabul ederek, bilinçlerini genişletiyorlar. Bu UFO kovalayan İnsancıklarsa onca sonsuz varoluş olasılıklarını benliklerine geçirmeyi bırakıp, olaya halen materyalist şekilde yaklaşmış olmuyorlar mı?.. Alırım elime bir kızılötesi kamera ve lazer, UFO'ları kovalar dururum ben de! Ama bunun benim varoluşuma faydası ne?!..

Ya da şöyle diyeyim: Kolaysa onlara kendini önemsetip de, onlarla temas kursana!.. İşte bunu da yapamıyor bu İnsancıklar.

Buradan gerçek içsel yolculara ve gerçek temasçılara sıcacık selamlarımı gönderiyorum.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

10 Mart 2025 Pazartesi

Üçüncü Sınıf Filmleri de seviyorum.

3f46Znp.md.jpg

Her akşam mutlaka bir film izlemeden yatmayan bir film sever olarak size bir şey anlatacağım.

Bilirsiniz; bazı filmler dünya çapında tanınmış film şirketleri tarafından yapılırlar ve o filmleri gerek sinemalarda, gerek dijital platformlarda en başlarda görürüz ve büyük bir iştahla onları izlemeye koyuluruz. Bu filmler bütçesi çok büyük yapımlardır. Genelde bu filmlerde dünya çapında 'star' kabul edilmiş yabancı oyuncuları görürüz. Gerçekten de bu filmlerde tam da hayal sınırlarımızı genişleten ve bir yandan da ayakları tam gerçekçi şekilde yere basan kaliteli çekimlere şahit oluruz. Bu filmlere kısacası 'birinci kalite filmler' diyebiliriz. Bu filmlerin hedef kitlesi, yapacağı hasılat çok önceden detaylıca belirlenmiştir ve film piyasaya sürüldüğünde, önceden matematiği yapılmış olan bu filmler gerçekten de bekleneni sağlamaktadır.

Diğer taraftaysa bu kategorinin aksine, fazla para harcanmamış, popüler oyuncuların kullanılmadığı, çekim kalitesi de orta ve hatta alt seviyelerde olan, ancak senaryoları oldukça ilginç ve yaratıcı filmler vardır. Bu bahsettiğim film kategorisi yani bildiğin 'kalitesi düşük' olan filmleri içerir. Bu kategorideki filmlere ise 'üçüncü sınıf filmler' demek istiyorum şu an...

Bu arada yazımda sanat filmlerini dışarıda tutuyorum.

Gözlemlerime göre izleyiciler ya ilk başta tariflediğim 'birinci sınıf Hollywood' tarzı filmlere biat ediyorlar, ya da sanat filmlerine... Üçüncü Sınıf filmleri izleyenlerin sayısı sanırım diğer iki kategorinin izleyicilerinden oldukça daha az... Bu ise bende, izleyicilerin genelde pürüzsüz bir kalite ve hatasızlık beklentisinde olduğu düşüncesini yaratıyor.

İşte bu noktada ben bu iki sınıftan ayrılıyorum. Çünkü pürüzsüz kalitedeki birinci sınıf filmlerin izleyiciye verdiği mesajlar o filmlerin arkasındaki akıl ve para desteğini sağlayan kişi ve firmaların onaylarıyla sınırlandırılmış oluyor. Cilalayıp, allayıp pulladıkları bu yüksek kalitedeki yapımların senaryo derinliği de buna oranla sınırlandırılmış oluyor. Toplum genelinin hap gibi yutabileceği, sınırları pek de zorlamayan, kazanç riski içermeyen ürünler ortaya çıkıyor.

Bense, senaristlerin ve yapımcıların işlerini daha özgürce ortaya koyabildikleri 'ucuz ve üçüncü sınıf' filmlerdeki o rahatlığı, umarsızlığı ve derin anlamları çoğu zaman tercih ediyorum. Aşırı efektlerle, usta çekimlerle parlatılıp, cilalanmamış bu filmlerde o kadar güzel düşündüren senaryolar var ki... Oyuncular tanıdık değil ve bu yüzden daha çok kişilere değil, filmdeki olaylara odaklanabiliyorum. Hatta bu kategorideki filmlerin konusu da basit çizgide olanlarını da sık izliyorum. Amerika'daki bir kasabada geçen seri katil hikayesi, sapık katilin bir insanı alıkoyup ona işkence yapması, insan eti yiyen manyakların olduğu küçük bir kasaba filmi gibi şeyler bunlar. Evet, bu tarz filmleri de arada izliyorum ve beklentimi bir kenara bırakıp, kendimi sadece o filmin senaryosuna teslim ediyorum.

Sonuçta film ister birinci kalite, ister üçüncü sınıf olsun, gerçekten de filme olan samimi yaklaşımımdan dolayı bir sürü duygu yaşıyorum ve o filmdeki insanlarla aynı deneyimi yaşayarak, ruhumu zenginleştirmeye devam ediyorum.

Tıpkı hayatımızdaki hayallerle gerçeklerin her zaman örtüşmemesi gibi, filmlere de tek bir objektiften bakmasak bu nasıl olurdu? Ayda kaç kere lüks bir restorana gidip, pahalı yemek yiyorsunuz? Yediklerinizde her seferinde aynı kaliteyi sağlayabilecek gücünüz ve imkanınız var mı?.. Bir sokak restoranından da zaman zaman büyük keyif almıyor musunuz?..

İşte ben bu duygularla sık sık üçüncü sınıf filmleri de izlemekten keyif alıyorum ve algılarım daha çok şeyi alıp, ruhuma katıyor. Tabii seçim sizin...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

3 Mart 2025 Pazartesi

Sadece Yukarı Bakın!

33zywve.md.jpg

Artık gün içinde zamanınızın çoğunu içsel anlamda yukarı bakarak geçirin. Bu ille de dışarıda dolaşırken, başınızı sık sık yukarı çevirin demek değil... Biliyorum; şu an size söylediğim şeyi dikkate alacak insan sayısı dünya üzerinde yaşayan toplumun yüzde onunu aşmayacaktır.

Söylemek istediğim şu ki; Artık üst boyutlardan ayıklama, yani hasat müdahalesi aşırı derecede hızlanmış durumda ve etrafımızı halen bir sürü dünyevi öğe, olay ve kişiler çevrelemeye devam ediyor. İllüzyon tüm öğeleriyle başımıza çökmüş durumda... Evet, belli bir düzeyde bu çoklu etkileşimin içinde olmak zorundayız. Çünkü halen bu gezegenin sınırlı maddi şartlarına göre yaşamaya devam ediyoruz. Gün içinde yüzlerce görüntü görüyoruz, yüzlerce ufak detaya, insanların söylediklerine ve hikaye anlatımlarına maruz kalıyoruz. İş yapıyoruz, sosyal platformlarda paylaşımlarda bulunuyor, yazılar yazıyoruz ve okuyoruz.

Kısacası gün boyu enerjimiz dört bir yandan gelen parazitlerle delik deşik oluyor ve günün sonunda kendimizi zihnen ve bedenen yorgun hissediyoruz. Tam da kendimizle yalnız kaldığımızda, o yorgunlukla nereye ve neye odaklanacağımızı şaşırarak, en hızlı şekilde bizi dinlendirecek bir şeyler yapıyoruz. Televizyonda bir film izliyoruz. Belki kitap okuyoruz, belki de erkenden kendimizi uykuya teslim ediyoruz. Peki, bu böyleyken; yüksek boyutlardan bizi yükseltmeye, arındırmaya çalışan enerjiler artarak gelmekteyken, bu yükseliş şartlarına ne derece uyum sağlayabiliriz sizce? Alıştığımız yaşam stilleri ve ona ait öğelerle iç içe bir şekilde sizce yükseliş şartlarına dahil olabilir miyiz?..

Cevap: Yükseliş Şartlarına alışılmış, sıradan yaşam stilleri ile uyum sağlayabilecek olan varsa, lütfen neler uyguladığını bize de anlatsın!..

Yazımın en başında ifade ettiğim daha sık 'yukarı bakma' eylemini şimdi size kısaca açacağım.

Artık ayıklayıcı enerjiler çok güçlü şekilde çalışıyor ve mutlaka şöyle bir içsel duruş uygulamanızda fayda var. Günlük işlerinize son verdiğinizde, mutlaka ne şekilde yapıyorsanız, özel olarak içe yönelin. Bu bir ibadet şekli de olabilir, meditasyon da olabilir.

Ancak stratejiniz şöyle olmalı:

Meditasyona veya uyguladığınız ibadet egzersizine kapandınız... Gözleriniz açık olsun veya kapalı olsun, kafanızın üzerinde sanki kum saatinin sıfır noktası varmış gibi o alana doğru odaklanın. O 'ara nokta'nın altında olan alan bedeninizle bütün olan varlığınızdır. Yani buradaki benliğinizdir. Ara noktanın üstünde olan alansa sıfırdan sonsuza açılan bölümünüz olarak düşünün. Kum Saatinin üst tarafı...

Yapmanızı önerdiğim teknik, tam da bu odaklanmadayken, dünya ile yani kum saatinin alt bölümüyle olan bağlantınızı tamamen kesmek ve sıfır noktasının üzerindeki üst benliğinize odaklanmanız ve o alanda olmanızdır. Çünkü üst boyutlarla ancak bu odaklanma halindeyken bağlantıda olabilirsiniz.

Peki, bunu neden yapmanız gerekiyor?..

Az önce size belirttiğim gibi, üst boyutlardaki birlik, dünyada yaşayan ruhlara bir ayıklama ve hasat uygulayarak, uygun olanları bir üst katmana almak için yoğun girişim halindeler. Dünyevî stratejilerin hiçbir geçerliliği kalmayacaktır. Artık bu ağır maddî varoluş alanına tutunmamamız gerekmektedir.

Bu yüzden, sadece yukarı odaklanın ve yukarı bakın! Gözünüz kapalı veya açık farketmez...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

14 Şubat 2025 Cuma

Sosyal Medya Yaşlıları

2pcrs6J.md.jpg

Kendini yaşlı hissedenler, gerçek hayatta olduğu gibi sosyal platformlarda ve whatsapp'ta da yaşlı hissettiklerini belli ediyorlar. Halbuki sosyal platformlarda veya whatsapp'ta fizîken yoksunuz ki?.. Orada da yaşlı tavırlarda olmanıza ne gerek var?.. Normalde yaşınızı almış olmanızın aksine, oralarda neden daha genç, dinamik ve sınırsız takılmayasınız ki?.. Bu bazılarına neden ağır geliyor?

Bir Facebook veya whatsapp grubunda amaç nedir? İçinden gelen duyguları veya önemli gördüğün şeyleri temsîlen özgürce bir şeyler paylaşmak değil mi?

Bu konuda kendi başıma sık gelen bazı durumlardan örnek vereceğim size kısaca...

Çeşitli Whatsapp gruplarında ben de varım. Bunlardan bir tanesi, geçmişimden kendi yaşıtlarımın olduğu bir grup ve orada uzun süredir kendi işimle ve sohbetlerimle ilgili bir çok paylaşım yapmıştım. Grupta genelde tüm üyeler "Günaydın", "Grip oldum. Şu kadar gündür yatıyorum.", "Başın sağolsun arkadaşım.", "İyi ki doğdun feşmekân." gibi sadece günlük mesajlar paylaşıyorlardı. Ben de bütün gün sadece o günün münferit olayı üzerine bir örnek şekilde akan mesajları sığ ve çocukça gören biriyim. Ürettiğim şeyler ne ise kendi alanımdan katkılar olarak o tür şeylerimi paylaşıyordum. Yani ölenle, doğanla, hasta olanla bir gün boyunca aynı duygularda olacak değilim ya?..

Bir gün uyarı aldım. Orası sadece birbirimizle haberleşmek için kurulmuş bir grupmuş. Ben ürettiğim dijital içerikleri ve sohbetlerimi paylaşınca insanlar rahatsız oluyorlarmış. Zaten herkesin bir sürü derdi varmış. Bense orada çocuklar gibi bir sürü içerik paylaşıyormuşum???

Bunları uyarı mesajı olarak okuyunca önce kızdım ve gruptan çıktım. Bir kaç hafta sonra bana özelden bir üye mesaj attı. Çıkmama gerek olmadığını filan söyledi. Belli ki o üye aslında benim oradaki varlığımdan memnundu. Benim de geçmişimden sevdiğim insanlar olduğundan, "Bari BÜYÜK yöneticiye bir mesaj atıp, geri alınmamı sağlayayım." dedim.

BÜYÜK Yönetici de beni aradı ve açıkça az önce anlattığım eleştirileri yaptı.

Ne bileyim? Bari bağım kesilmesin diye alttan aldım ve o günden sonra "Bari grubun tüzüğüne uyayım." dedim. Yani etliye-sütlüye dokunmayacaksın. Fazla yaratıcılık sergilemeyeceksin. Olan ve duyurulan o günkü olay neyse, sadece tek cümle ile katılımda bulunacaksın ve lafı da fazla uzatmayacaksın!.. BÜYÜK Reis'ten duyduğum şartlar aynen buydu!??

Şu an hala orada kalmak için sabrediyorum.

Az önce kahvemi aldım, monitörümün başına geçtim ve yine gruptaki bir üyenin doğum günüymüş. Satırlar dolusu kutlama mesajlarına bir kutlama mesajı da ben ekledim. Tüm gün o üyenin doğumunun sağlanması için kutlama mesajları atılacak ve asla, kat'a farklı bir konuda paylaşım yapılmayacak!? Yani kızcağız bütün gün doğmak için teşvik edilecek!

Ve yine az önce aklıma bu yazıma başlama sebebim olan giriş cümlem geldi.

"Kendini yaşlı hissedenler, gerçek hayatta olduğu gibi sosyal platformlarda ve whatsapp'ta da yaşlı hissettiklerini belli ediyorlar." Çünkü farklı konulara, faydalı bilgilere, uzun sohbetlere ve en önemlisi de coşkuya kendilerini kapatmışlar!.. En sakat nokta da bu!.. Henüz yaşınız 50'nin üzerindeyken bu tahammülsüz ve olaylara kapalı hale geldiyseniz; işte siz gerçekten ruhen de yaşlanmışsınız!

Bugün Devlet Büyükleri bile bizi sizin kadar sınırlandırmıyor. Bu neyin kafası, neyin tüzüğü, neyin büzüğü???

Sizler kim bilir 70 yaşına gelince ne durumda olacaksınız?.. Alzheimer olanlarınızı şimdiden karşımda tek tek görüyorum ve üzülmüyorum. Sadece gülüyorum!

Genç Ruhlara selam olsun!


Ömer İlhami Dalman
AZRL

31 Ocak 2025 Cuma

Gerçekten Hazır mısınız?

2ZomGgn.md.jpg

Çok yakında, artık konvansiyonel iş üretme yöntemlerine ihtiyaç kalmayacak. Şu an sadece yüzünün bir bölümünü göstermiş olan Dijitalleşme, dünyaya tam olarak yerleştiğinde hayal bile edemediğimiz şartlarla yaşamaya başlayacağız.

"Yaşamak hiç bu kadar kolay ve zevkli olmamıştı!" diyeceğiz. Her sabah deli takıklar gibi aynı saatte kalkıp, yüzünü yıkayıp, duşunu alıp, giyinip, iş yerine mesai saatinde yetişme endişesi olmadan, altında pijamasıyla, masasında kahvesiyle, çayıyla milyonlarca para kazananları göreceğiz!.. Ve bu insanların çoğu genç yaşta veya genç anlayışta olanlardan olacak.

Herkesin dükkanı, oturduğu yer olacak. Kalkıp bir yerlere gitmek, sadece canları istediği zaman olacak. Zaruri yolculuklara, yol parasına, zaman kaybına gerek yok!..

Yazarın, ressamın, tüccarın, esnafın, öğrencinin, yaşam koçunun dükkanı, oturduğu rahat koltuğu olacak ve maneviyat da bir o kadar bizlere yakın olacak. Çünkü eski günlerde sarf edilen onca çabanın, enerjinin, paranın ve zamanın önü kesilecek. İnsanlar kendileri ile daha çok yüzleşecek ve bu şartları akılcı şekilde kullananlar daha içselleşecek ve manevi alanda yükselecek. Bu duruma uyum sağlayamayanlar, ya bunalıma girecek, ya da sosyal medyanın çoğulluğu karşısında kafayı yiyecek.

Böylesine bir rahatlığa ruhen gerçekten hazır mısınız?


Ömer İlhami Dalman
ARIZA ADAM