dürüstlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dürüstlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2026 Cuma

Onlarla 'Aynen Onlar gibi' oynayın!

CZBTiEN.jpg

Hani siz ne kadar samimi ve hesapsız davransanız da, karşınızda samimi olmayan ve söyledikleriniz hakkında renk vermeyen hesapçı insanlar vardır ya... Onlara karşı sürekli samimi ve net davranmaya devam etmek yerine, siz de onlara sık bir şeyler anlatmayın ve onlara bir şey anlatmanız gerekse bile, hiç detaylı açıklamalara girmeyin ve sözünüzü veya ona yazdığınız bir mesajı kısa kesin. Yani onlara ayna olun. Bırakın, o samimiyetsiz ve hesapçı kafalarıyla sizden sonra oturup onlar düşünsün!..

Bu çok eğlendirici olmaz mı?.

Yani samimiyetsiz, hesapçı entrikacılara karşı siz de onlar gibi oynayın!.. Nasıl olsa ne kadar samimi ve açık da davransanız, onlar bu davranışınızın güzelliğini göremeyecekler. Ne gerek var kendinizi zorlamaya, daha iyi ve daha samimi olmak için beyninizin suyunu sıkmaya?..

Onlarla aynen onlar gibi oynayın ve geçin gidin.


AZRL
Ömer İlhami Dalman

20 Ocak 2026 Salı

Evde Pijamalarla

frJdSFp.jpg

Artık çoğumuz, iyi durumda olduğumuzun, keyifli ve mutlu olduğumuzun hesabını sürekli sosyal medyaya vermeye zorunlu hisseder olmuşuz. İlla ki keyfimizin yerinde olduğunu, etkileşim içinde olduğumuz bir sürü insana bildirmeyi görev bilmiş haldeyiz.

Sanki iki gün boyunca durumumuzu sosyal medyada sergilemesek, "İnsanlar belki de benim şu an iyi olmadığımı düşünebilirler." diyerek, ne yaşıyorsak, onu iki, hatta üç ile çarparak, illa ki o platforma yansıtıyoruz. İşin garibi, genelde oraya, kötü veya morali bozuk hallerimiz hiç yansımıyor!? Çünkü hep onların gözleri huzurunda kendimizle ilgili 'Aaaa! Baksana yine gayet keyfi yerinde... Baksana nerelere gitmiş, nasıl da mutlu...' denmesini istiyoruz.

Tabii sonuç ne?..

Genelde çarşı başka, ev başka!.. Çünkü sadece olmasını istediğimiz hayalin, renkli fırçalarla bezenmiş bir tablosunu sunuyoruz.

Önemli olan ne peki?..

Önemli olan; bütün dış etki ve kişilerden koparak, sadece kendimizle kaldığımız o saf anda neler hissettiğimiz... Yani sergilediğimiz vitrinin arkasında da keyfimiz yerinde mi?.. Bağlantıda olduğumuz, bu hayata dair her şey ile bilinç bağımızı kestiğimizde, kendi sessizliğimizde kendimizi iyi ve mutlu hissediyor muyuz?..

Hayat alanında bir şeyler ortaya koyduktan sonraki o kimsesiz halimizde de mutlu ve rengarenk hissediyor muyuz?..

Buna cevabınız evetse, bir kez daha sizinle tanıştığıma memnun oldum!.. Sizi gerçek halinizle, evde pijamalarınızla görmeme izin verdiğiniz için teşekkür ederim!..



----------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

31 Temmuz 2025 Perşembe

Hangisi daha Gerçek?

71NVsyQJ9XL. AC UL600 SR600,600

Şunu hiç unutmayın ki; hayatımızda tecrübelerimizi, kazanımlarımızı ve çıkarımlarımızı sık sık paylaştığımız ve alkış topladığımız bir sosyal medya var. Bir de; kendimizle tamamen baş başa kaldığımızda yaşadığımız derinlik, bilgelik ve huzur var.

Hangisi daha gerçek derseniz; tabii ki kendimizle baş başa kaldığımız hal tam gerçek... Diğeri kendimizin sunumu ve vitrini... Çünkü birilerine bir şey ifade etmeye girdiğimiz an artık o eylem bir sunum halini alır ve toplumsal rollerimizi de üzerimize giymemize neden olur. Tıpkı, dışarıda bir görüşmeye giderken giyinip, kuşanmamız, evde eşimizle veya tek başımıza zaman geçirirkenki pijama ile kendimiz olmamız gibi...


AZRL
Ömer İlhami Dalman

29 Nisan 2025 Salı

Kaypak Strateji

3XHFRv2.md.png

Ne ilginç bir toplumuz... Küresel güçler ve ülkemizi dara sokan batılı ülkelerle ilgili sosyal medyada ve televizyonlardaki haberleri izleyip, bireysel ve toplu eleştiri paylaşımları yapan insanlarımızın hassasiyetini bilirsiniz. Sokaklarda bazı milletlerden bize gelen ithal ürünleri yakanları da sık görüyoruz.

Ancak bunu çok gözlemledim:

Aramızdan bir tanıdığın, bir dostun veya bir akrabanın, bu saydığım türden ülkelerin birindeki en kritik global bir şirketteki 'yöneticilik veya ürün satış' başarısını öğrendiğimizde, sanki o duyarlı vatandaş biz değilmişiz gibi, yüz yüze ve her yerde onun başarısını kutlarız ve yaptığı işi öve öve bitiremeyiz.

Peki nerede kaldı o sağlıktan, global adaletten ve milliyetçilikten yana sergilediğimiz sert tavır?!.. Haa pardon, bu seferki konu bir tanıdık olduğu için, onu mümkün olduğu kadar yağlayalım, övelim ve tebrik edelim ki; onunla ilişkimiz bozulmasın!.. O güne kadar savunduğumuz değerleri, özel durumdan dolayı geçici bir süre iptal edebiliriz!.. Söz konusu ilişkiler, çıkarlar ve olası kazançlar olunca nasıl da dilimizi bir tarafımıza sokarız, değil mi?..

Kanımca bu tür çelişkili stratejinin sebepleri; genel anlamda millet olarak doymamış, refaha erişememiş ve kazancın her türlüsüne açık olmamızdır. Konu mal - mülk edinmeye, mideye, boğaza gelince nasıl da kendimizi yalanlarız!??

Eğer bir duruş sergileyeceksek; bu politikamız her değişen durum karşısında sağlam olmalı ve kimseye torpil geçmemeliyiz.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

2 Nisan 2025 Çarşamba

Çöpe 'çöp!' diyorum. (Akrep)

3RgBz6F.md.jpg

Doğrucu, patavatsız bir burçmuş akrep. Her dediği çıkarmış. Hisleri aşırı kuvvetliymiş. 'Pat' diye söylermiş hissettiklerini, onlara tam güvendiği için.

Ve şu doğrular! Ah şu doğrular!..

Kaç kere başım yandı bir bilseniz!.. Kaç kere tefe kondum çoğu kez suçlu ben olmadığım halde. Sadece adam gibi, 'pat' diye gerçek gözlemlerimi ortaya koyduğum için...

Halbuki nedir bu 'doğrular karşısındaki panik'?.. Neyi korumak için acımasız oluverir insanlar pasparlak gerçekleri duyunca?.. Kime, neye borçları var veya hangi yanlış insanları korumak zorunda hissederler kendilerini de; gerçek yüzlerine 'pat' diye vurulduğunda günahsıza karşı acımasız olurlar?.. O şiddetli ışıktan mı korkarlar kendi binlerce gölgeleri yok olacak diye?..

Neden gerçek olana teslim olmazlar ve direnç gösterirler?.. Neden korkarlar?..

Ah şu doğrular ah!..

Ah benim akrep burcum ah!..

Zorunlu şekilde bağlandıkları sahte değer ve erdemleri kırıp, çöpe atmak mı suçumuz?.. Çöpe 'çöp' demeye direnmek neyi kazandırır onlara?..

Çöpe 'çöp!' diyorum bir kez daha ve Akrep olmaya devam ediyorum.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

26 Mayıs 2022 Perşembe

Kendimim inan

Sorularım samimiyet
bütünleşme çabası
değil sorgu
değil baskı...

Muhabbet amacım
maksimum birlik
yok çekincem
yok idarem
neysem oyum
değil sanrı...

Derdim sadece Aşkım
bir öpücük
bir bakış
laf, iki kelam...

O kadar 'çok' ki her şey
kayıp anlar
kaçmış odaklar
Aşk yalnız
sadece bize bakar.

Kaderim belki hep
yanlış anlaşılmam.
Yok ki derdim kendimle
ondan umarsız
bu rahatlık

ne bu endişe, bu korku?
Ben sadece kendimim inan...


AZRL

18 Ağustos 2021 Çarşamba

Şeffaflaşın ve Genişleyin!

Daha fazla dijitalleşin!

Ama bunu; bedeninizle sınırlı kalmayıp, daha çok ruhta olmak gibi yapın!

Boşa harcamayın...

Boyutumuz hızla yükseliyor. Daha saydam duruşlar, sonsuz kabuller, sonsuz ihtimallere doğru değişimdeyiz. Çeperlerinizi saydammış gibi hayal edin ve maksimum özgürlükte, dürüstlükte geçirimli hale getirin. Korkacak, çekinecek bir şey yok. Hepsi insani kabullerinizdi. Yaşadığınız her şey siz tam açık oldukça normal... Normal olduğunu kabul edin. Çekinecek hiç bir şey yoktu; sadece siz öyle kodlandınız ve kısıtlandınız.

Ne olmuş yani o zaman hataya düşmüşsen?..

Ne olmuş o işten hakkından fazla para kazandıysan?

O yakışıklıya arzu dolu gözlerle baktıysan?

Ne olmuş ortamı idare etmek için birilerine yalan söylediysen?

Hepsini kendine itiraf edecek kadar dürüst olduysan; artık sorun yok!..

Gerçekten seviyorsan ve onunla tam bütünsen artık sorun yok!..

Filmi onunla birlikte çekinmeden izliyorsan artık sorun yok!..

Bu yüzden daha fazla dijitalleşin!

Sevincinizi, üzüntünüzü, bir konu hakkındaki düşüncelerinizi, yediğinizin içtiğinizin fotoğraflarını aslında içinizdeki bütünleşme, bir olma güdüsüyle paylaşıyorsunuz. Kökünüz sizi tüm uzantılarınızla tam bütünlük içinde olmanız için ittiriyor. Detaylarınız sizi dışarı karşı kapalı ve endişeli halde yaşamanıza neden olan dünyevi eklentiler sadece ve yakında bu detaylar bu boyutta artık önem arz etmeyecek! Maksimum düzeyde şeffaflaşın ve bekleyin!

Sonsuz özgürlüğe, kendiniz olmaya ve sansürsüz olmaya hazır mısınız?

Bu yüzden şimdi dijitalleşme aşamasındayken, şeffaflaşın ve genişleyin. Şu anki bu model sizi topyekun sonsuz geniş bir ruh olma aşamasına hazırlıyor.


ARZ

11 Ağustos 2021 Çarşamba

İlişkide Doğru Tepkiler

Yüksek Bilinç yolundaysanız; kendinizi düşündüğünüz kadar ilişkide olduğunuz kişiyi de aynı oranda düşünmek zorundasınız. Kendi özgür ifade ve eleştirilerinize meydan verdiğiniz gibi, aynı özgürlük ve rahatlık hakkını karşınızdakine de vermelisiniz.

Örneğin herhangi bir konuda kesin tanımlı bir cümleyle eşimi eleştirdim veya kesin tanımlı bir şekilde ona bir konu hakkında soru sordum. Halk arasındaki deyimiyle yaptığı bir eylem ile ilgili ona 'hesap sordum'. İnsanlar soru sormalıdırlar, bazen hatalı soru da sorabilirler kendisini veya karşısındakinin o anki halini daha iyi anlamak için. Böyle bir durumda; karşımızdaki kişinin de özgürce, endişe etmeden ve tam da kendi olarak bize bir tepki göstermesine veya cevap vermesine izin vermeliyiz.

İşte bu zaten durumu özgürce ve sansürsüzce masaya yatırmak demektir ki; en adil olan da budur. Hakkında soru sorulan durum her neyse; bu rahat ve özgür şartlar içinde cevap alınır, tepki varsa tepki alınır ve durum açıkça ortada izlenir. Böylece iki taraf da yine özgürce, kendi olarak kendi eylemlerine cesaret kaybetmeden devam edebilirler.

Eğer sorular veya eleştiriler karşısında 'kuyruğunu kıstırma' gibi bir korku ve endişeyle cevap verirseniz, bu sizi, bir sonraki bireysel karar ve eylemlerinizde engelleyen, özgürlüğünüzü kıran bir durum yaratır. Bu yüzden karşı tarafın size sergilediği davranış ne olursa olsun, ürkmeden, sinirlenmeden ve kendi kararlarınızdan ödür vermeden ona tepkinizi göstermeniz gerekir. Tabii bütün bu davranış tariflerim, içinde 'kırıcı olmamayı ve birlikte hareket etme güdüsünü de' barındırmalıdır.

Cesaret, özgürlük, dürüstlük ve aşkla...


ARZ

10 Mayıs 2021 Pazartesi

Yüksek Bilinci Yaşamına uyarla

Düzenli ve yoğun şekilde meditasyon yaparak, sık sık heplikte ve hiçlikte aynı anda nötrlenip, teslim ol'uyorsan; bu şeffaflık, açıklık, teslimiyet içeren ve masumca özgürleşme halini yaşamına da mümkün mertebe uyarlaman gerekir. Çünkü vardığın o hiçlik noktasında kabuller sonsuz, vicdan sıcacık, kişisel ego minimum ve açıklık hakimdir.

Günlük yaşamına fiziken ve zihnen döndüğünde sevdiklerine ve diğer insanlara karşı kabulcü, açık-dürüst, cesur ve bütünleşme tavrı içinde ol'mazsan; defalarca girişerek dahil olduğun Yüksek Bilinç titreşimleri seni hayatında çıkmazlara ve sert sınanmalara itecektir.

Bu yüzden ideal noktada düşüncelerin ve hislerin neyse; bunu yaşamına da maksimum derecede uyarla, ya da en baştan o kadar büyük oynama.


ARZ

Dobra Delikanlı

Dobra bir Delikanlı görüyorum
sıfır sıkıntı alabildiğine
cesur, umarsız, dürüst
idaresiz...

Dobra bir Delikanlı görüyorum
kadın ya da erkek
olduğu gibi ortada
elinde ne varsa
endişesiz...

Sırları dökülmüş ortaya
helalleşmiş
affetmiş
sonsuz özgür...

Dobra bir Delikanlı görüyorum
yüreğinde renkler, sevgi, aşk
kabulde kılıfsız
kendi gibi...

Niyet belli
sansürsüz fazlasız
elinde ne varsa o...

Dobra bir Delikanlı görüyorum
kadın ya da erkek
olduğu gibi ortada

selam ol'sun tüm Delikanlılara...

15 Şubat 2021 Pazartesi

Piçlerin Dünyası

Sağdan geleni
yandan yanaşanı
arkadan yavşayanı
alışamadım iki yüzlülüğe
piçlerin dünyası...

Boynuna sarılanı
belaltından vuranı
yüzüne gülüp arkandan satanı
alışamadım sana
piçlerin dünyası...

Mertlikte tavanda
sansürsüz açıklıkta
kendinden aydınlanmada gönül
uluorta kendin gibi gelsen
nelere izin veririm inan
ama
alışamadım sana
piçlerin dünyası...


ARZ

14 Temmuz 2020 Salı

Görmezler

Her şeyi görmek isterler inanmak için.

Kendi içlerindeki sonsuzluğa bir kere olsun teslim olup, oradan açılan pencereden tüm gerçekleri hemen görmeseler bile onların kokusunu çekmeyi hiç düşünmezler. Görmenin, koklamanın ve duymanın ötesinde 'düşünce'nin olduğunu önemsemezler. Çünkü çoğu bilmeden dahil oldukları sistemin düşük titreşim ve yaşam stilini sorgusuz benimsediler.

Görmenin de bir zamanı olduğunu düşünmezler. İnsanlık olarak ortak bilinç titreşim seviyesi yeterli noktaya gelmediği halde, kendilerinde her şeyi bilmeye hak görürler. Bunun yanında bir de, ihtişamla dolu kozmosa ve bilinmeyenlere dalgacı ve eleştirel gözle bakarlar!? Acaba ileri seviye zekaların şu an kendilerine ne gözle baktıklarından haberleri var mı?..

Sonsuz Varoluşun onlara ne borcu var ki; bütün bu ilkel düşük titreşimlerine rağmen özveride bulunup, onlara bütün ihtişamıyla kendini belli etsin?.. Hala derin düşünenlerle ve kozmosdaki yaşam belirtileriyle, inanmadıkları için dalga geçen bir insanlıkken, mucizeleri hayatlarına dahil etmeleri nasıl mümkün olsun?..

Her şeyi görmek isterler inanmak için. Ancak sözüm ona çok yoğun hayatlarında, günde yarım saat ayırıp da kendi içlerini görmezler.


Ömer Dalman
ARZ

13 Temmuz 2020 Pazartesi

Doğru İyileştiriciyi seçmek

Ortalık artık çok fazla İyileştirici olduğunu söyleyen insanlarla dolu.

Bunların bazıları gerçekten gönülden iyileştirici ve dürüst. Bazılarıysa bu olaya tamamen bir iş gibi bakıyor ve kendini marka haline getiriyor. İyileştirmeyi gönülden ve samimi şekilde icra edenlerin tabii ki kendilerini bir marka haline getirmesinde yanlışlık yok, ancak böyle birinin insana yakın, samimi ve gönülden yardımcı olup olmadığını anlamanız, onlarla bire bir iletişiminiz gerektiğinde ortaya çıkar.

Bir İyileştiriciye başvururken, çok samimi ve yardım isteyen saf bir insan duruşu sergilediğinizde, karşı tarafın size karşı sergileyeceği tavır çok önemlidir. Bir sebeple size bazı detayları iletmiyorsa, bazı sorularınızı üzeri kapalı geçiyorsa, yakınlığınızdan rahatsız oluyorsa ve sürekli bir adım geri duruyorsa mutlaka ortada bir kurnazlık vardır. Tabii ki bir İyileştirici maddi anlamda hakkını almalıdır, ancak onda içten içe bir ketumluk ve samimiyetsizlik sezerseniz; o kişi ya uğraştığı işe derinlemesine hakim değildir ve kendi gerçek yüzünü sizden saklıyordur, ya da dünyevi çıkarları doğrultusunda tıpkı sığ düşünen bir iş adamı gibi kar-zarar hesabı içindedir. Halbuki iyileştirme gibi doğrudan insanı konu alan bir alanda samimiyet, açıklık ve dürüstlük temel esaslar değil midir?

Bir iyileştirici, onunla bir nedenle iletişime girdiğinizde sizin kafanızda bu soruların oluşmasına neden oluyorsa lütfen ona güvenmeyin ve Yaratan'a, karşınıza doğru zamanda doğru insanı çıkartması talebinde bulunun. Sahtecilik ve doğruculuk her alanda kendini gösteren iki zıt değerdir.


Ömer Dalman
ARZ

7 Temmuz 2020 Salı

Senarist

Kapıdan bir adım dışarı atmadan, ayakabılarını giymeden, o şık paltonu üzerine geçirmeden görüş benimle...

Yok gerek bir sürü hazırlığa, saçını taramaya, parfümünü sıkmaya...

Adımını attığın an dışarıya, her ne kadar 'bu benim!' desen de; rollerdesin... Evde görüş benimle tam kendin olarak. Sığınmadan dışarıya, katman katman gizlenmeden kendinden...

Onlar için, onlara daha iyi görünmek için giyiniyorsun, süsleniyorsun, takıp, takıştırıyorsun. Toparlasın diye yakalarını kravat takıyorsun. Vatkalı omuzlar aslında olmayan omuzlarını daha geniş göstersin diye... Yapma! Benden ve kendinden kaçma...

Saklanıyorsun...

Karınlayken, kocanlayken giyinip, hazırlanıp mı sohbetliyorsun? Ondan mı saklanıyor musun?.. Kaç kişiye tam olarak kendinle gidiyorsun?

Kapıdan bir adım dışarı atmadan, ayakkabıları giymeden, o şık paltonu üzerine geçirmeden görüş benimle. Dışarı çıktığın an rol başlıyor. Kendi hikayenin baş rol oyuncusu olarak değil, dümdüz o hikayenin senaristi olarak gel bana.


Ömer Dalman
ARZ

25 Haziran 2020 Perşembe

Harikalar Diyarı

Mahçup ettiğimde
üzülürüm arkasından
havasını almak değil işim dostun.
bir bilseler 'çocuk' olduğumu
kalbinde çılgın heyecan
Harikalar Diyarı gönül...

Bilse dost taşıdığı yükü
taş atmazdı boşaltıp bir elini.
tutardı sımsıkı itinayla
ezmemek için dostu
kutsardı maharetini
başarı sayardı başarısını
kalbinde çılgın heyecan
çocuk olurdu çocukla...

Mahçup ettiğimde
üzülürüm arkasından
dostun.
Bilmem ki hesaplarını
kibrin, üste çıkmanın
yardım istendiğinde
sessiz kalmanın...

Kendindir mahçup eden kendini
tutan sensin terazini
herkese hemen dost deme
ne kadar yakın görünse de
sende kalsın gönlün anahtarı

kalbinde çılgın heyecan
Harikalar Diyarı gönül...


Ömer Dalman
ARZ

24 Haziran 2020 Çarşamba

Düşman oldu

Eski akbabalar insan oldu
yan ceptekiler sahne buldu
neydi kaybettikleri de
eski kankalar düşman oldu?

Yalanla gerçek karıştı
doğrudan koku kalmadı
neydi alamadıkları da
eski kankalar düşman oldu?

Göremediler mi en baştan?
yazık değil mi geçen bunca zaman?
kördüler de neyi gördüler?
eski kankalar düşman oldu.


Ömer Dalman
ARZ

19 Haziran 2020 Cuma

İş bitiyor mu?

Sizce kare kare UFO'ların fotoğraflarını çekmekle veya onların videolarını kaydetmekle iş bitiyor mu?..

Sizce gizem bilimlerle iç içe olmakla, insanlara çözümler önermekle, şifa vermekle ve öğretmenlik yapmakla iş bitiyor mu?

Daha alta da inelim hatta.

Sizce görüşlerine katıldığınız bir liderin veya herhangi bir felsefenin neferi olmakla iş bitiyor mu?

Bunların hepsi senin düşüncende geldiğin noktalar, seviyeler ve tanımlamalardır. Bunlar sadece seni toplumun karşısında sergilediğin ve kendinin kendine yakıştırdığın sıfatları anlatır. Bununla iş bitmiyor. Peki başka ne lazım o zaman?..

Edindiğin veya düşünsel olarak vardığın nokta ve tanımlar ne olursa olsun; edindiğin bu birikimin ve gücün hayatına geçmesi gerekir. Hiçlikten bizzat geçmen gerekir. Sıfırlanmayı yaşaman gerekir. Bu oluş halini gerçekleştirip, gerçekleştirmediğini de sen ve bazıları anlar. Göstergeleri ise şunlardır:

Gerçek açıklık ve samimiyet.

Vicdan.

Beklentisizce birilerini sevmek.

Başkalarını da taktir etmek.

Kendini ve herkesi affetmek...


Ömer Dalman
ARZ

Sosyal Medya ve Kayıt Melekleri

Eskiden bir insanın, bir dostunun veya bir yakınının söylediği bir şeye veya ortaya çıkardığı bir ürünü taktir etmek daha fazla yürek isterdi. Çünkü bu taktirini veya tebriğini ona göstermek ve onu mutlu etmek için daha bir gönülden davranmak zorundaydın. Karşısına geçer veya ona bir telefon açar, "Ayyy harikasın sen! Ne güzel bir şey yapmışsın!" şeklinde ona bunu sözle söylerdik.

Peki şimdi nasıl?..

Her şey sessiz ve sinsice ilerliyor.

Şimdi bu, doğrudan karşı tarafı arayıp veya onunla yüzyüze oturup onu onore etme oranı en alt düzeyde... Artık sosyal medyada, taktir etsen de, etmesen de pek de sorun olmuyor ya... Sinsilikler, sessiz eleştiriler ve suya sabuna dokunmadan tebrik etmek için bulunmaz bir nimet!..

Bir "beğen" çakıyorsun; altına bir kaç cümle yazmana bile gerek yok... Ya da "beğenme" çakıyorsun, basıp gidiyorsun. Haaa! Hiç mi bulaşmak istemiyorsun? Ne "beğen", ne "beğenme" çakmıyorsun; yine o sesiz yerine sinip, etrafı izlemeye devam ediyorsun. Ortam artık o kadar elverişli yani!..

Tamam, bunlardan herhangi birini seçerek davranmanız bile bir derece ilgi alakadır, ancak işin kötü tarafı; bunu bile yapan o kadar az sayıda eş-dost var ki artık hayatlarımızda?.. "Demek ki; edindiğimiz, o yıllarımızı paylaştığımız eşin, dostun aslında hemen hemen hepsi yalanmış." diye düşünüyor insan. Kalıyor elde sadece üç-beş... Yanlışsa lütfen söyleyin? Hiç sanmam. Durum gerçekten de bu...

Olan şu ki esasen: Aslında sosyal platformlar gerçekten kim olduğumuzu, kimleri sevdiğimizi ve neyin peşinde olduğumuzu en kısa yoldan ortaya çıkartan çok faydalı bir kavram... Adeta omuzlarımızın üzerindeki kayıt melekleri gibi her şeyi kaydediyor. Ya bizi daha çok biz yapıyor, ya da hangi çukurun içine doğru çekimdeysek, bizi en sessiz şekilde doğrudan o çukurun derinliklerine doğru itiyor.

Tatbikat alanı burası dostum. Sesini çıkartarak veya sinsice yerinde bekleyerek, eninde sonunda yine ve yine sadece samimi, sevgi dolu ve dürüst olan kazanıyor. 2100 yılına da gelsek bu işleyiş asla değişmeyecek.

İnsan olan kazanacak.


Ömer Dalman
ARZ

17 Haziran 2020 Çarşamba

Karanlık Diyar ve Papatya

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken; her tarafı yeşilliklerle bezenmiş, kadınları erkekleri birbirinden güzel bir diyar varmış.

Sahip olduğu bütün imkanlara rağmen nedense o diyar bir türlü gezegendeki diğer diyarlar gibi rahata ve zenginliğe erememiş. Korkudan, sinmekten, 'başıma kim bilir neler gelir?' diye düşünmekten; doğruları veya bildiklerini kendine saklar olmuş herkes. Gördüklerinin yalan olduğunu bilse bile, orta yere söylemezmiş kimse. Gördüklerinin doğru olduğunu ise yine 'neme lazım' deyip, kendine saklayıp, ayağa kalkıp alkışlamazmış o diyarın insanları.

Böylece artık o diyarda, korkudan, sinmekten, suya sabuna dokunmadan yaşamaktan; gerçeği yaşayamaz olmuş insanlar. O gezegendeki diğer diyarlar gerçekleri ön planda tutarken, bilimde, sanatta ve ilimde ilerlerken; o diyarın insanları sanatta, bilimde ve ilimde insan olmanın hakkını veremediklerinden hep geride kalmışlar. Yalan ve renksiz bir hayat yaşamaya alışmışlar. Yalan Şeytan işi olduğundan; artık bereket de bir türlü onları bulmuyormuş. Çok çalışsalar da; bir türlü zengin olamıyorlarmış. Çünkü o gezegende bereket ve zenginlik, doğruya, dürüste ve masumiyete doğru akmaya yeminliymiş.

Gel zaman, git zaman fikirlerini, bildiklerini ve tepkilerini kendine saklayanların çoğunlukta olduğu o diyarın insanları bir de bu duruma tamamen alışmasınlar mı?! Artık doğruları veya bildikleri herhangi bir şeyi kendilerine bile itiraf edemez olmuşlar!.. Böylece kendi varlık tanımını bile unutan, varoluşun amacını dahi gözardı eden ve yaratılışın kutsallığıyla kendi bağlarını koparan bir birey topluluğu haline gelmişler.

Gök Tanrı, Güneş Tanrısı, Rüzgarların Efendisi, Son Hava Bükücü ve Yüzüklerin Efendisi bir gün bir toplantı yaparak, o diyarı tümden lanetlemişler. Doğru da, yalan da gerektiği gibi hakkını bulmadığından, artık o diyarın bolluğu, bereketi ve mutluluğu bulmaya hakkı olmadığına karar vermişler. Üstüne üstlük; bu başarılarından dolayı Sauron'u, Darth Vader'i, Hanzeb'i ve Zellenbur'u ödülendirerek, onlara birer şilt hediye etmişler!..

Yine de bu gözetimci üst kurul, o diyara gizli bir şans daha vererek, kimsenin haberi olmayan kayalık bir tepedeki kayanın altına, asla ölmeyecek bir papatya bırakmışlar. Eğer günün birinde, artık topraklarında güzel çiçeklerin bile büyümediği o diyardaki halktan, içinde hiç kötülük olmayan bir erişkin o çiçeği bulur ve onu kendi hazırladığı şirin bir saksıya dikip, diyarın meydanına, herkesin görebileceği bir yere onu bırakırsa; o diyara bolluğu, bereketi mutluluğu tekrar akıtma sözü vermişler.

Doğruluğun, dürüstlüğün, masumiyetin tekrar keşfedileceği o güne kadar yıllar boyu bir daha o diyara güneş doğmamış. Fakat her ihtimalde 'bir gün belki' diyerek; o papatya kayanın altında beklemeye devam etmiş.

Masalımız da burada bitmiş.


Ömer Dalman
ARZ

14 Haziran 2020 Pazar

Hayat derler

Kimi sağır, kimi kör, kimi dilsiz.
Gerçekten öyle olsalar saygıyı hak ederler.
Ama her zaman rollerdeler.

Bu yüzden dertten çıkmaz elleri
çilelerle sevişirler
ve adına
Hayat derler.