14 Haziran 2015 Pazar
1 Haziran 2015 Pazartesi
Neden Erkekler?
Dünyada neden erkekler sigarayı eline aldıklarında, filtresini aşağı doğru tutarak, tütünler dibe yerleşsin diye birkaç kez masaya vururlar ve böylece bir anlamda raconu bildiklerini gösterirler?..
Neden puroyu bir veya iki stil dışında tutarlarsa puro raconunu bozacaklarını düşünürler ve yine kendilerinin bu işi de yoluyla yaptıklarını gösterirler?.. Neden raconları boş verip, biraz da içlerinden geldiği gibi yapmazlar?..
Dünyada erkekler neden belli bir düzeyin üzerinde para ve iş sahibi olduklarında; giydikleri elbiseler bir örnek olur, hareketleri daha bir ahenkli, ağır olur ve bu genel disiplinin içinde bulundukları şartların güç ve ifadesi olduğunu düşünürler?.. Ve bu erkekler neden tabanı kösele, pahalı ayakkabılarıyla yürürken, spor ayakkabılarla yürüdükleri gibi rahat ve samimi olamazlar?..
Zamanını daha çok dışarıda ve sokaklarda geçiren erkekler neden kibar ve medeni tavırları sergilemek yerine, sözüm ona ‘sokak tarzı’ denilen, kabadayı stili el, kol ve sağa sola salınımlı vücut hareketlerini tarz edinirler?.. Konuşan ve homurdayan hayvanlar gibi görünmekten nasıl bir güç alırlar?..
Neden paraya, mala ve mülke doymaz bazı erkekler? Hayatları boyunca kendilerine yetecek kadar malları ve mülkleri varken, neden hala 3-5 kuruş için bile yakınlarını veya iş yaptıkları insanları üzerler ve kuruşun bile hesabını sorarlar?.. Neden dünyadaki çoğu erkek kendini de, etrafını da biraz rahat bırakmaz ve hep kendi ruhuna karalar yükler?.. Kazanç üstüne kazanç eklemek için bir ömür muhasebeciler gibi kara kara düşünürler?..
Bir araya geldiklerinde, eğitim düzeyleri ne olursa olsun, neden erkekler eninde sonunda muhabbeti en düzeysiz şekilde ‘kadını becerme’ konusuna getirirler?.. Neden bir şeyler yaşamış oldukları kadınların insanî ve ruhani özelliklerini de konuşup, onların renklerinden faydalanmazlar?..
Neden başlarını ara sıra yukarı, göklere doğru kaldırmaz dünyadaki çoğu erkek?.. Yaratılışı ve bu sonsuz sahnedeki kendi rolünü neden düşünmeden, sadece bilinçsizce üreterek, tüketerek yaşar?..
Ve en üstteki erkekler…
Neden kitleleri kontrol etmek isterler? Neden insaniyeti bırakırlar ve Firavun’laşırlar? Ülkelerin, kıtaların ve hatta dünyanın kozmozda ufacık bir noktadan fazla bir şey olmadığını neden anlamak istemezler?..
İşte; ben bu yüzden dünyayı ve kendini buraya ait hisseden erkekleri hiç sevmedim ve onlardan biri olmadım.
ARIZA ADAM
Ömer Dalman
02.05.2015
02.05.2015
26 Mayıs 2015 Salı
24 Mayıs 2015 Pazar
Ayrılık Vakti
Şimdi yani, tabii ki büyük çoğunluk ufak ufak isyan edecek.
Tabii ki birileri avaz avaz “Hani bana?! Hani bana?!” diye bağıracak.
Bir taraftan ortada büyük zenginlikler sular seller gibi debisini artırırken, büyük harcamalar havada uçuşurken, bir yandan da bununla tamamen ters orantılı olarak yetersizlikler ve sızlanmalar yükseliyorsa; ortada ters giden bir şeyler var demektir.
Düşünün ki bir aile var, üç çocuklu…
Baba sürekli güya büyük işler yapıyor. Bütün gün dışarılarda, buluşmalarda… Arabası kimsede bulunmayan lüks modellerden… Giyimi kuşamı da en pahalısından… Yediği, içtiği en sağlıklısından, en özelinden…
Adam akşamları evine geliyor; elindeki filelerde en ucuz ve sağlıksız besin ürünleri dolu!.. Doğum günlerinde çocuklarına ne bir pasta, ne bir parti vermiyor. Çocuklarından, karısından kıstıkça kısıyor. Aslında aile tarafından kullanılması gereken gelirini de dışarıdaki kadınlara har vurup, harman savurarak yediriyor. Onlarla en lüks şekilde kaçamaklar yapıyor, ama eve gelince karısı ve çocuklarına mağdur rolleri oynuyor, ağlıyor, sızlıyor ve hala “Ben sizin iyiliğiniz için mücadele veriyorum! Sizin için kazanıyorum! Bana desteğinizi esirgemeyin!” diyor. Evleneli on yılı geçmiş; hala ailesine sadece güzel vaatlerde bulunuyor, bu arada kendi özel gizli kazançlarına kazanç eklemeye devam ediyor.
Yavaş yavaş anne de uyuzlanıyor ve çocuklarını toplayıp, babalarının karışık bir şeyler çevirdiğini ve ailenin böyle düşük gelir şartlarında olmasının hiç de doğal olmadığını, babanın mutlaka birilerine para yedirdiğini onlara telkin etmeye başlıyor. Çünkü kendi evine giren bir şey yok, ama baba dışarıda alabildiğine lüks şartlarda dolaşıyor!?
Baba kendi ailesini kandırıyor, ama nereye kadar? Adamın foyası illa ki bir süre sonra ortaya çıkıyor ve anne ile çocuklar artık o babaya güvenmiyor.
Kendi ailenden kes, imkanları sakın; çık sonra dışarı, olur olmaz insanlarla, kadınlarla parayı döke saça yaşa!..
Elbette gün geliyor; anne de, çocukları da saflığı bir kenara bırakıp, artık babaya hesap soruyor doğal olarak. Baba ise; sorgusuz götürmeye ve asla kendi ailesine vermeyip, onların bile rızıklarını semirmeye ruhen alışmış olduğundan, o evliliğin illa ki sonu geliyor!
İşte şu an gerçekleşmekte olan da aynen budur!..
Arıza Adam
Ömer Dalman
24.05.2015
Bir taraftan ortada büyük zenginlikler sular seller gibi debisini artırırken, büyük harcamalar havada uçuşurken, bir yandan da bununla tamamen ters orantılı olarak yetersizlikler ve sızlanmalar yükseliyorsa; ortada ters giden bir şeyler var demektir.
Düşünün ki bir aile var, üç çocuklu…
Baba sürekli güya büyük işler yapıyor. Bütün gün dışarılarda, buluşmalarda… Arabası kimsede bulunmayan lüks modellerden… Giyimi kuşamı da en pahalısından… Yediği, içtiği en sağlıklısından, en özelinden…
Adam akşamları evine geliyor; elindeki filelerde en ucuz ve sağlıksız besin ürünleri dolu!.. Doğum günlerinde çocuklarına ne bir pasta, ne bir parti vermiyor. Çocuklarından, karısından kıstıkça kısıyor. Aslında aile tarafından kullanılması gereken gelirini de dışarıdaki kadınlara har vurup, harman savurarak yediriyor. Onlarla en lüks şekilde kaçamaklar yapıyor, ama eve gelince karısı ve çocuklarına mağdur rolleri oynuyor, ağlıyor, sızlıyor ve hala “Ben sizin iyiliğiniz için mücadele veriyorum! Sizin için kazanıyorum! Bana desteğinizi esirgemeyin!” diyor. Evleneli on yılı geçmiş; hala ailesine sadece güzel vaatlerde bulunuyor, bu arada kendi özel gizli kazançlarına kazanç eklemeye devam ediyor.
Yavaş yavaş anne de uyuzlanıyor ve çocuklarını toplayıp, babalarının karışık bir şeyler çevirdiğini ve ailenin böyle düşük gelir şartlarında olmasının hiç de doğal olmadığını, babanın mutlaka birilerine para yedirdiğini onlara telkin etmeye başlıyor. Çünkü kendi evine giren bir şey yok, ama baba dışarıda alabildiğine lüks şartlarda dolaşıyor!?
Baba kendi ailesini kandırıyor, ama nereye kadar? Adamın foyası illa ki bir süre sonra ortaya çıkıyor ve anne ile çocuklar artık o babaya güvenmiyor.
Kendi ailenden kes, imkanları sakın; çık sonra dışarı, olur olmaz insanlarla, kadınlarla parayı döke saça yaşa!..
Elbette gün geliyor; anne de, çocukları da saflığı bir kenara bırakıp, artık babaya hesap soruyor doğal olarak. Baba ise; sorgusuz götürmeye ve asla kendi ailesine vermeyip, onların bile rızıklarını semirmeye ruhen alışmış olduğundan, o evliliğin illa ki sonu geliyor!
İşte şu an gerçekleşmekte olan da aynen budur!..
Arıza Adam
Ömer Dalman
24.05.2015
14 Mayıs 2015 Perşembe
İstemeden
İstemeden kendime getirdi beni kahve
istemeden aklımı açtı sigaram.
ayağa kaldırılan zombi gibi
istemeden motive etti beni hayat.
Çok içtim dün gece kahretsin!
midem dönük, aklım bulanık
tiksindim kendimden
istemeden oturdum ofisimdeki masama.
Öylece devam edip gitseydim
zombi gibi dolaşsaydım sokaklarda
ya da yatıp çürüseydim bütün gün...
İstemeden uyandım yine kahretsin.
Yaşanacak dediler doğduk
büyünecek dediler adam olduk.
Yine de almıyor içim bir şeyleri
İstemeden oldu bir şeyler kahretsin.
ARIZA ADAM
Ömer Dalman
14.05.2015
istemeden aklımı açtı sigaram.
ayağa kaldırılan zombi gibi
istemeden motive etti beni hayat.
Çok içtim dün gece kahretsin!
midem dönük, aklım bulanık
tiksindim kendimden
istemeden oturdum ofisimdeki masama.
Öylece devam edip gitseydim
zombi gibi dolaşsaydım sokaklarda
ya da yatıp çürüseydim bütün gün...
İstemeden uyandım yine kahretsin.
Yaşanacak dediler doğduk
büyünecek dediler adam olduk.
Yine de almıyor içim bir şeyleri
İstemeden oldu bir şeyler kahretsin.
ARIZA ADAM
Ömer Dalman
14.05.2015
30 Mart 2015 Pazartesi
Bir ileri, bir geri
Kaldıramayanlara gerçekleri
duymak isteyenlere hoş şeyleri
olmadım hiç kibar, endişeli...
konuştum umarsız
didik didik ettim beyinlerini.
Kibarlığı mı olur gerçeğin?!
Saklanmak mı olur kendinden?
Yüz çevirdi çoğu çaktırmadan
ürküttüm hep ben enayileri...
Katılaştırmak en kötüsü beyinleri
Neslin gelse bilirim ben seni!
Sanatın, işin-gücün kemirgen
ürküttüm hep yanımdaki vampirleri.
Tu-kaka olmak benim gibilerin kaderi
içten içe sızlatırım ben gönülleri
kazansan da dünyayı farketmez
senin işin alemlerde bir ileri, bir geri...
ARIZA ADAM
Ömer Dalman
30.03.2015
duymak isteyenlere hoş şeyleri
olmadım hiç kibar, endişeli...
konuştum umarsız
didik didik ettim beyinlerini.
Kibarlığı mı olur gerçeğin?!
Saklanmak mı olur kendinden?
Yüz çevirdi çoğu çaktırmadan
ürküttüm hep ben enayileri...
Katılaştırmak en kötüsü beyinleri
Neslin gelse bilirim ben seni!
Sanatın, işin-gücün kemirgen
ürküttüm hep yanımdaki vampirleri.
Tu-kaka olmak benim gibilerin kaderi
içten içe sızlatırım ben gönülleri
kazansan da dünyayı farketmez
senin işin alemlerde bir ileri, bir geri...
ARIZA ADAM
Ömer Dalman
30.03.2015
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

