Karşımda, sağımda-solumda
içimde ışıklarım
ben artık hep oradayım.
Kızdığımda bir şeylere
Allah'tan gelen gamsız
sonsuz umutlardayım.
Alsalar her şeyimi
sökseler yerinden kalbimi
güler geçerim
içimde ışıklarım
ben artık hep oradayım...
Dindirdiklerini sansalar
laflarıyla üzerime bassalar
elimden kalemimi alsalar
güler geçerim.
İçimde ışıklarım
ben artık hep oradayım.
ARZ
ceza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ceza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ekim 2020 Salı
Hep oradayım
Açık Ceza Evi
Açık ceza evidir dünya bize
artırdıkça artırır baskısını
sen yukarı yöneldikçe
bastırdıkça bastırır
dibe çeker ayaklarını.
Dört bir yandan duvarlar
gittikçe daralır mesafe
ve sen
haykırıp kırana kadar
dağılmaz başının üzerinde
kara bulutlar
o keskin leş kokusu.
Açık ceza evidir dünya bize.
Biliyoruz
dışarıda ışıl ışıl güneş
ışıkta herkes kardeş
başladı buluşmalar
ama hala çoğu gölgede...
Kulak ver Sese ey Dost!
duvarlar yalan
kelepçeler beyninde!
gördün mü o pecereyi köşede?
çek bantı gözlerine
müebbettekilerden olmadan
kır duvarlarını
inan Sonsuz Işık göklerde...
ARZ
15 Mart 2018 Perşembe
Son yine çok net olacak
İnanılmaz şekilde tüketime itildiler ve mana olarak basitleştirildiler!
Beş-on dakika zaman alacak derin bir konuşmayı bile dikkate almayacak kadar aceleci hale sokuldular!
Sosyal medyanın onları ruhen bir kılma misyonu karşısında, onun değersizleştiriciliğini seçerek, yanlış seçim yaptılar!
Bütün teknolojik gelişmelerin tuzağına düştüler. Anlamlardan her gün biraz daha uzaklaştılar!
Çoğulucuk şeklinde parçalara bölünmekle, bir'e varmak arasında sınandılar, ancak beceremediler!
Model model yenilenen cep telefonlarını takip ettikleri kadar, ultra hd led TV'lere paralarını ve emeklerini adadıkları kadar, kendi varlık sebeplerine ve nereye doğru gittiklerine hiç zaman ayırmadılar!
Maddi yeniliklerin sonu gelmeyeceğini bildikleri halde, sessizce bekleyen varlık merkezlerindeki o kutuyu açmaya zaman ayırmadılar!
Bazıları uyandı, hatta aydınlananlar da oldu. Ancak çok az sayıda kaldılar ve diğerlerini uyandıramadılar. Çünkü herkesin kendi kendine başarması gerekiyordu. Bunu da farketmediler!..
Bir parmağını şıklatsa Yaratan; geliştirdikleri her şey tarihe gömülecek! Bunu da hala anlamadılar ve yedikçe yediler, tükettikçe tükettiler ve aynen de devam ediyorlar!..
Ümit var mı derseniz; hiç şüphesiz yok derim. Çünkü bu gezegen zaten her dönemde, benzer şekilde kullanıldı. Bir parmak şıklatma ile kapandı devirler, yenileri açıldı. Aydınlananlar nereye gitti? Helak edilenler nerede kaldı?.. Bu soruların cevapları tarihte hep net oldu ve korkarım, yakında da çok net olacak.
Arıza Adam
Ömer Dalman
16.03.2018
Beş-on dakika zaman alacak derin bir konuşmayı bile dikkate almayacak kadar aceleci hale sokuldular!
Sosyal medyanın onları ruhen bir kılma misyonu karşısında, onun değersizleştiriciliğini seçerek, yanlış seçim yaptılar!
Bütün teknolojik gelişmelerin tuzağına düştüler. Anlamlardan her gün biraz daha uzaklaştılar!
Çoğulucuk şeklinde parçalara bölünmekle, bir'e varmak arasında sınandılar, ancak beceremediler!
Model model yenilenen cep telefonlarını takip ettikleri kadar, ultra hd led TV'lere paralarını ve emeklerini adadıkları kadar, kendi varlık sebeplerine ve nereye doğru gittiklerine hiç zaman ayırmadılar!
Maddi yeniliklerin sonu gelmeyeceğini bildikleri halde, sessizce bekleyen varlık merkezlerindeki o kutuyu açmaya zaman ayırmadılar!
Bazıları uyandı, hatta aydınlananlar da oldu. Ancak çok az sayıda kaldılar ve diğerlerini uyandıramadılar. Çünkü herkesin kendi kendine başarması gerekiyordu. Bunu da farketmediler!..
Bir parmağını şıklatsa Yaratan; geliştirdikleri her şey tarihe gömülecek! Bunu da hala anlamadılar ve yedikçe yediler, tükettikçe tükettiler ve aynen de devam ediyorlar!..
Ümit var mı derseniz; hiç şüphesiz yok derim. Çünkü bu gezegen zaten her dönemde, benzer şekilde kullanıldı. Bir parmak şıklatma ile kapandı devirler, yenileri açıldı. Aydınlananlar nereye gitti? Helak edilenler nerede kaldı?.. Bu soruların cevapları tarihte hep net oldu ve korkarım, yakında da çok net olacak.
Arıza Adam
Ömer Dalman
16.03.2018
Etiketler:
büyük yıkım,
ceza,
cezalandırılma,
helak,
insanlık,
kavimler,
kıyamet,
son,
tarih,
yıkım
25 Ocak 2011 Salı
Karanlık geliyor gümbür gümbür
Doğruyu, hakkı, saflığı tehdit eden, gündüzü karanlığa çeken, emeği çukura düşüren kimse; ben ona karşıyım.
İçimizdeki çocuğu zorla büyüten, onun oyuncaklarını elinden alıp, onu parayla kandıran ve kağıtlara, fonlara bağlayan kimse; ben ona karşıyım.
Emeğin postunu pazara çıkaran, -götürmek için- çalışmayıp, imanıyla iş üreteni istismar eden ve onun sırtından kazanırken bir de onunla dalga geçen kimse; ben ona karşıyım!
Sanat yapanı ‘avare’ ve ‘hayta’ olarak etiketleyen, ama insanların tüketim güdüsü üzerinden mal satıp, deliler gibi kar etmeyi yegane iş sayan fosiller, kalantorlar kimlerse; ben onlara karşıyım.
Yaşadıkça kokuşmuş midesi her zaman dolabilsin ve pis kıçı büyümeye devam edebilsin diye, felsefesi ve hayat görüşüne hiç uymasa da; “Aman kimseyi silme!” mesajını kendine slogan edinen dansözler kimlerse; ben onlara karşıyım!
Kemiksizliği yaşam biçimi edinmiş ve bir de küçüklerine bu hayat görüşünü telkin eden, onları tarzsızlığa, değersizliğe, felsefesiz bir yaşama iten ve bu yolda, her türlü siyasî görüşe bile inançsızca uyum sağlayan kemiksiz, dansöz liboşlar kimlerse; ben onlara karşıyım!
Metroda, otobüste, minibüste eline bir gazete veya kitap alıp, yeni bir şeyler öğrenerek zamanını değerlendirmek yerine; sanki pek üzerine vazifeymiş gibi, karşısında-yanında oturan veya ayakta duran stil sahibi insanların üzerlerine-başlarına, saçlarına, gözlerine davarlar gibi, öküzler gibi denetleyici gözlerle bakan kütükler kimlerse; onların da alayına karşıyım!
Hatta hepsini bir kenara bırakın; yaptığım görüşmelerden ve arkadaşça muhabbetlerden sonra, onların arkalarından, onları gıyaplarında eleştirip, değerlendirmeye alma hatasına zaman zaman düşen kendime bile karşıyım! Çünkü ben çuvaldızı önce kendime batırmaktan yanayım.
Ne oldu bize? Kim yaptı bizi böyle çekilmez?.. Renksiz, tarzsız ve tekdüze olma merakına çekmeyi başardı?
Kim bu altın gibi ülkenin altın insanlarını böylesi birbirine düşürmeyi başardı ve sürüden ayrı düşünüp de aydınlığı görenleri iteledi, kakaladı?..
Ve bunu neden yaptı bize?
Böylesi karşıtlık dolu sözleri bana ve benim gibilere bu kadar sık zikrettirmeyi gerektiren o suçlular kimler?!
İşine gücüne bakan, üreten, zamanı pozitif yönde yaşayan, barışçıl, yaratıcı, açık, aydın ve takıntısız insanları böylesi gerginleşmeye mecbur kılan, üzerlerine savaş kalkanlarını kuşanmaya iten, varlıklarının karanlığıyla aydınlığımızı yok etmeye çalışan o suçlular kimler?!
Ne istiyorlar bizden?.. Bir türlü bulup, netleştiremiyorum onların amacını.
Sonuçta tek bir ihtimal kalıyor. Evet tek bir ihtimal ve kesinlikle bunun ötesi yok.
Şeytan, yani karanlık, hem bizim ülkede, hem de dünya genelinde aydınlığa karşı son kozlarını oynuyor. Hem de artık en arlanmaz, en utanmaz şekillerde kendini açık ediyor. Kimse farkında değil belki ama, karanlık yakında hepimizin kıçına kadar girecek! Ya hele bir de iyi ile kötüyü ayırt etmezse ne olacak?! Aydını, liboşu, imanlıyı-yalancıyı, hortumcuyu, çalışkanı tek bir torbaya koyup sallarsa ne olacak?!
Bakalım o zaman da herkes kendi rahatına bakabilecek mi?..
İçimizdeki çocuğu zorla büyüten, onun oyuncaklarını elinden alıp, onu parayla kandıran ve kağıtlara, fonlara bağlayan kimse; ben ona karşıyım.
Emeğin postunu pazara çıkaran, -götürmek için- çalışmayıp, imanıyla iş üreteni istismar eden ve onun sırtından kazanırken bir de onunla dalga geçen kimse; ben ona karşıyım!
Sanat yapanı ‘avare’ ve ‘hayta’ olarak etiketleyen, ama insanların tüketim güdüsü üzerinden mal satıp, deliler gibi kar etmeyi yegane iş sayan fosiller, kalantorlar kimlerse; ben onlara karşıyım.
Yaşadıkça kokuşmuş midesi her zaman dolabilsin ve pis kıçı büyümeye devam edebilsin diye, felsefesi ve hayat görüşüne hiç uymasa da; “Aman kimseyi silme!” mesajını kendine slogan edinen dansözler kimlerse; ben onlara karşıyım!
Kemiksizliği yaşam biçimi edinmiş ve bir de küçüklerine bu hayat görüşünü telkin eden, onları tarzsızlığa, değersizliğe, felsefesiz bir yaşama iten ve bu yolda, her türlü siyasî görüşe bile inançsızca uyum sağlayan kemiksiz, dansöz liboşlar kimlerse; ben onlara karşıyım!
Metroda, otobüste, minibüste eline bir gazete veya kitap alıp, yeni bir şeyler öğrenerek zamanını değerlendirmek yerine; sanki pek üzerine vazifeymiş gibi, karşısında-yanında oturan veya ayakta duran stil sahibi insanların üzerlerine-başlarına, saçlarına, gözlerine davarlar gibi, öküzler gibi denetleyici gözlerle bakan kütükler kimlerse; onların da alayına karşıyım!
Hatta hepsini bir kenara bırakın; yaptığım görüşmelerden ve arkadaşça muhabbetlerden sonra, onların arkalarından, onları gıyaplarında eleştirip, değerlendirmeye alma hatasına zaman zaman düşen kendime bile karşıyım! Çünkü ben çuvaldızı önce kendime batırmaktan yanayım.
Ne oldu bize? Kim yaptı bizi böyle çekilmez?.. Renksiz, tarzsız ve tekdüze olma merakına çekmeyi başardı?
Kim bu altın gibi ülkenin altın insanlarını böylesi birbirine düşürmeyi başardı ve sürüden ayrı düşünüp de aydınlığı görenleri iteledi, kakaladı?..
Ve bunu neden yaptı bize?
Böylesi karşıtlık dolu sözleri bana ve benim gibilere bu kadar sık zikrettirmeyi gerektiren o suçlular kimler?!
İşine gücüne bakan, üreten, zamanı pozitif yönde yaşayan, barışçıl, yaratıcı, açık, aydın ve takıntısız insanları böylesi gerginleşmeye mecbur kılan, üzerlerine savaş kalkanlarını kuşanmaya iten, varlıklarının karanlığıyla aydınlığımızı yok etmeye çalışan o suçlular kimler?!
Ne istiyorlar bizden?.. Bir türlü bulup, netleştiremiyorum onların amacını.
Sonuçta tek bir ihtimal kalıyor. Evet tek bir ihtimal ve kesinlikle bunun ötesi yok.
Şeytan, yani karanlık, hem bizim ülkede, hem de dünya genelinde aydınlığa karşı son kozlarını oynuyor. Hem de artık en arlanmaz, en utanmaz şekillerde kendini açık ediyor. Kimse farkında değil belki ama, karanlık yakında hepimizin kıçına kadar girecek! Ya hele bir de iyi ile kötüyü ayırt etmezse ne olacak?! Aydını, liboşu, imanlıyı-yalancıyı, hortumcuyu, çalışkanı tek bir torbaya koyup sallarsa ne olacak?!
Bakalım o zaman da herkes kendi rahatına bakabilecek mi?..
ARIZA ADAM
ÖMER
21 Mayıs 2010 Cuma
Trafiğimize kızgın maşa lazım
Ben; bu cennet vatanın sınırları içinde yaşayıp da, bastığı toprakların ve o toprakların gerçek sahibi atalarımızın değerini bilmeyen şahsiyetsizlerin yükselip, kendi işlerini yoluna koyup, geride kalanları becerircesine ülkeyi hiçe saymalarını istemiyorum!
Onları günden güne çaresizliğe ve umutsuzluğa sürüklemelerini, çoğunluğu oluşturan emekçilerin kanlarını tıpkı aç, doyumsuz vampirler gibi kesintisizce emmelerini şiddetle kınıyorum. Hem de bütün bu döngüye göz yumup, çarka ortak olmuş yakınımdaki veya uzağımdaki bütün yalakalara rağmen!..
Bütün bu umarsızlığın lanetli ve kişiliksiz sularıyla beslenerek filizlenmiş bu hakim psikolojinin eseri, yine iğrenç, leş gibi maganda nefesi kokan otobanlarının ve caddelerinin zavallı gündelik hayatımızın hastalıklı damarları olarak anılmasındansa bıktım. Artık dayanamıyorum!..
İşe, yani 'adam olma' işine, ülkemizin can damarları olan trafikteki bu pislik varoluş biçimlerinin dibinin kurutulmasıyla başlamak lazım!
Bunun yapılması ise öyle aylarca yazıp-çizmekle olacak iş değil kardeşim! 'Adam' gibi dimdik olacaksın ve önüne çıkanı da adama çevirmek için gerekirse dürteceksin, tokatlayacaksın, kötekleyeceksin!..
Bu zamana kadar, umduğumuz yöntemlerle ülkemizin can damarları temizlendi mi bu leş kokan ayılardan, pisliklerden?
Yoooo?..
E o halde işe 'adam' gibi başlayacaksın eline sopanı alıp! Arslan gibi cezalarını ve yaptırımlarını kuşanacaksın! Aksi halde boş konuşmaya devam ederiz. Gazete ve televizyonlardaki haberleri izleyip izleyip, "Vay anasını, olaya bak!" şeklinde salak şaşkın tepkilerle zaten boktan hayatlarımızı daha da kıç bezi (Tuvalet kağıdı olmadığı zamanlardaki hijyen malzemesi!) haline getirmeye devam ederiz.
Ben; sokaklarımızın, caddelerimizin, otobanlarımızın içine sıçan, merhametsiz ve küstah, eğitimli veya eğitimsiz bütün magandaların, kim oldukları kesinlikle ayırt edilmeden itibarlarının liğme liğme edilmesini istiyorum! Çünkü burası benim ülkem ve belki de hala medenileşmeye ümit vardır diyorum!
Bir sokağa sapacakları zaman; lanet olası sol ellerini zahmet edip, oynatıp, bir sinyal bile vermedikleri için karşısında bekleyen sürücüyü boşuna bekleten küstah ayıların anında tespit edilerek, arabalarından indirilip, sol ellerinin bir kasap tahtasına yatırılarak, pirzola gibi demirle dövülmesini istiyorum şinitzel haline gelip, mosmor oluncaya kadar!..
Otobanlarda sözümona sınırlandırılmış üst hız sınırını aşarak, önüne çıkan her taşıtın kıçına giren ve flaşörlerini yakıp-söndüren küstah aceleci ayıların o dakika arabalarından indirilip, o caddenin veya otobanın ortasında düzenlenecek bir törenle, bütün topluma rezil edilmesini istiyorum!
Bu medeniyetsiz ayıların üzerlerine özel janjanlı elbiselerin giydirilip, bir minibüsün çatısında maskot gibi, sokak-sokak, müzik eşliğinde gezdirilmesini istiyorum! Millet onlara nanik yapıp, karşılarında göbek atmalı...
Sitelerin içlerinde ortalıkta dolaşma ihtimali olan bir sürü çocuğun varlığına rağmen düşüncesizce vızır vızır, kamikaze gibi giden vicdansız ayılarınsa o sitenin sakinleri tarafından durdurulup, aşağı indirilip, yüzlerce osmanlı tokadı ile şereflendirilerek, medeniyete bir adım daha yaklaştırılmasını istiyorum!
Adamın biri, yanında taşıdığı tanıdığını yolun sağ tarafında indirmek için durduğunda; arkadan kıç kıça, bodozlama ilerleyen sözde medeni, şık görünüşlü şehir ayıları cazır cazır korna çaldıkları zaman, anında bütün caddenin akışının kesilip, şipşak bir lokal anesteziyle, o kornaları çalan bütün ayıların kıçlarına birer pompalı korna monte edilmesini ve bağırsakları parçalanana kadar o kornaların bağırtılmasını istiyorum! Öyle ki; bundan böyle hiçbir olay karşısında sabırsızlık gösteremesinler.
Caddelerde sık sık rastladığımız, keyfi veya ticari, sanki şeytanın sofrasına yetişirmişcesine acele ile yol alan, ne bok yediği belirsiz, ruhu bozuk sürücülerinse, bir an önce işlerini halledememeleri ve evlerine varamamaları için oracığa ayaklarından betonlandıklarını görmek istiyorum!
Ben bütün bu adam edici yaptırımların hem sivil anlayışta, hem de cezai şartlarda mantık olarak ilham kaynağı olmasını istiyorum. Ülkemin can damarları ve hayat akışının kanalları olan trafiğin, mertçe, kimseye yaranma ve yalakalık derdi olmadan adam edilmesini istiyorum!
Ortalığı cehenneme çeviren, zengin-fakir, eğitimli-eğitimsiz bütün ayıların, vicdansızların, küstahların, ayırt edilmeden iplerinin çekilmesini istiyorum medeniyet yolunda. Çünkü, geldiğimiz bu umarsızlık noktasında, kızgın maşayı ele almadan, bu ayıları korkutmadan, yaptırımlara boğmadan, gram ilerleyemeyeceğimizi adım gibi biliyorum!
Ne yani? Sizce de haklı değil miyim?!
Yoksa siz de, bu ayıların arasında onlar gibi yaşayıp, giderek kendini gizleyen ve ortama uyan çözümsüzlerden misiniz?!
O halde sakın ha birgün yolda-sokakta benim karşıma çıkmayın!!!
Ömer Dalman (28.05.2009)
www.antoloji.com/omer_dalman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)