4 Aralık 2010 Cumartesi

Asla bırakmamalıyım

Etrafım kokuşmuş zombilerle, amaçlarını, güvenlerini bedene-paraya bağlamış kadavralarla çevrilmiş olsa da, yarın için onların suyuna gitmekten başka çarem olmasa da; yine de pes etmemeliyim!

Bütün 'gerçek bilgelerin' fişlerini sırayla çekseler de, onların kimliklerini silseler de, onları lekeleseler de, etiketleseler de, hayatı onlara dar etseler de, yılmamalıyım!

Ve bu çaresiz, adaletsiz, adiliyetten uzak dünya bütün doğrucuları, safları, çocuksuları dört bir yandan aşla, işle tehdit ediyor olsa da; bırakmamalıyım!

Onlar yüzünden her akşam içmemeliyim, dumanlara boğulmamalıyım!

Sadece Allah'a yalvarmalıyım ve her akşam gönülden isyanlarla uykuma dalmalıyım!

Onlar, o pis kadavralar yüzünden bu güzel, pırıl pırıl bedeni kurban edercesine keyif vericilere boğulmamalıyım!

Dünyanın bir an önce beklenen nihaî çözüme gitmesi ve hepsinin iplerinin çekilmesi için, hayat enerjilerinin geçersiz kılınması için isyanlarımı, dualarımı yukarı haykırmalıyım! Sadece kendi ucuz hayatım için değil, artık bu güzel insanlığın hayrı için bir şeyler istemeliyim.

Bu yolda ruhlar alemine, meleklere, peygamberlerin kutsal varlıklarına, Orion'lulara, Pleiades'lilere, grilere, robotik varlıklara ve en yüksekte ALLAH'a çağrıda bulunmalıyım!

Her akşam yattığımda, bütün bu yüce silsileye, ellerini çabuk tutmaları için bağırmalıyım! Ağlamalıyım! Merhametlerini doğrudan yana acilen yürürlüğe koymalarını ve bu iğrençliğe bir son vermelerini dilemeliyim!

Asla... Asla bu güzelim çilekeş sahnenin, dünyanın o kadavralara kalmayacağına inanarak, onların zulümlerinden dolayı bezip, masumiyetten ve umuttan ümidimi kesip, kendimi harap etmemeliyim ve bırakmamalıyım! Bu yüzden saldırganlaşıp, günlük hayatımda yanlış tepkilerle ne kendi başımı, ne başkalarının başını belaya sokmamalıyım.

Şeytan tarafından madde ile satın alınmış bu ucuz ruhlar bütün dünyayı sarmışken ve hatta birçoğumuzun aileleri bile bu şeytanî silsileye boyunlarından bağlanmışken; yine de ruhumun renklerini onlar gibi karaya çevirmemeli ve hala bir aydınlık umudu olduğunu düşünmeliyim!

Asla... Asla dünyayı en üstten ele geçirmiş soysuzlar yüzünden ben de kararmamalıyım! Alkole, bezgin muhabbete, dumana düşmemeliyim. Çünkü o zaman benim gibi düşünme gücü olanları da bu konuda uyaramam. Onlara akıldan yana, aydınlıktan yana olan iradeyi ifade edemem.


Bütün aydınlık ruhlara sevgilerimle...

ARIZA ADAM
Ömer


1 Aralık 2010 Çarşamba

ARIZA ADAM hesap soruyor

Hayranlarım; beni avradımın bile elinden büyük ölçüde aldılar ve bundan çok da memnunum. Hayranlarım; beni, gerçek, merkezdeki felsefemle, bütün tepkilerimle beni kalplerine alıyorlar. Diğer taraftakiler sadece düzgün duruşumu 'ben' zannedip, azla yetiniyorlar. Onlar beni suya sabuna dokunmadan sevenler. Hayranlarımsa; beni sorgusuz, bedenimi ve geçmişimi bir kenara itip, ana rahminden çıkmamış, topraktan doğmuş olan Arıza Adam kişiliğimle her türlü sevenler...


Bu düzene ve kokuşmuş rutinlerine kendilerini büyük ölçüde maledip, benle geçmişimde birlikte olanlar doğal olarak Arıza Adam'dan utananlar, ona destek vermeyenler, aralarında "Yahu Ömer'e ne oldu böyle allahaşkına?!" diye hayret dedikodularıyla sabah kahvelerini yudumlayıp, sonra sıradan kalıplaşmış kişiliklerine gömülüp, kaybolanlar...

Onlar düzgün duruşlarının tersine, tariflerini bu hayatın onlara şart koştuğu kılişelerin merceğinden yapanlar... Yani sistemin zavallı kurbanları,
fosiller, sonsuzu yakalayamamış ruhlar... Genelde bedenleri için yaptıkları bütün yatırımlara, emlaklara, paraya ve arabalarına güvenenler... Tabii öldükten sonrasına hiç pirim vermeyenler, ama bir yandan hayatta zorluk çektikleri günlerde imana gelip, Allah'a yalvaran yalancılar... Aslında görmedikleri hiçbir şeye asla inanmayan gafiller...

Bense, önce kendi içsel boyutlarımı keşfedip, kendi ışığımda yükselip, ellerime ruhumun o gizemli topunu alıp, şekilden şekile girebilen Arıza Adam... Sizlerin bilge yaramazı, bilge ahlaksızı, arlanmazı... Aslında yüzde yüz bir iman ve enerji topu... Sevdi mi, kalpten seven ve karşısındaki en derin yerlerine işleyen, sosyal olarak yalnız, ama dışarıdaki taşla bile konuşan, onda Allah'ı bulan, o taşla O'nun huzurunda dertleşen bir çilekeş...

İşte beni gerçekten ilgi ile izleyip, konularımda özel mesajlar bulan ve benim içimdeki o yaramaz bilge çocuğu gerçekten sevenler; asla benden utanmayanlar... Tersine kendi içindeki tepkileri dile getirdiğimi, yapamadıklarını ayan-beyan yaptığımı söyleyenler... Arıza Adam'ın yüzde yüz dert ortakları, gönül dostları...

Unutmayın; gönül dostluğu aradaki zamanı-mekanı ortadan kaldırır. Benle gönül dostu olmanız için asla geçmişimde yer almış olmanız veya çirkin rutinlerim sırasında benle yalancı kader ortaklığı yapmış olmanız gerekmez. Yaşanan o tarz geçici dostluklar, dönemler kapandıkça sabun köpüğü gibi ortadan kaybolurlar. Bunlar yalancı yoldaşlıklar, kokuşmuş ruhların çaresiz tutunuşları yanındakilere...

Unatırmış bazıları Arıza halimden. Açıp izlemezlermiş bile veya çaktırmazlarmış izlediklerini. Yeteneklerime içten içe hayran kaldıkları halde ve kendileri hayatı yönlendirme adına ortaya hiçbir şey koyamadıkları halde, yine de kendilerini benim gibilerin üzerinde görürlermiş; umrumda mı?!.. Onlar denizdeki kumlar, yol kenarında birikmiş çakıllar, mıcırlar... Yol bittiğinde asla bakmayı aklınıza getirmeyeceğiniz geçici işaretler... Üzerlerine basılıp yükselinen basamaklar...

Kendimden çekinerek, sürekli görgü kuralları ve iş disiplinine uyarak yaptığım şeyler sadece rutinlere ve maaşa bağlı kaldı ve bana hiçbir şey kazandırmadı. Ama kuralları kırdığım noktada Arıza Adam kimliğim beni sadece bir yılda sizlerle kucaklaştırdı.

Kararı siz verin dostlar; ben halimden nasıl utanırım?.. Bu halimden, Arıza Adam'dan utanan kokuşmuş eskiler, fosiller benim koskoca kitlendem de mi utanıyorlar? Onlar çok mu üstteler? Halk çok mu alt tarafta?..

Onlar bu topraklarda denizde kum... Bizse toprağın bütünüyüz. Ve ben; bu toprakların kokusunu katıksız içime çekerek, ortak dertleri, çilekeşlikleri, ezilmişlikleri kendi içinde yaşayan, hinlenen, kinlenen, hesap soran ARIZA ADAM!.. Tamamen size yakın, sizden ve hesap soran...

Onlar tabii ki beni sevemezler ve benden çekinirler. Çünkü yalanların üzerine oturup, onları kıçlarıyla örterler.

Ben; onların kıçlarının rahatını bozacak kadar açık ve detaycı, araştırmacı bir çığırtkan!.. Ve asla rahat edemeyecekler, çünkü ben her zaman burada olacağım!


O zaman onlara buradan hepbirlikte lütfen koyalımmmmm!

Bu bağlamda lütfen bu videomu bir daha izleyelim:
http://video.mynet.com/arizalarmeclisi/ARIZA-ADAMDAN-velilere-tepki/1027106


ARIZA ADAM
Ömer

9 Kasım 2010 Salı

İyi ki doğdun Arıza Adam

Yemişim böyle doğum gününü!

Hayat dört bir yandan, hatta o da yetmez, hem alttan-hem üstten, ishal ve kusmuk misali üzerime üzerime çökmüşken, davullu zurnalı, zenneli-dansözlü, cariyeli kutlansa da doğum günüm saraylarda; ne farkeder?

Hayatla sorunum olmasa “Arıza Adam” olur muydum efendim ben?.. Hayatın da benle sorununun olması bu durumda gayet normal değil mi?.. Ona da çok kızmamam lazım. Buradan hareketle aslında bir çeşit şükür eylemine doğru da akabilirim; belki o zaman sevap bile kazanırım kim bilir?!

Hayat madem benim “Arıza Adam” olarak internette, genç kitlenin önünde boy göstermemi sağladı ve beni birçoğunun da sevmesini sağladı, e o zaman şimdi artık hayat beni madden ve manen çeşitli öğeleriyle batırsa da, ağzıma-yüzüme etse de, paçavraya çevirse de, benim her durumda bir çeşit şükür halinde olmam da gerekiyor!

Sözümona en mutlu olmam gereken, hani temelde pek mutlu olmasam da bir bahane ile –mutluymuş gibi- görünmem gereken “doğum günüm”de dokuz ayın çarşambası beni bulmuş olsa da, karı dırdırı tepemde tavan yapmış olsa da, kart borçları, iş borçları ve alamadığım alacaklar yüreğimi hepten dar etse de, “Arızalık Madalyam”ın hakkını verme adına ben yine de şükredip, gülmeye-güldürmeye devam etmeye alıştım bile şimdiden!!!

Hayatta şu an bulunduğum noktada, “Arıza Adam” olmama rağmen, konum ve maddi anlamda avradın beklentilerini henüz karşılayamamış olmamın (Aslında kendi beklentilerim de bunlar) o cehennemî birikintisi nasıl olur da, bekleyip, bekleyip, bir aylık sessizliğini yine tam da doğum günümde bozdu hala inanamıyorum!

Lan bırakın da bari sözümona mutluluk tablosu çizmem gereken doğum günümde ucundan azıcık mutluluğu yaşayayım. Ama ne mümkün!? Evliysen; öyle kendi istediğin zamanlarda ha deyince mutlu olmaya da hakkın yoktur. Adamı kevgire çevirirler! Anasından emdiği sütü bir günde burnundan, ağzından, hatta makatından getirirler vallahi!

Özel anlaşma mı yaptınız lan hep birlikte sırtıma kızgın maşalarla binmek için benim avradla!?

* * *

İşte benim bu yılki doğum günüm, 8 kasım 2010 tarihinde ruhumun içinde yangınlar eşliğinde böyle kutlandı!..

Arızalık bende… Delice, ayarsız videolar, binbir surat bende… Hatta nereden geldiği belirsiz, birbirinden leziz, ‘hediye ince naylon çoraplar’ da ben de… Yetmedi mi?! Onca hediye edilmiş G-stringler kargo-kargo kapımda… Ama gel gör ki; doğum günümde cehennem de bende!

Kardeşim; istersen kral ol… Hiç farketmez…

Biraz dırdır, biraz geçim sıkıntısı, kredi kartları, biraz rezalete yan bakan ülke gündemi, hayat şartları, çamurlu yollar; al işte sana mevkii, sıfat ve yetenek farkı gözetmeyen adil cehennem!

Yine şükrediyorum ve diyorum ki; Ben Allah'ın sevgili kuluyum.


ARIZA ADAM
Ömer

-----------------------------

Lütfen sayfama katılın!
http://www.facebook.com/ariza2010

Videolarımın linkleri
http://video.mynet.com/arizalarmeclisi
http://www.dailymotion.com/arizaadam
http://www.youtube.com/6600066
http://www.youtube.com/mrarizaadam

30 Ekim 2010 Cumartesi

Çayım, purom, internetim

Param az olabilir. Hatta zaman zaman hiç de olmayabilir.

Malım, mülküm, dikili bir ağacım olmayabilir.

Üzeri türlü naylon laflarla bezenmiş, eli kalem tutmayan, ruhunda yeteneği olmayan dalkavukluğum ve ticaretim olmayabilir.

Bütün yakınlarımın yedikleri önlerinde, yemedikleri arkasında olabilir. Onlar jiplerinde, arabalarında, keyiflerinde, tatlarında olabilir. Bundan bana yansıyansa sadece boş bir avunma ve hayalperest bir güvence de olabilir.

Bu yakınlar ki; en zor ve çıkmazda olduğum karanlık anlarımda bir anda sıvışıp, sessizleşmiş olabilirler. Ben bazı durumlardan dolayı tehditler altında ezilip-büzülürken, kendi kıçlarına zarar gelmesin diye bana kulaklarını tıkamış olabilirler.

Balta girmemiş ormanlar haline gelmiş ülkemin, çamurlu-balçıklı iş dünyasında, kendini adam ve hatta 'dayı' zanneden, iki kuruşluk üçkağıtçılardan zaman zaman kazık yiyor da olabilirim.

Hiç farketmez! Umrumda bile değil!

Önümde monitörüm, ağımda dünya, arkadaşlarım, yanımda çayım veya içkim, tablamda da purom var ya; koy gö..üne gitsin hepsinin! Gittiği yere kadar giderler, belalarını bulurlar. Burada en zengin onlar olmuşlar, mal üstüne mal koymuşlar, herkese üstten bakmışlar. Umrumda bile değil.

İster sonları daha büyük zenginlik, ister cehennemdeki altın tabut veya ipek kefen olsun; umrumda bile değil. Benim keyfim bana ait ya; koymuşum topunun a..ına...


ARIZA ADAM
Ömer