23 Şubat 2011 Çarşamba

Kitlemi saymayan beni saymaz

"Genç görünüyorsun kaç yaşındasın abi, otuz mu?" derler; çekemezler.

"Seni bütün ülke gençleri tanıyor abi; ne yapıyorsun sokakta yürürken?" derler; çekemezler.

"İdolümüzsün abi, aman kendine iyi bak. Biz sensiz ne ederiz?" derler; çekemezler.

Peki kim bu çekemeyenler? Hiç Arıza Adam'ı muhabbetlerine konu bile etmeyenler. Tersine beni yaşlandığıma inandırıp, umutlarımı, irademi sıfırlamaya çaba harcayanlar?

YAKINLARIM tabii; kim olacak?!..

Çoğu zaman kitleme ulaştığımı, binlerin beni tanıdığını delil olarak onlara erkekçe sunduğumda bile direnmekteler ve bu sefer de kitlemin niteliğini kendilerince küçümseyerek etiketlemekteler! Onları kötülemekte ve kalitesizlikle sıfatlandırmaktalar!

Peki kim bu benim o güzel kitlemi hiçe sayıp, küçümseyenler?

YAKINLARIM tabii; kim olacak?!..

En yakınımızda bile kardeşler; şunu bilin ki artık üretkeni çekememekte fosiller, dinozorlar. Yetenekliyi çekememekteler.

Biz yıllardır hep birbirimizi, işlerimizi ve sanatımızı baltalamaya odaklandırıldık. İşte görün halimi. İşin ucu size de dayandı çünkü. Bana açıkça "Sen ne bok gibi bir şey yapıyorsun be kardeşim?!" diyecek g..tleri olmadığından; koskoca kitleme gıyaplarında etikeletme yapabilecek kadar imansızlarla, yalancılarla, emek düşmanlarıyla, halk düşmanlarıyla çevrili etrafım artık. Görün, duyun ve uyanık kalın bu zamanda.

Çok pislendi beyinler, çok ucuzladı ruhlar. Yakındakine, uzaktakine asla tam güven sergilemeyin. Ben ki; sizlere, binlere ulaşmış, birçoğunuzdan saygı gören ARIZA ADAM, yakın atmosferde ne hallerde olduğumu, ne tür riyakarlıklarla mücadele içinde olduğumu ve yine de ARIZA ADAM HAREKETİME israrla devam ettiğimi size söylüyorum!

Ve "bu olayımda, mizahımda, karamda, rutin düşmanlığımda yanımda olun" diyorum! Ben; bu ülkede büyümekte olan genç kitlenin, asla bu hayır düşmanı dinozorlar gibi pervasızca insanları karalayıp, onların yeteneklerini sıfırlama güdüsünde olmayacağına güveniyorum ve bu olayda sonuna kadar bu nefesi kokan dinozor fosillere karşı dimdik durmaya devam edeceğimi bilmenizi istiyorum!

Kitlemi küçümseyen, onları hiçe sayan pervasız karalayıcılar, insanımı saymamışlar demektir, beni saymamışlar demektir!


ARIZA ADAM
Ömer


22 Şubat 2011 Salı

Etrafımı ateşe veririm



Ben yanarsam etrafımı da ateşe veririm!
Ortalığı karmakarışık ederim.
bir semptin, şehrin hatta daha fazlasının dengesini sallarım!

Kapalı kutudur geçmişim, açamam.
Açtım mı yoktur geri dönüşü.
Hele beni yanında bucağında tutan yakınlarım
bilmezler nelere bedelim!

Ben yanarsam etrafımı da ateşe veririm.
Sülalere malolur dengesizliğim, bu kinim, hiddetim
tarihimi alaşağı eder
temelimi silerim!

Yeter ki haketmeye görsün piç kuruları.

Sular duruldu mu; sakin sessiz bir kuzu
Fırtınalar esti mi;
suyum, toprağım, binalarım yerle bir benim.


ARIZA ADAM
Ömer

29 Ocak 2011 Cumartesi

Sanal Saldırılar ihtimalinde bana ulaşın

Daha önce de bir kaç kere başıma geldiği için, artık bu uyarıyı bir alışkanlık haline getirmiş bulunmaktayım.

Arıza Adam Facebook Sayfam; her an tekrar tekrar bir grup internet çetesi tarafından saldırıya uğrayıp, kalleşçe, korkakça kapattırılabilir. Zaten hepimizin sayfa ve gruplarında iki taraflı oynayan sevenler olduğundan; bu tür saldırı ihtimallerinin haberini daha gerçekleşmeden önce edinmekteyiz.

Bu kalleşçe ve amaçsız, sadece kendi isimleriyle internet camiasına korku salma adına saldırıları gerçekleştiren, ön plana çıkmış gruplar zaten hep var ve biliniyorlar. Bu yüzden burada bir de onların isimlerini zikredip, onlara ün katmayalım değil mi?

Ceza'nın ve Killa'nın ortak albümlerinde dile getirdiği gibi; "Sanal oğlancılık bu ara pek moda!"...

Ben ve benim gibi kendine kitle edinmiş kahramanların zaten yeminli misyonları vardır. Bizleri, öyle sanal saldırı cemiyetlerinin etkilemesi, bitirmesi, yolumuzu kesmesi hiçbir zaman mümkün olamaz. Onlar ne bir kahramandır, ne bir davanın savunucularıdır, ne de kendilerini bir sanat koluyla veya siyasi bir görüşle ifade edemeyen uğraşı sahipleridir. Ülkede herkesin bir şeyler üretmek için çaba harcaması gerekirken; bu sanal saldırı cemiyetleri nedense durdukları yerde sürekli patinaj yapmaktalardır. Kendilerince sanal ortamda bizim gibi kahramanlara dayılık taslamaktalardır.

Evet... Durdukları yerde patinaj yapanlar yakın mesafede duranlara çamur sıçratabilirler, ama onlar durdukları yerde çamur sıçratırlar. Bizlerse sürekli yürüyoruz ve ilerliyoruz. Bir yerden sonra çamurlar üzerimize ulaşmaz.

Lütfen herhangi bir sanal saldırı cemiyetinin, saygın, ayarsız, sınırsız ve sert mizahı temsil eden sayfama saldırısı ihtimalinde bana en hızlı şekilde ulaşabilmek ve sürekli benimle bağlantıda olup, tekrar "misyonuma destek veren dostlar" olarak devam etmek adına aşağıdaki iletişim bilgilerimi ve linklerimi bir yerinize kaydediniz.


Sevgilerimle
ARIZA ADAM

26 Ocak 2011 Çarşamba

Kanserle dost

İnsanlar çektikçe, çile üstüne çileleri ekledikçe, çaresizlik içinde geceleri sessizce içine ata ata ağladıkça kanser olurlar derler. Eğer bu tez doğruysa şu an benim "Arıza Adam" yerine yatak döşek "Kanser Baba" olmam gerekirdi!..

Arıza'yım, deliyim, cıvığım, ayarsızım, yerine göre bilgenin tekiyim ama kolay mı ulan böyle arıza olup, laf ebeliği yapmak?! Her düşen taşa, esen rüzgara video çekmek?! Sokaklardaki, caddelerdeki, metroda birbirlerini zan altında bırakırcasına lüzumsuz eleştirel bakışlar altına hapis eden insanların arasında bulunup da; sağlıklı kalmak kolay mı peki?..

Hele son günlerin ülke gündemine elinde olmadan kolunu, bacağını kaptırıp, TV'de ve gazetelerdeki haberlerin adamı soğuran çirkinliğine kurban gitmemek mümkün mü? Zaten üç kuruş, hatta Allah Kuruş değerine kadar ucuzlamış yaşam standartlarımıza dayanıp, bir yandan gülebilmek, bırakın gülebilmeyi, bir de soytarılık yapıp, ağzını dudağını şekilden şekile sokup, orta yerde Arıza'lığın hakkını vermek sizce kolay mı?

Bütün bu saydıklarımın özetidir aslında Arıza Adam'ın peydahlanma sebebi...

Arıza Adam ana rahminden doğmadı. Arıza Adam dünyevî varoluş ismi olan Ömer'i öldürdükten sonra, kendi çamurlu ortamından kendi iradesiyle doğdu ve kendini büyüttü. Bazılarınıza kendini sevdirdi, bazılarındaki kini, nefreti ortaya çıkarttı. Zaten Arıza Adam'ın görevi de buydu başlangıçtan beri! Kaotik çözümleyici...

Sınır tanımazlığıyla, çocuksu sorumsuzluğuyla, ona-buna laf etmesi ve dayanamadığı bu çevreyi her fırsatta taşa tutmasıyla Arıza Adam aslında sizleri hep iğneledi ve tahrik etti. İçinizde, bu hayata ve çektiklerinize karşı birikmiş bütün kininizi ve daha önemlisi içinizde kilitli kalmış o özgür yanınızı tahrik etti.

Tabii bir insanın bu kadar rahat ve özgür dilde, hareketlerde varlığını belli ediyor olması birçoğunuzu memnun edip, içini rahatlattığı gibi, birçoğunuzun da eksiklerini, yapamadıklarını hatırlattı ve onları deli etti. Onlar ki; bu yaptığımdan dolayı beni bulsalar, beni dövüp, tokatlamak isteyenlerdi.

Peki... Bütün bu halkın içinde bulunduğu ve dahası içine itildiği bu yetersizlik, dalkavukluk, kaypaklık, kemiksizlik ve dansözlük bataklığında ben de sizler gibi bir yandan yaşamaya, ekmeğimi kazanmaya çalışırken, diğer yandan karı dırdırı ve çocuk gürültüsü çekerken, Arıza Adam olup çıkmamam mümkün müydü?..

Hayır... Değildi... Hatta iddia ediyorum; içindekini dışarı kusma refleksini geliştiren herkes yavaş yavaş arızalanacaktır artık ülkemizde.

Peki bütün bu çileye, dırdıra, gürültüye, çaresizliğe maruz kalmış insanların en berbat derdi nedir?

Kanser...

Peki ben neden hala kanser olmadım? Üstelik naylon çorabı da çok severim yani!.. Onunla neler yaptığımı ise Allah bilir! Ama hala kanser olmadım.

Korkuyor muyum peki kanserden?

Akıl-mantık yönüyle bakarsam olaya; belki korkuyorum. Ama ben aklı gönlümden geride bırakalı yıllar oluyor dostlar.

Ben aklın ötesinde kaç kere kanserle söyleştim biliyor musunuz? Kaç kere kanseri yatağıma davet ettim başka bir tek gönül dostum olmadığı için. Bütün hayatın çilelerine karşı kaç kere kanserle söyleştim, çayımı onunla içtim, ona en sevdiği puromdan ikram ettim biliyor musunuz?

Ben belki de bu hayatın bana getirdikleri sayesinde kanserle dost oldum dostlar!.. Kanser Baba oldum ben Kanser Baba! Ama gönül kanseri, ama kolon, ama makat, ama gırtlak... Ne derseniz deyin; bu hayat duyarlı ve açık insanı ya kanser eder, ya da kanserle dost eder. Her duyarlı insansa birgün bu iki şıktan birini birgün mutlaka seçecektir!

Ben onunla dost olmayı seçtim. Bu yüzden Arıza Adam, yıllardır Kanser Baba Fahri onurunu da taşımakta ve bu hayata o günden beri daha kolay dayanmakta... Kanser, ona kendi kapsamı içindeki birçok sebebi eğlence etti ve artık o bu yüzden daha ekstra duygularla yaşıyor, deniyor, özetlerini çıkartıyor!


ARIZA ADAM
ÖMER


--

ARIZALAR MECLISI!
Arıza Adam Fan Sayfası:
http://www.facebook.com/ariza2010
Videolar!
http://video.mynet.com/arizalarmeclisi
http://www.dailymotion.com/arizaadam
http://www.youtube.com/6600066
http://www.youtube.com/MrArizaadam
---------------------------------------------------
http://arizaadam.blogspot.com
http://arizagorseller.blogspot.com
http://arizasiirler.blogspot.com

25 Ocak 2011 Salı

Karanlık geliyor gümbür gümbür


Doğruyu, hakkı, saflığı tehdit eden, gündüzü karanlığa çeken, emeği çukura düşüren kimse; ben ona karşıyım.

İçimizdeki çocuğu zorla büyüten, onun oyuncaklarını elinden alıp, onu parayla kandıran ve kağıtlara, fonlara bağlayan kimse; ben ona karşıyım.

Emeğin postunu pazara çıkaran, -götürmek için- çalışmayıp, imanıyla iş üreteni istismar eden ve onun sırtından kazanırken bir de onunla dalga geçen kimse; ben ona karşıyım!

Sanat yapanı ‘avare’ ve ‘hayta’ olarak etiketleyen, ama insanların tüketim güdüsü üzerinden mal satıp, deliler gibi kar etmeyi yegane iş sayan fosiller, kalantorlar kimlerse; ben onlara karşıyım.

Yaşadıkça kokuşmuş midesi her zaman dolabilsin ve pis kıçı büyümeye devam edebilsin diye, felsefesi ve hayat görüşüne hiç uymasa da; “Aman kimseyi silme!” mesajını kendine slogan edinen dansözler kimlerse; ben onlara karşıyım!

Kemiksizliği yaşam biçimi edinmiş ve bir de küçüklerine bu hayat görüşünü telkin eden, onları tarzsızlığa, değersizliğe, felsefesiz bir yaşama iten ve bu yolda, her türlü siyasî görüşe bile inançsızca uyum sağlayan kemiksiz, dansöz liboşlar kimlerse; ben onlara karşıyım!

Metroda, otobüste, minibüste eline bir gazete veya kitap alıp, yeni bir şeyler öğrenerek zamanını değerlendirmek yerine; sanki pek üzerine vazifeymiş gibi, karşısında-yanında oturan veya ayakta duran stil sahibi insanların üzerlerine-başlarına, saçlarına, gözlerine davarlar gibi, öküzler gibi denetleyici gözlerle bakan kütükler kimlerse; onların da alayına karşıyım!

Hatta hepsini bir kenara bırakın; yaptığım görüşmelerden ve arkadaşça muhabbetlerden sonra, onların arkalarından, onları gıyaplarında eleştirip, değerlendirmeye alma hatasına zaman zaman düşen kendime bile karşıyım! Çünkü ben çuvaldızı önce kendime batırmaktan yanayım.

Ne oldu bize? Kim yaptı bizi böyle çekilmez?.. Renksiz, tarzsız ve tekdüze olma merakına çekmeyi başardı?

Kim bu altın gibi ülkenin altın insanlarını böylesi birbirine düşürmeyi başardı ve sürüden ayrı düşünüp de aydınlığı görenleri iteledi, kakaladı?..

Ve bunu neden yaptı bize?

Böylesi karşıtlık dolu
sözleri bana ve benim gibilere bu kadar sık zikrettirmeyi gerektiren o suçlular kimler?!

İşine gücüne bakan, üreten, zamanı pozitif yönde yaşayan, barışçıl, yaratıcı, açık, aydın ve takıntısız insanları böylesi gerginleşmeye mecbur kılan, üzerlerine savaş kalkanlarını kuşanmaya iten, varlıklarının karanlığıyla aydınlığımızı yok etmeye çalışan o suçlular kimler?!

Ne istiyorlar bizden?.. Bir türlü bulup, netleştiremiyorum onların amacını.

Sonuçta tek bir ihtimal kalıyor. Evet tek bir ihtimal ve kesinlikle bunun ötesi yok.

Şeytan, yani karanlık, hem bizim ülkede, hem de dünya genelinde aydınlığa karşı son kozlarını oynuyor. Hem de artık en arlanmaz, en utanmaz şekillerde kendini açık ediyor. Kimse farkında değil belki ama, karanlık yakında hepimizin kıçına kadar girecek! Ya hele bir de iyi ile kötüyü ayırt etmezse ne olacak?! Aydını, liboşu, imanlıyı-yalancıyı, hortumcuyu, çalışkanı tek bir torbaya koyup sallarsa ne olacak?!

Bakalım o zaman da herkes kendi rahatına bakabilecek mi?..



ARIZA ADAM
ÖMER

7 Aralık 2010 Salı

Serseri bir ruh

Umutsuz, yaratıcılığı günün rutinleriyle, adetlerle, kurallarla çevrelenip, vasat hale gelmiş, ruh rengi genelin grisine uymuş, gece-gündüz kesik ayrımı ile yaşayan 'mahkum bir ruh' olmaktansa; serseri, ipsiz-sapsız, cıvıtan, hayatın b..kunu çıkaran ama "ruh" denen şeyi derinliğine tanımış bir insan olmayı yeğlerim. Zaten de öyleyim!..

Be gafiller, be tutuklar, kapalı kutular! Hala anlamadınız mı;
sonsuzluk ve ulvî hayata ulaşmaya çalışmış ve bunu başarmışların birçoğu hep kendi kafalarının dikine gitmiş insanlardır!?

İnsanlığın en baştan beri türlü şekillerde istismar edilmesine neden olan
'ruhen sonsuzlaşma', yani Yaratan'a varma olgusunun, bazı farklı ve duyurulmamış amaçlarla rutine ve genele bağlanmış yöntemlerin, sadece 'sonsuza hamile' kalmaktan öteye geçmediğini hala görmediniz mi?!

O karın şişti, şişti, büyüdü. Hayatınız boyunca
dev gibi bir yük olarak tarafınızdan taşındı, ama hani? Nerede o tosuncuk bebek?! Hala doğmadı değil mi?!..

Be gafiller, be yenikler, be rutinin kurbanları! Dünya uygarlığının bütün aşamalarına basamak olmuş, fikirleriyle çağları temsil etmiş, insanlığın düşünce hayatına önderlik etmiş o bayraktarların aslında tamamen kendi orijinal ve özgür düşünce yolları ile bütün o kutsal keşifleri yapabildiklerini hala anlamadınız mı?!


Bilinen ve ezberletilmiş bütün gerçekleri ellerinin tersiyle ittikten ve sonra herşeyi kendi yollarıyla ve kendi kabulleriyle en baştan yaratıp, dünyayı kendi tanımlarıyla tarifledikten sonra en yüksek sıçramalarına ulaştıklarını anlamadınız mı?!


Onun-bunun ne düşündüğüyle, neleri kabul ettikleriyle, hangi otoritenin altında neleri kopyalayıp uyguladıklarıyla asla ilgilenmediklerine dikkat etmediniz mi? Simgesel ve takıntılı ortak nesneleri, rutinleşmiş anlayışları adına üzerlerinde diğerleri gibi taşımadıklarını hiç farketmediniz mi?!


Kendi ruhlarının orijinindeki o en saf noktaya, bakir bir bilinçle, baskı altında olmayan bir ruh yapısı ile nüfuz edebildiklerini ve orada buldukları masum, keşifçi bir benlikle açılımlara uğrayıp, hayatın öğelerine ışık tutabildiklerini hala anlatamadınız mı o fosil ruhlarınıza?!

Özgür bir ruha kavuşup, gerçek sonsuzluğun ayaklarınızın dibinde, kapalı ve kilitli bir kutuda hayat boyu sizin onun açmanızı beklediğini mezara girince mi keşfedeceksiniz? Kıçınızda ve vücudunuzda çürümeye yüz tutmuş bütün deliklerinizdeki o kemirgenlerle, solucanlarla, bok böcekleriyle ve leş yiyicilerle iç içeyken, bir de sonsuzluğu keşfetme işine girmeniz o noktada biraz zor olmayacak mı?!

Doğrusu hayat boyu kendini onun-bunun sipariş bilgileri ile uyutmuş, rutinlerin kurbanı olmuş, ezberleri bozamamış ve takık kalmış, sonra da mezarda orası-burası kemirilip, bitirilmiş bir fosil olmaktansa; kendi olup, kendi gibi yaşayıp, dilediği her şeyi keşfedip, aydınlığa adım adım yaklaşmış serseri bir ruh, bir kâşif olmayı yeğlerim.

Ve inanın bana; inadına, alayından da daha kutsal halde mezarıma girerim!


ARIZA ADAM

Ömer

4 Aralık 2010 Cumartesi

Benle bağlantıda kalmak için

Ben Facebook'ta doğmadım, ama Facebook'ta büyüdüm. Benim ilk evim www.timsah.com idi. Sonra birden çok hit aldığım bir diğer site www.vidivodo.com idi. Bunların ikisi ile de ilişkilerim sonradan yıprandı, gevşedi ve inceldiği yerden kopma noktasına geldi.

Son olarak en sevdiğim site http://video.meynet.com idi. Çünkü bana tahammül ediyor ve beni her halimle sergiliyor, kısıtlamıyordu.

Facebook'taki yeni sayfam da yine beni sevenlerimle buluşturuyor, ama oradaki ortama asla tam güvenemiyorum, çünkü insanın bir anda 10.000 küsur üyeli sayfası ortadan kalkabiliyor. Bu yüzden lütfen aşağıdaki bütün linklerimi bir yere kaydedin ve tekrar Facebook sayfam ortadan kaldırıldığında, benden ve enerjimden kopmamak için, çocukluktan, sadelikten, çılgınlıktan kopmamak için bana yazın veya mevcut video linklerimi izlemeye devam edin.
Sevgilerimle...
ARIZA ADAM
arizalarmeclisi@gmail.com