15 Haziran 2016 Çarşamba

Detaylarınız ölüyor

Arabanızı kullanırken sinyal vermemeye kendinizi alıştırmayın!

Tersine; etrafınızda başka bir taşıt yokken bile, kendinize ve çevrenize saygıdan o sinyali yine de verin!

Sosyal platfotmlardaki paylaşımlarınızda, yazdığınız e-postalarda veya herhangi bir yazıda lütfen noktalı virgülü ve diğer noktalama işaretlerini kullanmaya özen gösterin!

Gün içinde karşınıza çıkan insanlara "merhaba" derken onun gözlerinin içine bakın bir süre ve samimiyetinizi hem ona, hem kendinize hissettirin!

Yükselen teknoloji ve tüketim şartlarının, bilerek hızlandırılmış hayatınızın kurbanı olmayın!

Gittikçe sizi orijinal yapan detaylarınızdan koparıldığınızı görmüyor musunuz?..

Özelliksiz, özensiz, dümdüz bireyler olmaya başladığınızı görmüyor musunuz?

Duyguları, jestleri, davranışları hızlı çekim geçen ve güya kendi için hayırlı olan yoluna, amacına devam eden bireyler... Kutsal günlerde ve bayramlarda bütün tanıdıklarına cep telefonundan aynı kutlama mesajlarını hızlı çekim atan ve 'gereğini yaptığını' düşünen yüzeysel bireyler...

Son durumda ne kadar samimiyetsizleştiğinizi görüyor musunuz?..

Arabanızdayken artık sinyal vermeyi gereksiz gördüğünüzde beyninizdeki bir fonksiyon azar azar varlığını yitiriyor. Refleksleriniz, karşınızdakini önemseme ve hatta hayatınızı önemseme yetileriniz ölüyor! Noktalama işaretlerini kullanmadan hızlı yazılarla işinizi halletmeye alıştığınızda da inanın ki; beyninizde bazı detay fonksiyonlar yavaş yavaş ölüyor!

Sizin ruhunuz aslında çok geniş ve komplike bir yapıdır! Hızlı çekim yaşamın bitirici öğeleri yavaş yavaş sizleri ruhunuzdan koparıyor ve sadece sistemin birer robotu haline geliyorsunuz. Zaten çoğunuz geldiniz bile!.. Burada  çok şey başardığınızın ilüzyonunda, aslında üç günlük ömrünüzün beklentileri yüzünden koskoca bir sonsuzluğun, dünya ötesindeki yaşamınızın sınırlarını daraltıyorsunuz!

Oraya geçince bomboş ve çıplak kalmamak için lütfen detaylara önem vermeye devam edin!


Arz
Ömer Dalman

19 Mayıs 2016 Perşembe

Kötü Mirasa yenik düşmek

Bir insan çocukken şans eseri negatif ağırlıklı bir ortamda yetişmişse ve yanlış değer yargıları ile yaşını almışsa, tabii ki bütün sorumluk kendine ait değildir. Ebeveynlerinin tutumu da bu sonuçta büyük rol oynamıştır çünkü.

Ancak kişi erişkin olduğunda; artık kendi iç hesaplaşmalarıyla başa çıkıp, bir nötrlenme ve adil olma sınavıyla da başbaşa kalacaktır. Geçmişinde içinde bulunduğu negatif ortamın bireylerinin sürekli hatalı yönlerini telafuz etmeye başladığında, yavaş yavaş çuvaldızı kendine de batırmalıdır. "Aynı hataları ben de tekrar ediyor muyum, yoksa geçmişimin üzerime oturttuğu isten sıyrılıp, doğru tavırları aldım mı?" sorusunun cevabını adiliyetle vermeye çalışmalıdır.

Eğer kendisi de geçmişindeki aile bireyleri gibi, bütün olaylarda kendini haklı bulup, etrafındaki herkesi her olayda hatalı buluyorsa; bu işte bir yanlış var demektir. Kendi geçmişini oluşturan bireyleri 'en büyük hatalılar' olarak telafuz edip, bir yandan da kendi yeni çevresindeki bireyleri de tıpkı kendi geçmişindeki bireylerin yaptığı gibi yerden yere vuruyorsa, kendini her durumda haklı, fedakar, iyilik temsilcisi olarak görüyorsa, kendi geçmişini sorumlu tuttuğu ebeveynlerinin yürüdüğü yoldan bir adım bile ileri gidememiş demektir. Çünkü hataya düşmek, yanlış yolu seçmek de bir ilüzyona yenik düşmüş olmaktır.

Geçmişinden miras aldığı ve güya bunun karşısında olduğunu söylediği ilüzyonun başlıca öğeleri ise şunlardır:

Her zaman haklı olduğunu düşünmek, herkesin arkasından onları her durumda sürekli yermek ve asla özür dilemeyi deneyimlemeyip,sürekli herkesten bir vefa borcu olarak kendinden özür dilemesini beklemek... Tabii hatalı bir kişiliğe karşı da asla yakın çevresindeki çoğunluktan bu mantık dışı dönüş olmayacağından; kişi, bulunduğu yanlış yolda adım adım hızla ilerleyecek ve sürekli herkese karşı içinde bir kin ve düşmanlık büyütecektir.

Böyle bir ruh içinde olmak; gerek bu dünyada, gerek beklenen sonsuz hayatta acılara sebep olacaktır. Çünkü bu duyguların ondaki tek nötrlenme yolu; yine kendi içindeki kibirden ve kinden kendi çabalarıyla temizlenmektir.

Ancak herhangi bir alçak gönüllülüğün, özür dileme meziyetinin, hatalı olabilmeyi düşünme gücünün olmadığı bir ruhun sınırları içinde bu kurtuluş da çok zordur.

Özür dilemenin ve merhametin gücü...

Bizi her zaman temizler ve mutlu kılar.


Ömer Dalman
ARZ

7 Aralık 2015 Pazartesi

İzlemedeyim

Eskiden beri
anlaşılmadığımda
bir kenara sinmek
içten içe sinirlenmek
yalnızlığımı büyütmek besledi beni.

Umursamadım, bırakmadım
kendime tutundum.

Bir gün
şiirler yazarken buldum kendimi
Ay'a...

yalnızlığı çekti beni...
anladım onu
anladı beni.

değilmişim o kadar da yalnız...

Odama kapandım yıllarca
gözlerim kapalı
tadı güzeldi yalnızlığımın.

ver elini bilgelik bilinci
bütünlenmiş ruh!

tekrar uyumlandım dış dünyaya sonra
baktım:
ben yine yalnız...
Rol yaptım onlar gibi
asla olmasam da...

ve şimdi:

Alabildiğine yalnız
alabildiğine bütün kendimle
onlardan gayrı...

Anlaşılmamak ilacım
hırsım, bazen kederim
anlayanları kucaklamak sevincim
azalan günlerim, geri sayımım zaferim...

Eskiden beri
bir kenara sinerdim, küçüktüm
onlar uykuda şimdi
bense çoktan dirildim
izlemedeyim...


ARIZA ADAM
Ömer Dalman
07.12.2015

30 Ekim 2015 Cuma

Öp kızımı

Yapma bu kadar
ezme bu kadar
öldürme bu kadar
demiştim ya ben sana?..

Otur konuş bir
gönlüme dokun
anlaşalım
öldürmeyelim ışığı
demiştim ya ben sana?..

Sanrılardasın
yanılgıdasın
yanlışlardasın
dinle beni kere
demiştim ya ben sana?..

Dinlemedin...

Düşmanın mıyım bu yatakta?
Yemin etmedik mi sonsuzluğa?
bu ne hiddet, bu ne celal?
demiştim ya ben sana?..

Merhamet etmedin...

Şimdi ağlıyor musun mezarımda?
Pişmanlık gözyaşları mı onlar?..
ya ne diyorsun melek kızıma?
açıklayabiliyor musun ona?..

Demiştim ya ben sana
bu kalp dayanmaz bunca acıya
amansız saldırılara?..

Şimdi mutlu musun?..
Yaş günümde öp kızımı benim adıma...


ARIZA ADAM
Ömer Dalman
30.10.2015

20 Ekim 2015 Salı

Sonu Gelmiş Şeytan

Kudurmuş Şeytan
ağzında salyalar
kalbinde ateş
sağa sola saldırmalarda...

Askerlerini salıyor
hilelerini savuruyor.
merhameti kalmamış
sadece son çırpınışlarda...

Doğrunun, güzelin düşmanı Şeytan
hakları yiyor, mağduru oynuyor
Cezalandırıyor matemi, isyanı
ve korkuyor!
sadece son çırpınışlarda...

Sonu gelmiş Şeytan
cehennemin kapısında
teslimiyetten çok uzakta
bal gibi gelmiş sonu
ve tek çaresi inan
son saldırılarda...


ARIZA ADAM
Ömer Dalman
20.10.2015

15 Ekim 2015 Perşembe

Bildiğin boku ye

Körsün dedim
görmeyim, neme lazım dedin.

Sağırsın dedim
duyacağım da ne olacak dedin.

Açsın dedim
hamurla mutluyum dedin.

Kopuksun, yalnızsın dedim
yalnızlığım kaliteli dedin!

Bir hiç uğruna öleceksin dedim
kefenim güvencem dedin.

E ben daha ne diyeyim?
Bildiğin boku ye!..


ARIZA ADAM
Ömer Dalman
15.10.2015