29 Haziran 2014 Pazar

Aydınlıkla Karanlığın gizli savaşı

Teknoloji deliler gibi gelmişken, insanlar oyalanmak ve öz gerçeği görmemek için kendilerine sunulmuş sonsuz çoğulcu detayla meşgul edilirken ve kavramlarla kafası karıştırılırken; bakalım karanlıkla aydınlık arasındaki yükselen gizli savaşın galibi dünya için kim olacak?..

Bu olan şey kesinlikle bireysel anlamda ruhları bağlamaz. Dünyanın külliyen bir çözümü veya başarısızlığı söz konusu... Aydınlığı seçen ruhlar dünya batsa da, şeytanın hükmüne girse de yine muzaffer olacaklardır. Ancak dünyanın kaybı; kozmoz birliğine dahil olamaması olabilir.

Bu amansız gizli savaşın sonunda dünya; yaşanılası bir cennet mekanı mı olacak, yoksa şeytani ruhların sürgüne gönderildiği bir yeni cehennem hapisanesi mi olacak? Sorun burada...


Ve inanın; sizlere sunulmuş olan ve masumiyetine inandığınız birçok kavram sizin için büyük bir sınanma aracı olabilir!


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

21 Haziran 2014 Cumartesi

Aydınlanma ve Entellektüellik

Ondan bundan el almadan ve dünyevî dış tekniklerden medet ummadan kendi içselliğiyle buluşan herkes er-geç spritüelleşmiş olacaktır. Ruhsal aydınlanmanın entellektüellikle veya hangi işle uğraştığınla asla ilgisi yoktur. Köydeki fındık toplayıcı Ahmet Abi ile, metropoldeki din bilimcinin aydınlanması arasında hiçbir fark olamaz. Sizi toplumun hangi sıfatlarla nitelendirdiğinin de yükselişinizle hiç ilgisi yoktur. Bu farklılıklar sadece, yaşayan insanların kendi yarattıkları sosyal tanımlamalarla kendinizi suni olarak bir yerlerde hissetmenizin uyuşturucularıdır.

Ruhen yükselmiş bir çöp toplayıcı ile metropolde yazarlık yaparak veya meditasyonda merhaleler kaydeden bir bireyin yükselişi arasında hiçbir fark yoktur.


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

Yalnız kaldığım her an

Yalnız kaldığım her an; şarj olma sürecimdir benim. Sonsuz şifayı görebildiğim açık zihin olma halim... Yaratılışın toplam enerjisinin kendi arzumla ensemden içeri aktığı anlar...

Yalnız kaldığım her an; başımın üst bölgesinden kozmoza duaların yayılmasıdır. Üzeri perdelenmiş insanlık ilüzyonundan bağımsız, içimdeki kalıntıların hızla ensemden dışarı fışkırmasıdır. Temizliğimdir benim yalnızlık.

Fonda çalan müzik hızımı kesmez; tersine ona iyice yol verir, rotamı pürüzsüzleştirir. Dularım, düşüncelerim, amaçlarım, sevgilerim, nefretlerim hiç ayırt etmeden birbirlerini bu hatta dahil olarak, kayar giderler. Çünkü hepsinin ortak amacı benim sonsuz bilgeliğim...

Müzik; bilerek dinlediğinizde çok şeyin çaresidir. Yeter ki; onu yalnızlığınıza dahil edebilin.

Rahatlamak; asla tamamıyla sevdiğiniz insanlarla bir yerlerde buluşup, söyleşip, eğlenmek değildir. Gerçek rahatlamayı kendinizle yaparsınız. Sonra belirli zamanlarda bu enerjinizi sevdiklerinizle de paylaşırsınız. Bundan fazlası; 'dışırada olan'dan medet ummak olur ki; bu da doğru işlemez. İçeride bir tek siz varsınız ve sizi en iyi şekilde 'siz' anlamak zorundasınız!

Yalnızlık gerçek aydınlanma!
Yalnızlık sonsuz şifa ve kozmozla barışma!
Yalnızlık içeride olanı tanıma ve büyütme
ve sonra
Yaratılan herşeyle bir olma!..


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

8 Haziran 2014 Pazar

Götürülmeyi Sevenlerden Çağrı!

Daha çok aldat bizi, daha çok hayatımızla oyna! Daha çok sil-süpür, götür hocam! Doyamıyoruz götürülmeye, ezilmeye, aldatılmaya! Bizi bu lutfundan mahrum bırakma hocam!

Kanıtlar, gerçekler ve saygın kişilerin bize sundukları şeyler bizim için önemli değil hocam! Biz onların hiçbirine kulak asmayız. Biz sana sorgusuzca endekslendik hocam! Sen rahat rahat götür, ganimeti paylaştır, rahatınıza bakın külliyen! Keyfinize bakın, size canımız kurban hocam. Kaybedecek neyimiz var ki? Biz kefenimizle çıktık bu yola hocam! Onu da bizden esirgersen; "Vardır bir bildiği." der, yine sana sorgusuz teslim oluruz hocam!..

Dünya sana arkasını dönmüş, farketmez! Biz her halimizle arkandayız. Entarililer de kapı gibi arkanda hocam! Olmadı; bütün dünyaya savaş açarız hocam!

Dünya yalan; sen doğrusun hocam!

Kendilerine 'aydın' diyenler, yıllardır sevip izlediğimiz sanatçılar, özgürlük arayan halk yalan hocam! Sen gerçeksin!..

Gerekirse baş koyduğumuz bu yolda vatanın bütün topraklarını satarız; ama davamızda dik dururuz, mühim değil hocam! Olmadı toprak kalmazsa; sen bize yine kucağını açarsın hocam!

"Yedi nesile yetecek malın mülkün var." diyorlar. Yalan hocam! Sen devam et götürmeye; biz arkandayız hocam! Madenlerde daha nice şehitler veririz. Özgürlük diye bağıran nice gençlerimizi bu yolda toprağa veririz! Yeter ki sen rahat et hocam!


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

7 Haziran 2014 Cumartesi

Sanatın elitliği

Bir ressama hayran olmam için; onun ille de adı tarihe yazılmış bir dönem ustası olması gerekmez! Veya kulağını kesip de sevgilisine zarf içinde göndermiş olması da gerekmez!

Bir besteciye hayran olmam için; onun adının ille de billboardlarda olması gerekmez!

Bir yazara hayran olmam için; onun ille de nobel ödülü almış olması veya kitaplarının 'best seller' olması gerekmez!

Dünyaya eserler vererek kendini ifade eden bir insana bağlanmam için; onun ille de toplum tarafından 'el üstünde tutulması' veya 'usta' olarak nitelendirilmiş olması gerekmez!

Ben dünyaya ve insanlara bakarken; onların bir şekilde kendi kategorisinin en üstlerine yerleştirilerek, kabul görmüş olmalarına dikkat etmem. Yeteneğin ve bunu sanat yoluyla ifade etmenin temsilcileri dünyada neredeyse sonsuz sayıdadır. Hayat şartlarının boğuculuğunda, kendi sanatsal kişiliğini bu derin dünya denizinin yüzeyine çıkartma ve yüzünü gösterme şansı olmamış nice sanatçıların olduğunu her zaman bilirim.

Bu sanatçılar bazen şehir hayatının ruhu emen kargaşasında bizlerle çalışırlar, görüşürler, toplu taşıma araçlarına binerler ve bir yandan da arta kalan zamanlarında, iyi oldukları kulvarda ellerinden gelen en iyi sanat eserlerini vermeye çalışırlar. Bu insanlar sanatın isimsiz kahramanlarıdırlar.

Bu sanatçılar her gün gazetelerde ve TV'lerde yer almazlar, ama onların portforyalarına biraz olsun derinlemesine baktığınızda; ortaya, nice isim sahibi, kabul görmüş sanatçıların eserleriyle yarışan büyük eserler verdiklerine şahit olursunuz.

Aynen insanları kategorize etme trendine kurban gitmiş, yüzeysel metropolize insanlar gibi; günümüzün kültürlü çevrelerinde de artık sanatçıya çoğunlukla böyle bir bakış söz konusu... Gerçek öz değerlerden ve samimiyetten uzak bir yöneliş... Gerçek yeteneği onurlandırma peşinde değil de; trendlerin onlara emrettiği 'suni bir önem verme' ile zamanın şartlarını yerine getiren acımasız ve şuursuz bir bakış...

Ve tabii bununla birlikte; yeni filizlenen sanatçıların önünün amansızca kesilmesi ve onları çileden çileye sürükleyiş...

Dünyada, sanat üzerinden markalar yaratıp, sektörleri 'o seçilmiş özneler' üzerine yükleyip, ün ve gelir akışını onlara bağlayan ve kendi varlığını büyütmeyi bu şekilde garantileyen sistem, aslında varolma korkusu içinde olan bir avuç elitin eseridir. Böylece, zaten bir ayrıcalık olan 'sanatçı olma' olgusunu, daha da ulaşılmaza ve ünlenme zorluğuna mahkum edenler de onlar ve bu sistemin ta kendisidir.

Benim bir yağlı boya tabloyu beğenmem için; onu ortaya koyan ressamın ille de ülke veya dünya çapında isminin etiketlenmiş olması gerekmez! Benim için önemli olan; bir eserin, o işin erbabının elinden çıkmış olmasıdır. Bu yüzden; sanatı dar sınırlar içine koyarak, ne kendimizi ne de sanatçıları sanatın zenginliğinden mahrum bırakmayalım.


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

Aydınlık, sanat ve karanlık


Sokaklarda 'ayıların saldırıları'na uğrayan, ülkede bazı çevreler tarafından bilinçli olarak dışlanan, aslında dünya çapında saygı gören insanları hep sevmişimdir. Çünkü 'doğru ruh rengi' bizdeki çoğunluğu rahatsız ediyor. Zavallıların ruhları bitirilmiş, aydınlığa uyum bekleyemezsin ki onlardan?!..

Dünya çapında zekaya, yeteneğe ve hitabet gücüne sahip nice çağdaş ve özgür sanatçımız, yazarımız, haber yapımcımız zaman zaman, asla dengi olmayan, eşkıya ayılar tarafından pis bir sokak arasında dövüldü, tartaklandı, ölüm tehditleri aldı. Bu hadsiz eşkıyaları bırakın, bu insanlarımız yetkililerce içeri tıkıldı, hayat ışıkları söndürülmeye çalışıldı.

Artık şu bir gerçek ki; bizim ülkede bir takım çevre sanatı sevmiyor. Çünkü sanat özgürlüktür, arayışların sonsuzluğudur. Sanat; sürekli yenilik peşinde koşanların, yeni fikirlerini nesnelerle ifade etme peşinde olanların en önemli aracıdır. Sanat; aydınlığın nesnel bir yansımasıdır. Sanatı sevmiyorlar ve ön plana çıkartmıyorlar, çünkü aydınlığın ülkenin bütün yaşayanlarının üzerine güneş gibi doğmasını istemiyorlar. Çünkü o zaman özgürlük ülkeye ve yaşayanlara o ılık, huzur veren yüzünü gösterecek ve o anlamsız, yalancı, yaptırımcı otoriteleri önce büyük zararlar görecek, sonra da yerini özgürlük ve demokrasiye bırakacak.

Bu yüzden; hem en tepeden, hem de ulaşabildikleri bütün eşkıya kişilikli kültürsüzler üzerinden gerçek sanatçıların önünü, onları korkutarak kesmeye çalışıyorlar.

Aydınlığa hizmet eden ne varsa; kendi dogmalarını da araya katarak, bunların önüne barajlar kuruyorlar. Gerçek sanatçıyı, aydını ve çağdaş insanı tehdit ediyorlar. "Sen işimize karışma, halka özgürlükçü mesajlar verme yoksa seni tarihe gömeriz!" türünden barbarca ve ilkel telkinlerde bulunuyorlar. Bunu yaparken de kullandıkları tek silah; ne yazık ki cahil ve eğitimsiz kitle üzerinde işleyen 'inanç kavramı ve yalancı halkçılık'...

Halbuki aydınlık karşısında yalanla dolanla halkı kendine bağlamaya çalışmak açıkça 'şeytana hizmet etmek'tir. Yalana başvuran herkes mutlaka ki yanlıştadır, kötüden yanadır.

Nasıl bir göz körlüğüdür ki; bunu planlı olarak yapanlar bir yandan Allah'tan bahsederken, bir yandan da şeytanla kucak kucağa planlarına devam edebiliyorlar!?

Bu rotasız, son hızla uçuruma gidişin umarım bir bitişi de olacaktır. Çünkü aydınlık sadece eylemlerde değil, yükselen ruhların etrafına salgıladığı o çözümleyici enerjinin kendisindedir de!.. Karanlığınsa gün geçtikçe eline yüzüne bulaşan beceriksiz ayarlamaları, entrikaları dünya çapında açığa çıkmaktadır. Buna bir de uyanan insanların artan sayısını eklerseniz; sanırım aydınlık adına umut vaat eden günler yakındır.


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

2 Haziran 2014 Pazartesi

Aydınlanma ve Su

Ruhen aydınlanmayı isteyen her varlık mutlaka ki kendine en yakın metotla buna ulaşır. Kimsenin kimsenin yöntemine, disiplinine veya disiplinsizliğine özenmesine gerek yoktur. Herkesin içinde gizli olan 'açmamış tomurcuk' kimseninkiyle aynı değildir. O tomurcuk açsın diye, onu başkasının suyuyla sularsanız, eninde sonunda hayal kırıklığına uğrarsınız. Çünkü tomurcuğunuz ancak kendi derinliklerinizdeki öz suyunuzla coşacaktır.

Hatta kiminin tomurcuğunun çiçek açması için suya bile gerek olmayabilir. Belki bambaşka bir besin kaynağı sizin tomurcuğunuzu coşturacaktır. Bu yüzden kaynak için mutlaka kendinize bağlanmanız ve özgün olmanız gerekir.

Sonradan pişman olmamak ve yarı yolda kalmamak için başkalarının suyunun peşinde asla koşmayın.


ARIZA ADAM
Ömer