25 Haziran 2013 Salı

Sana ters

Dayak delisiyim ben dayak!
Şamar tokat yiyerek büyüdüm ben!
Yalan tokatların şeytanın fiskesi
bu ruh, bu beden sana ters!

Dayak cennetten çıktı dersin amma
tokatların cehennemden gelen
nice gönüllere kin-nefret eken...
bu ruh, bu beden sana ters!..

İyi-kötü, ana-bacı demeden
ne bu hırs, bu cebir?..
Milyonlarca koyun peşindeyken
kimdir sana bu emirleri veren?..

Dayak delisiyim ben dayak!
bu yanaklar, bu bacaklar, bu kollar
bu cehennem ateşi yüzümüze vuran
hesap soracak sana hep bir elden!

Şimdi uyandı dayak delisi
yok bir daha hayaller ve uyku...
daha çok istiyorum daha çok!
dilediğin kadar tekmele, tokatla, vur!!!
olmayacak terbiye bunca beden!

bu tek ruh, bu büyük orman
bu beden sana ters!..


ARIZA ADAM
Ömer

22 Haziran 2013 Cumartesi

En büyük lanetin

Tencere dersin, tava dersin
herkesi bir kalemde çizersin
topunu küçümser
araya keskin bir hat çekersin.

Bilmez misin
vatandaşı birbirine düşman edersin?

Milyonların ayartılmış sevgisi
milyonların laneti çarpışır şimdi
bunu mu niyaz edersin?!..

Evdeki huzur kaçtı
ocaklara ateş düştü şimdi
ettiğin yemin, Allah'ın selamı bu muydu?!..

Tencere dersin, tava dersin
herkesi birbirine kırdırırsın.
Ayartılmış seven varsa milyonlarca
lanetleyen de bir o kadar...

Bilmez misin
tükendi artık kredin?
gösterdi yüzünü şiddetin.
bütün beddualar artık senin kaderin...

Ağzınla kuş tutsan da bundan böyle
yamacında ayartılmış sevenlerin...
hesap soracak bu doğa, bu kuşlar, ağaçlar
bu meydanlar, aydınlar, sanatçıların ahları
senin en büyük lanetin...


ARIZA ADAM

19 Haziran 2013 Çarşamba

Bi-taraf olursan bertaraf olursun!



Direniş süreci boyunca artık herkes içinde patlayan volkanlardan dolayı kendine engel olamıyor ve gerçek rengini göstermeye devam ediyor.

Bu süreç boyunca, bir vatansever (taraf) olarak ben de yayınlanan haberlerin bazılarını seçerek, doğal olarak 'çekimser' olmadığımı, bir ideolojim olduğunu göstermekteyim facebook profilimde.

Tabii artık içteki gizli renkler kendini açığa vurmaya başladığından, benim bu tavrımı eleştiren ve profilime gelerek, beni 'provokatörlük'le suçlayan kişiler oldu ve olmaya da devam ediyor.

Yine daha bu sabah, zaten kendisinden şüphelendiğim bir 'şaşkolozu' profilimde engelledim. Hem de epey bir tanıdığım biriydi. İnternette yayınlanan haberleri paylaşıyorum ve altlarını da kendi yorumlarımla süslüyorum diye 'tanıdığı en ala provokatör' oluvermişim şaşkolozun!

Yahu bir kere bu zaman tamamen sıradışı bir zaman. Yani, milletlerin hayatlarında önemli sıçramalar yaptıkları dönemler vardır ve bu süreçte de halktaki itki maksimum düzeydedir. Her zamanki gibi ılımlı, sessiz-sakin, işine bakıp gözünü kapayan, akşamları da evine gidip filmini izleyen bir tavır kanımca salağa yatmak veya aptallığın ta kendisi olur. Erdoğan bile dememiş miydi "Bi taraf olan bertaraf olur." diye? ..

Yani böyle zamanlar enerjinin maksimum olması gereken süreçlerdir. Halkın enerjisi yükselir, tavan yapar, çünkü milletlerin irade şeklini reforma uğratması doğum gibi sancılı bir işlemdir. Bu doğumu onaylayanlar vardır, onaylamayanlar vardır veya "ben ses etmeyim, gebeye elimi sürmeyim de, çocuk doğsa da olur, doğmasa da olur." diyenler vardır.

Bu doğumu isteyenlerden 'bir vatandaş' olarak, fikir-düşünce ifade özgürlük haklarım dahilinde, kimseye kişisel hakaret ve tacizde bulunmadan, hukuk sınırları dahilinde bu doğuma kendimce destek olmak da benim seçimimdir. Kimse de buna karışamaz.

Doğuma tümden karşı olanlar zaten benim facebook profilime artık pek de dahil olmuyorlar, çünkü büyük oranda 'doğumu onaylayanlar'la dolup taşan bir arkadaş kitlem var. Onlar da kendi profillerinde diledikleri gibi haberleri paylaşma ve fikirlerini not düşme özgürlüğüne sahiplerdir ki ben asla onların profillerine girip de hakaret veya hiciv içeren yorumlarda bulunmam. Bana ne yani?..

Ama az önce bahsettiğim gibi, doğumla ilgili hiçbir kesin tavırda bulunmayan tek tük arkadaşlarım halen profilime dahil olduklarından, kendi içlerinde bi-taraflığın doğal patlamalarını yaşayıp, bana iki çift laf etme tavrını sergilemekteler. Bunların da ana teması nedense hep; bu haberleri bu kadar çok paylaştığım için 'provokatörlük' yaptığım şeklinde...

Tekrar söylüyorum bu şaşkolozlara:

Sen gerçekleşmekte olan bu doğuma, halkın reformuna, milletin reformuna destek vermiyor ve sessizce sakince, kendi deyişinle 'medeni demokratlık' sergiliyor olabilirsin. Gerçi bu seçim bana göre tamamen kemiksizliktir, ama yine de senin seçimindir, bir şey diyemem. Ancak, sen gelip o kemiksiz duruşunla, bi-taraf halinle bana 'provokatör' deme cüretini gösteriyorsan, bu bana resmen tacizdir! Rengini belli eden vatandaş, profilinde ister 10 tane haber paylaşsın, ister 100 tane haber paylaşsın, bana göre bir fark yoktur. Kendin dansöz gibi ideolojiler arasında dalgalanır durursun, ama benim gibi, seçimini arslanlar gibi yapmış insanlara da lafını atar gidersin!?

Var mı böyle bir şey koç'um?..

Ya olduğun gibi ılımlı, bi-taraf dansözlüğüne devam edeceksin, ya da "Hayır efendim! Ben bu doğumun karşısındayım!" deyip, adam gibi tarafını belli edeceksin! Sen bana bu sıfatı yüklemekle, benim gibi milyonlarca ayağa kalkmış vatandaşına da tacizde bulunmuş oluyorsun. Ama tabii 'kemiksizlik aklı', sana bunu hissettirmeyecek kadar kıt olduğundan, sana da çok kızmıyorum. Sen ve senin gibileri farkettiğimde, sadece profilimden silip, engellemeyi, kendi ruhumdaki bir ayıklanma, bir çözümlenme olarak görüyor ve kendi sağlam duruşumu en demoratik şekilde sergilemeye devam ediyorum. Ancak bu doğumu onaylamayanlardan da keşke benim gibi dimdik durarak kendi profilinde veya bloğunda adam gibi saygın bir şekilde yazılarıyla sergileyenlerin sayısı da çok olsa da; ben de en demokrat şekilde onların profillerini ziyaret edip, düzeyli bir tartışma ortamına dahil olabilsem...


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

11 Haziran 2013 Salı

Ucuz Prodüksiyon Tiyatro



Tamam... Bu sabah ucuz prodüksiyon bir tiyatro izleyerek uyandık Taksim'de ülkece! "Anladığınız dilden yanıt veririz." demişti 'birileri'. Öyle de oluyor...

Ancak öyle veya böyle halk artık birileri'ne inanmaz, mümkün değil!.. Ağızlarıyla kuş da tutsalar, ayyaşlara, çapulculara altın çanaklarda şarap da sunsalar; onlar "A" dese, çapulucular asla bir daha inanmayacaklar! Çünkü şapka çıktı; kel görüneli 15 gün oluyor.

Böyle bir duruma imza atarak, dış ülkelerin de gözleri önünde halkı ile bu kadar çatışan, uzlaşmayan 'birileri' artık halkını nasıl yönetebilir? Tomayla, kimyasal gazlarla, biber gazlarıyla, ses bombalarıyla ve tazyikli sularla mı?..

Hiç sanmıyorum!..

Hocam; bizler Amerikan Filmleriyle büyümüş, beyni en az onların yönetmenleri kadar hin bir gençliğiz. Biz o tilki senaryolarının Allah'ını biliriz. Bu sabah Taksim'de halka -nedense bütün TV kanallarından naklen açıkça izletilerek- sergilenen tiyatro oyunu ucuz bir prodüksiyondur. Şöyle bütçesi daha büyük, baş rol oyuncuları daha usta tiyatrocular olan, kapsamlı bir yapım beklerdik!

Bak; Amerika ne yaptı? Prodüksiyonu büyük tuttu, kendi binalarını devirdi!

Yani hocam; biz gençlere daha güzel projelerle, bütçesi büyük ve inandırıcı senaryolarla gelmeniz lazım! :) Ha bu arada; yapımda emeği geçen, sponsorlara, yönetmenlere ve oyunculara yine de teşekkür ederiz! :)


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

9 Haziran 2013 Pazar

Kemiksizce bu ülkede yaşayanlara



KEMİKSİZLERE GİTSİN BU LAFIM:

Görüyorum...


Gezdikçe internette, feys'de, sanki kendileri hiç bu ülkede yaşamıyormuş gibi, profillerinde ottan-boktan paylaşımlar olan, hiçbir konuda, negatif veya pozitif tek kelam sözleri olmayan ve rahatları yerinde olan ülke yaşayanlarına sitemim var. 'Yaşayanlar' diye hitap ettim, çünkü onlar asla benim dostum veya kardeşim olamazlar. Onlar halk da olamazlar. Onlar kemiksiz, fikirsiz, zikirsiz, sadece yiyip-içerek yaşayan 'bedenler'dir benim için. Hepimizin yakınlarında, aile boyutunda da var bunlardan, biliyorum.

Bir de daha beteri var.


Bu olanlara rağmen, bu söylediğim sınıfın bir üst katmanı daha var. İnternette geziniyordum yine birgün; bir tane kemiksizin profil resimlerinin içinde Obama'nın tek kare, gülümseyen bir resmini gördüm!


Yahu tamam... "Ben fikirsizim, zikirsizim, sadece yaşayan bir beden olarak kalmak istiyorum." diyorsun. Fikir ve yaşam tarzı özgürlüğünden dolayı sana bir şey diyemem çok fazla. Sadece böyle ortaya söylerim lafımı. Ama be birader; Obama'nın resmini koyuyorsun. Ülke bu halde ve sen bu ülkenin ekmeğini yiyorsun be karaktersiz!

Sen ne kemiksiz bir satıcısın?! Hani bak; Amerikan yönetimine hizmet veren bir vatandaş olsan, belki anlarım. Ya da Obama'nın kabinesinde görev yapıyor olsan anlarım. Ama sen kimsin be bacım? Senin şu an bu mücadelenin saçla, başla, kanla verildiği bu ülkede, o kokuşmuş koltuğunda oturmaya nasıl cüret edersin?! Ya kendini satıyorsun, ya da ülkeyi...


Taşın ya da Amerika'ya; orada Obama'ya özel olarak ulaşıp, belki onun bokunu da yersin, ama burada Obama'nın bokunu bulamazsın ki? Arada uzun mesafe var?.. Tamam Obama karizmatik adam. Yakışıklı adam, güçlü adam, ona zaten saygım var, ama bu delikanlı burada yaşamıyor be bacım!



ARIZA ADAM

Ömer Dalman

6 Haziran 2013 Perşembe

05.06.2013 Kandil Mesajı




Küresel amaçlar doğrultusunda, çoğumuzun farketmeden kendini adayıp, arkasından koştuğu güdülmüş amaçlar peşinde sarfettiğimiz insanî olmayan her enerji şeytanîdir ve aklımızdaki o son hedef nokta kutsallığı bile çağrıştırsa, asla o noktaya ulaşamayız. Çünkü evrensel olan hiçbir varoluş hali bireysel veya kitlesel olsun, içinde acımasızlık içeriyorsa aydınlık değildir, şeytanîdir, onun kontrolündedir. Küresel olarak külliyen sınandığımız bu dönemde ülkemiz de çözümlenme sürecine çok sert şekilde girdi ve bu girişin sonuçları bütün bireyler için sert olacaktır. Şiddete dahil olan, kendini savunma haricinde insanı inciten birey veya kitle herkes ne yazık ki yakın zamanda şeytanî boyutlara göçecektir. Çünkü içinizde en çok açığa çıkan şey şiddetse, adaletsizce katletmekse, emin olun ki, göçeceğiniz yer de, bunu ne uğrunda yaparsanız yapın, cehennemî boyutlar olacaktır. Bu yüzden bu dönemde çeşitli odaklar tarafından gaza getirilmenize izin vermeyin.

Ben de bu yüzden içimdeki kini, şiddeti, olan biten herşeye rağmen azaltmaya karar verdim, ama mücadelemi bırakmadım. Sadece içimdeki aydınlık umudunu, sonuçta Allah'ın evreninde olduğumu ve asla yalnız olmadığımı arada hatırlayarak, bu çirkin dünyada yaşamaya zorla da olsa devam etmeye çalışıyorum. Bu hatırlatmayı kendinize yaptırmazsanız inanın işiniz zor. Çünkü dünyada ve ülkede şiddet yükseliyor. Şeytana destek verenler alabildiğine coşkuyla birleşiyor. Aydınlık peşinde olanlar da birleşiyor. Ancak dünya çoğunluk olarak Şeytan tarafından iskan edilmiş bir sürgün gezegeni durumundadır. Belki halen onlar daha şanslı durumda...

Yine de toplumlar adına umut azalmış olsa da; çaktırmadan, kimseyle fazla tartışmaya girmeden kendi içinizdeki huzura çekilmek faydalıdır. Size huzur veren bir uğraş, bir yetenekle ara ara zaman geçirmeniz, balkonunuza gece yarısı çıkıp, o eşsiz Yaratan'ın bahşettiği atmosferin kokusunu solumanız veya meditasyon yapmanız çok faydalı olur. Dünya zor durumda... Aydınlık zor durumda. Ben zaten oldum olası sürgündeyim ve çok zor dayanıyorum.

Beni kimsenin gelip bir ideoloji uğruna öldürmek için zahmet etmesine gerek yok. Aydınlık peşindekiler zaten bu kürede hergün ölümü yaşıyorlar. Sadece kendileriyle başbaşa kaldıklarında huzuru yakalıyorlar.

Bu süre içinde şeytanî olan ile irtibattaysanız; rotanız cehennemî boyutlaradır emin olun ki... Çünkü o size ta oradan, bulunduğu boyuttan çoktan kancasını taktı bile. Onun için bu kadar şiddetlisiniz, kincisiniz, ezicisiniz, merhametsizce katledenlerdensiniz.

Tövbe etmeniz her zaman mümkün, ama bu yoğun karanlık hakimiyetinde tövbe etmeniz bile zor. Tövbe etmeniz bile size Allah'tan inecek bir bağıştır. O istediği kuluna tövbe de ettirir bir gün içinde, elini kana da bulatır, cehennemine çeker.

Ülkemizin bütünsel hakim enerjisi çok koyu, karanlık ve çok zor seçimler koyuyor önünüze bugünlerde. Acımasızca dövülen, öldürülen insanlarımızın derdi hepimize göre daha az. Masum ruh göçtüğünde bu karmaşık dünya hayatı ona üç günlük komedi gibi gelir. Masumları katledenlerin veya bu katle ruhen çekim hissedenlerin işi zor esas. Çünkü onlar burada sarfettikleri nefret ve şiddet enerjilerini ruhlarına soluta soluta, kızgın alevlerle bezenmiş, cehennem saraylarını hazırlıyorlar göçecekleri yerde ve onlar ölmeseler daha iyi. Çünkü henüz buradayken daha cahil, daha gafil ve şuursuzlar. Şuurunuzu Yaratan bir geri koydu mu; geri dönüşü olmayan bir alev küresinde bulursunuz kendinizi veya huzur dolu cennetleri hakedersiniz.

Allah alemleri insanın ayakları önüne serdi, ancak varlığınızın hangi tür alemi seçeceği şu anki seçimlerinizle tamamen doğru orantılı. Bu yüzden buradayken şiddete, masumu ezmeye, şeytanın peşinden gitmeye uyumlanırsanız; emin olun aradığınız o pis kokulu alevli ortamı zaten bulacaksınız gideceğiniz koordinatlarda.

Siyasileriniz sizlerle sadece oynuyorlar. Onlar bu küreye konulmuş tuzaklardır. Yoğun bireysel amaçlarını halklara kabul ettirip, kendi egolarını tatmin ederken, yandaşlarını da kendine çekerek, dünyanın dualite ortamında kendi geniş hayat alanlarını sizlerle birlikte yaratmanın peşindedirler. Çünkü burası düşünce türlerinin mücadele vermek üzere ayarlandığı bir sınanma alanıdır. Eğitim süresi biten, gerçek alemine dönüyor. Burası rüya gibi, kısacık şekilde hatırlanıyor.

Bir siyasinin arkasından gitmek, buna ihtiyaç hissetmek, yaşarken toplumsal düzeyde onun için savaşmak, kardeşlerini öldürmek, yaralamak veya sözle incitmek bile kendi ruhunuzu hiçe sayıp, bütün zamanınızı o tuzağa adamak demektir. Kendi aleminize geçiş yaptığınızda, sanmayın ki o siyasi sizi orada kollarını açmış bekliyor olacak. O da kendi yarattığı mirasını yaşıyor olacak. Yapmış olduğunuz o kadar hınca hınç adama eylemi sizi kendi aleminizde yalnız bırakacak. Dolayısıyla; akımların peşinden gerçekten bütün varlığınızla gitmek, sizi gerçek üst aydınlanma seviyesine ulaştırmayacak, tersine ruhen bir zaman kaybı olacaktır.

Gerçek üst aydınlanma; tamamen kendinizle başbakayken hissettikleriniz, kendinize itiraf ettikleriniz ve özlem duyduğunuz ana kriterlerle ölçülür veya oluşmaya başlar. Kendinizle kaldığınızda bile bunu gerçekleştirmiyor, sadece dış dünyada olanları, orada yapacaklarınızı, alıp-satacaklarınızı düşünüyorsanız; siz henüz aydınlanmanın öğrencisi bile olamazsınız.

Aydınlanmayı gözünüzde büyütmeyin, çünkü o gayet basite indirgenmiş bir şey. Yani kendini dünyaya bilinçsizce adamış olan insanın yapması çok zor bir şey!.. Enerjisini, umutlarını, çabasını akımların peşine takmışların asla anlamayacağı bir şey!.. Aydınlanma; kendinizle başbaşa kalarak, o en basit ama en yüksek, hafif olan noktayı yakalama eylemi…

İstediğiniz kadar kitap okuyun, felsefeleri devirin, hacı-hocalarla çaylar için veya birinin peşinden gidin hiç fark etmez! Aydınlanma entellektüel bir beceri asla değil!.. Sanat değil! Karmaşık bir şifre veya formül değil! Aydınlanma bütün yaşamsal giysilerinizden sıyrılabilme becerisidir. Küçük bir yakarışla başlayan ve kendinle yapılan o şartsız barışın eklenmesiyle sonuçlanan bir huzur noktasıdır. Basit bir noktadır, ama çok geniş bir evrendir, varolan herşeydir! Sonsuza çekilen tek ve eşsiz hattır! Bu hattın giriş kapısı; Yaratan’ın herkesin en derin yerine kilitlediği bir hediyedir.

Bütün tuzaklardan ve negatif akım çekimlerinden uzaklaşmayı başarıp, kendi içindeki çocuk sevinciyle buluşulan o noktaya bütün insanların yaklaşması dileğimle…


ARIZA ADAM
Ömer Dalman
www.facebook.com/ArizaAdamTurkey
www.youtube.com/arizababa
www.youtube.com/mrarizaadam

3 Haziran 2013 Pazartesi

HEMEN BİRBİRİNİZLE BÜTÜN OLUN!


Dünya sadece bildiğiniz gibi, gördüğünüz gibi, insanoğlunun dilediği gibi vahşet yaratıp, ele geçirip, herşeyi umarsızca tüketebileceği bir gezegen değil. Bu kürenin de üzerinde büyük bir kontrol sistemi var, çeşitli güçlü birlikler var. Öncelikle ülkeler kendi içlerindeki huzuru ve birliği kurmak zorunda. Kuramayanların düzenini ise hakim milletler, dışarıdan müdahaleyle kurmak zorunda. Çünkü çoğumuzun haberi olmadığı o 'yukarıdaki güç planı', kozmozun birliği adına bunu sağlamak zorunda. Dünyada şu an hakim olan büyük güçler son noktaya kadar müdahale hakkını kullanma pahasına bunu gerçekleştirecektir. Çünkü dünyadaki düzeni hiçbir ülke gücü koruyamazsa, en büyük müdahale umulmadık şekilde, şaşırtıcı şekilde kozmozdan gelecektir. Amerika bunu biliyor.

Yani kısacası; biz kaşınmaya devam edersek, yıllar öncesinden şehitlerimizden ve Ata'mızdan teslim aldığımız bu vatan üzerindeki haklarımız azalacaktır. Amerika; kendini, bunu yapmak zorunda hissedebilir ve yapabilir. Çünkü bir sonraki aşamaya girmeyi o da kendi çıkarları adına istmemektedir.

ARIZA ADAM
Ömer Dalman

2 Haziran 2013 Pazar

Baştaki Çoban ve Yalanlar Perdesi



Sizleri, yani kendini ve kendini çevreleyen dış dünyayı yorumlama yetisine sahip olmayan sürüyü uzun süredir güttüler. Gözlerinizin önüne yaratılış kaynaklı konulmuş olan bu perdeleri sonuna kadar kullandılar ve bunlardan 'yalanlar perdesi'ni güçlendirdiler, ona yüklemeler ve yatırımlar yaptılar.

Usta bir hitap yoluyla, bağıra-çağıra, dayı raconuyla benimsettikleri bu güçlendirmeleri, sürüyü oluşturan koyunların gözlerindeki 'yalanlar perdesi'ne hem de kendi arzularıyla yerleştirdiler.

Baştaki çoban öyle usta bir yalancı üstattı ki; sürüdeki koyunlar, gözlerini perdeleyen bu yalanları üst üste ekledikçe, kendilerini de daha ihtişamlı, değerli, ulvî varlıklar olarak görmeye başladılar. Çoban; bu yalanın formülünü; tarih, din ve samimiyet olarak yapılandırmıştı. Böylelikle, yapısı kuvvetlendirilmiş 'yalanlar perdesi', asla koyunlar tarafından yorumlanmayacak, sözde kutsal ve biat edilecek bir gözlük oldu.

Ancak; baştaki çoban çok usta bir yalancı olduğundan, bu 'sözde kutsal' değerleri içeren gözlüğü, sürekli kendi nihaî amacı doğrultusunda, dilediği gibi saptırarak kullandı. Koyunların bakması gereken rotayı hep kendi elleriyle yönlendirdi. Kötü niyetli gerçeğe arada uyanır gibi olan koyunların iradeleri ise 'yalanlar perdesi'nin 'biat' katmanına takılarak, körlüğe geri döndü. Kaldı ki; şüpheye düşen bu koyunları da, hemen yakınlarındaki uyutulmuş koyunlar, kuş kadar akıllarıyla körlüğe ikna edip, sürüye tekrar uyumlandırıyorlardı.

Baştaki çoban çok tehlikeli bir üstattı. Sürüyü sürekli, onu oluşturan bireylerin mideleri ve beyinleri yoluyla doyurarak mutlu kılıyordu. Sürüsüne asla katamayacağı düşünen insanlara karşı, bu kör sürüyü sürekli doldurdu ve örgütledi. Sürü büyüdükçe, kendi altındaki 'alt çobanları' onların başına verdi. Bütün bu çobanlara baş kaldıran değerli bireyler de kendi aralarında birleşerek, bu şeytanî büyümeye irade gösterdiler.

Baştaki çoban; artık merhamet bile gösteremeyecek kadar egosuyla dolu bir şekilde, elindeki güçleri kullanarak, bu kitleyi telef etmeye bile cüret eder hale geldi. Baş kaldıran kitle, ortaya koydukları kanıt ve belgelerle ve yaptıkları konuşmalarla koyun sürüsünün de aklını karıştırmaya başlamıştı!

Gözleri önüne dayatılmış olan 'yalanlar perdesi'nin ne kadar düzmece olduğunu, sürünün içinden de fark etmeye başlayan koyunlar oldu. Bu sefer; baştaki çoban işi zorbalığa, mala ve cana kıymaya kadar ilerletti.

Baştaki çobanın, son vukutıyla kendi yüzünü açıkça göstermesiyle birlikte, şimdi, sürüdekilerin bile kafasını karıştıran bir gerçek ortaya çıktı:

Bu kadar kutsal değeri birarada bize gözlük yapmış olan bu 'baş çoban', nasıl oluyor da, meydanlarda çatır çatır insanları vurduruyor, kollarını bacaklarını kırdırıyor, gözlerini gazlarla kör ettiriyor ve onların ölmeleri karşısında bile vicdanı gram sızlamadan kafasındaki o acımasız hırsı açıkça gösterebiliyor?! Bu baş çoban; büyük-küçük demeden, herkesi kendi meçhul amacı doğrultusunda nasıl gözden çıkarabiliyor?..

Yoksa baştaki çoban; aslında bizlerin zannettiği gibi kutsal amaçları bulunan bir şahıs değil mi?..

Acaba hep birlikte şu gözlerimizdeki yalancı gözlükleri çıkartıp, çevremize çıplak gözlerle bakmayı en azından bir kere denesek mi?..


ARIZA ADAM
Ömer Dalman