2 Haziran 2013 Pazar

Baştaki Çoban ve Yalanlar Perdesi



Sizleri, yani kendini ve kendini çevreleyen dış dünyayı yorumlama yetisine sahip olmayan sürüyü uzun süredir güttüler. Gözlerinizin önüne yaratılış kaynaklı konulmuş olan bu perdeleri sonuna kadar kullandılar ve bunlardan 'yalanlar perdesi'ni güçlendirdiler, ona yüklemeler ve yatırımlar yaptılar.

Usta bir hitap yoluyla, bağıra-çağıra, dayı raconuyla benimsettikleri bu güçlendirmeleri, sürüyü oluşturan koyunların gözlerindeki 'yalanlar perdesi'ne hem de kendi arzularıyla yerleştirdiler.

Baştaki çoban öyle usta bir yalancı üstattı ki; sürüdeki koyunlar, gözlerini perdeleyen bu yalanları üst üste ekledikçe, kendilerini de daha ihtişamlı, değerli, ulvî varlıklar olarak görmeye başladılar. Çoban; bu yalanın formülünü; tarih, din ve samimiyet olarak yapılandırmıştı. Böylelikle, yapısı kuvvetlendirilmiş 'yalanlar perdesi', asla koyunlar tarafından yorumlanmayacak, sözde kutsal ve biat edilecek bir gözlük oldu.

Ancak; baştaki çoban çok usta bir yalancı olduğundan, bu 'sözde kutsal' değerleri içeren gözlüğü, sürekli kendi nihaî amacı doğrultusunda, dilediği gibi saptırarak kullandı. Koyunların bakması gereken rotayı hep kendi elleriyle yönlendirdi. Kötü niyetli gerçeğe arada uyanır gibi olan koyunların iradeleri ise 'yalanlar perdesi'nin 'biat' katmanına takılarak, körlüğe geri döndü. Kaldı ki; şüpheye düşen bu koyunları da, hemen yakınlarındaki uyutulmuş koyunlar, kuş kadar akıllarıyla körlüğe ikna edip, sürüye tekrar uyumlandırıyorlardı.

Baştaki çoban çok tehlikeli bir üstattı. Sürüyü sürekli, onu oluşturan bireylerin mideleri ve beyinleri yoluyla doyurarak mutlu kılıyordu. Sürüsüne asla katamayacağı düşünen insanlara karşı, bu kör sürüyü sürekli doldurdu ve örgütledi. Sürü büyüdükçe, kendi altındaki 'alt çobanları' onların başına verdi. Bütün bu çobanlara baş kaldıran değerli bireyler de kendi aralarında birleşerek, bu şeytanî büyümeye irade gösterdiler.

Baştaki çoban; artık merhamet bile gösteremeyecek kadar egosuyla dolu bir şekilde, elindeki güçleri kullanarak, bu kitleyi telef etmeye bile cüret eder hale geldi. Baş kaldıran kitle, ortaya koydukları kanıt ve belgelerle ve yaptıkları konuşmalarla koyun sürüsünün de aklını karıştırmaya başlamıştı!

Gözleri önüne dayatılmış olan 'yalanlar perdesi'nin ne kadar düzmece olduğunu, sürünün içinden de fark etmeye başlayan koyunlar oldu. Bu sefer; baştaki çoban işi zorbalığa, mala ve cana kıymaya kadar ilerletti.

Baştaki çobanın, son vukutıyla kendi yüzünü açıkça göstermesiyle birlikte, şimdi, sürüdekilerin bile kafasını karıştıran bir gerçek ortaya çıktı:

Bu kadar kutsal değeri birarada bize gözlük yapmış olan bu 'baş çoban', nasıl oluyor da, meydanlarda çatır çatır insanları vurduruyor, kollarını bacaklarını kırdırıyor, gözlerini gazlarla kör ettiriyor ve onların ölmeleri karşısında bile vicdanı gram sızlamadan kafasındaki o acımasız hırsı açıkça gösterebiliyor?! Bu baş çoban; büyük-küçük demeden, herkesi kendi meçhul amacı doğrultusunda nasıl gözden çıkarabiliyor?..

Yoksa baştaki çoban; aslında bizlerin zannettiği gibi kutsal amaçları bulunan bir şahıs değil mi?..

Acaba hep birlikte şu gözlerimizdeki yalancı gözlükleri çıkartıp, çevremize çıplak gözlerle bakmayı en azından bir kere denesek mi?..


ARIZA ADAM
Ömer Dalman

4 yorum:

  1. Herzamanki Gibi; Başka Diyecek Birrşey Varmı ?

    On Numara ...

    YanıtlaSil
  2. Gene Döktürmüşsün Doğruya Doğru Reyizim
    Helalin Var Eline Sağlık

    YanıtlaSil