29 Ocak 2011 Cumartesi

Sanal Saldırılar ihtimalinde bana ulaşın

Daha önce de bir kaç kere başıma geldiği için, artık bu uyarıyı bir alışkanlık haline getirmiş bulunmaktayım.

Arıza Adam Facebook Sayfam; her an tekrar tekrar bir grup internet çetesi tarafından saldırıya uğrayıp, kalleşçe, korkakça kapattırılabilir. Zaten hepimizin sayfa ve gruplarında iki taraflı oynayan sevenler olduğundan; bu tür saldırı ihtimallerinin haberini daha gerçekleşmeden önce edinmekteyiz.

Bu kalleşçe ve amaçsız, sadece kendi isimleriyle internet camiasına korku salma adına saldırıları gerçekleştiren, ön plana çıkmış gruplar zaten hep var ve biliniyorlar. Bu yüzden burada bir de onların isimlerini zikredip, onlara ün katmayalım değil mi?

Ceza'nın ve Killa'nın ortak albümlerinde dile getirdiği gibi; "Sanal oğlancılık bu ara pek moda!"...

Ben ve benim gibi kendine kitle edinmiş kahramanların zaten yeminli misyonları vardır. Bizleri, öyle sanal saldırı cemiyetlerinin etkilemesi, bitirmesi, yolumuzu kesmesi hiçbir zaman mümkün olamaz. Onlar ne bir kahramandır, ne bir davanın savunucularıdır, ne de kendilerini bir sanat koluyla veya siyasi bir görüşle ifade edemeyen uğraşı sahipleridir. Ülkede herkesin bir şeyler üretmek için çaba harcaması gerekirken; bu sanal saldırı cemiyetleri nedense durdukları yerde sürekli patinaj yapmaktalardır. Kendilerince sanal ortamda bizim gibi kahramanlara dayılık taslamaktalardır.

Evet... Durdukları yerde patinaj yapanlar yakın mesafede duranlara çamur sıçratabilirler, ama onlar durdukları yerde çamur sıçratırlar. Bizlerse sürekli yürüyoruz ve ilerliyoruz. Bir yerden sonra çamurlar üzerimize ulaşmaz.

Lütfen herhangi bir sanal saldırı cemiyetinin, saygın, ayarsız, sınırsız ve sert mizahı temsil eden sayfama saldırısı ihtimalinde bana en hızlı şekilde ulaşabilmek ve sürekli benimle bağlantıda olup, tekrar "misyonuma destek veren dostlar" olarak devam etmek adına aşağıdaki iletişim bilgilerimi ve linklerimi bir yerinize kaydediniz.


Sevgilerimle
ARIZA ADAM

26 Ocak 2011 Çarşamba

Kanserle dost

İnsanlar çektikçe, çile üstüne çileleri ekledikçe, çaresizlik içinde geceleri sessizce içine ata ata ağladıkça kanser olurlar derler. Eğer bu tez doğruysa şu an benim "Arıza Adam" yerine yatak döşek "Kanser Baba" olmam gerekirdi!..

Arıza'yım, deliyim, cıvığım, ayarsızım, yerine göre bilgenin tekiyim ama kolay mı ulan böyle arıza olup, laf ebeliği yapmak?! Her düşen taşa, esen rüzgara video çekmek?! Sokaklardaki, caddelerdeki, metroda birbirlerini zan altında bırakırcasına lüzumsuz eleştirel bakışlar altına hapis eden insanların arasında bulunup da; sağlıklı kalmak kolay mı peki?..

Hele son günlerin ülke gündemine elinde olmadan kolunu, bacağını kaptırıp, TV'de ve gazetelerdeki haberlerin adamı soğuran çirkinliğine kurban gitmemek mümkün mü? Zaten üç kuruş, hatta Allah Kuruş değerine kadar ucuzlamış yaşam standartlarımıza dayanıp, bir yandan gülebilmek, bırakın gülebilmeyi, bir de soytarılık yapıp, ağzını dudağını şekilden şekile sokup, orta yerde Arıza'lığın hakkını vermek sizce kolay mı?

Bütün bu saydıklarımın özetidir aslında Arıza Adam'ın peydahlanma sebebi...

Arıza Adam ana rahminden doğmadı. Arıza Adam dünyevî varoluş ismi olan Ömer'i öldürdükten sonra, kendi çamurlu ortamından kendi iradesiyle doğdu ve kendini büyüttü. Bazılarınıza kendini sevdirdi, bazılarındaki kini, nefreti ortaya çıkarttı. Zaten Arıza Adam'ın görevi de buydu başlangıçtan beri! Kaotik çözümleyici...

Sınır tanımazlığıyla, çocuksu sorumsuzluğuyla, ona-buna laf etmesi ve dayanamadığı bu çevreyi her fırsatta taşa tutmasıyla Arıza Adam aslında sizleri hep iğneledi ve tahrik etti. İçinizde, bu hayata ve çektiklerinize karşı birikmiş bütün kininizi ve daha önemlisi içinizde kilitli kalmış o özgür yanınızı tahrik etti.

Tabii bir insanın bu kadar rahat ve özgür dilde, hareketlerde varlığını belli ediyor olması birçoğunuzu memnun edip, içini rahatlattığı gibi, birçoğunuzun da eksiklerini, yapamadıklarını hatırlattı ve onları deli etti. Onlar ki; bu yaptığımdan dolayı beni bulsalar, beni dövüp, tokatlamak isteyenlerdi.

Peki... Bütün bu halkın içinde bulunduğu ve dahası içine itildiği bu yetersizlik, dalkavukluk, kaypaklık, kemiksizlik ve dansözlük bataklığında ben de sizler gibi bir yandan yaşamaya, ekmeğimi kazanmaya çalışırken, diğer yandan karı dırdırı ve çocuk gürültüsü çekerken, Arıza Adam olup çıkmamam mümkün müydü?..

Hayır... Değildi... Hatta iddia ediyorum; içindekini dışarı kusma refleksini geliştiren herkes yavaş yavaş arızalanacaktır artık ülkemizde.

Peki bütün bu çileye, dırdıra, gürültüye, çaresizliğe maruz kalmış insanların en berbat derdi nedir?

Kanser...

Peki ben neden hala kanser olmadım? Üstelik naylon çorabı da çok severim yani!.. Onunla neler yaptığımı ise Allah bilir! Ama hala kanser olmadım.

Korkuyor muyum peki kanserden?

Akıl-mantık yönüyle bakarsam olaya; belki korkuyorum. Ama ben aklı gönlümden geride bırakalı yıllar oluyor dostlar.

Ben aklın ötesinde kaç kere kanserle söyleştim biliyor musunuz? Kaç kere kanseri yatağıma davet ettim başka bir tek gönül dostum olmadığı için. Bütün hayatın çilelerine karşı kaç kere kanserle söyleştim, çayımı onunla içtim, ona en sevdiği puromdan ikram ettim biliyor musunuz?

Ben belki de bu hayatın bana getirdikleri sayesinde kanserle dost oldum dostlar!.. Kanser Baba oldum ben Kanser Baba! Ama gönül kanseri, ama kolon, ama makat, ama gırtlak... Ne derseniz deyin; bu hayat duyarlı ve açık insanı ya kanser eder, ya da kanserle dost eder. Her duyarlı insansa birgün bu iki şıktan birini birgün mutlaka seçecektir!

Ben onunla dost olmayı seçtim. Bu yüzden Arıza Adam, yıllardır Kanser Baba Fahri onurunu da taşımakta ve bu hayata o günden beri daha kolay dayanmakta... Kanser, ona kendi kapsamı içindeki birçok sebebi eğlence etti ve artık o bu yüzden daha ekstra duygularla yaşıyor, deniyor, özetlerini çıkartıyor!


ARIZA ADAM
ÖMER


--

ARIZALAR MECLISI!
Arıza Adam Fan Sayfası:
http://www.facebook.com/ariza2010
Videolar!
http://video.mynet.com/arizalarmeclisi
http://www.dailymotion.com/arizaadam
http://www.youtube.com/6600066
http://www.youtube.com/MrArizaadam
---------------------------------------------------
http://arizaadam.blogspot.com
http://arizagorseller.blogspot.com
http://arizasiirler.blogspot.com

25 Ocak 2011 Salı

Karanlık geliyor gümbür gümbür


Doğruyu, hakkı, saflığı tehdit eden, gündüzü karanlığa çeken, emeği çukura düşüren kimse; ben ona karşıyım.

İçimizdeki çocuğu zorla büyüten, onun oyuncaklarını elinden alıp, onu parayla kandıran ve kağıtlara, fonlara bağlayan kimse; ben ona karşıyım.

Emeğin postunu pazara çıkaran, -götürmek için- çalışmayıp, imanıyla iş üreteni istismar eden ve onun sırtından kazanırken bir de onunla dalga geçen kimse; ben ona karşıyım!

Sanat yapanı ‘avare’ ve ‘hayta’ olarak etiketleyen, ama insanların tüketim güdüsü üzerinden mal satıp, deliler gibi kar etmeyi yegane iş sayan fosiller, kalantorlar kimlerse; ben onlara karşıyım.

Yaşadıkça kokuşmuş midesi her zaman dolabilsin ve pis kıçı büyümeye devam edebilsin diye, felsefesi ve hayat görüşüne hiç uymasa da; “Aman kimseyi silme!” mesajını kendine slogan edinen dansözler kimlerse; ben onlara karşıyım!

Kemiksizliği yaşam biçimi edinmiş ve bir de küçüklerine bu hayat görüşünü telkin eden, onları tarzsızlığa, değersizliğe, felsefesiz bir yaşama iten ve bu yolda, her türlü siyasî görüşe bile inançsızca uyum sağlayan kemiksiz, dansöz liboşlar kimlerse; ben onlara karşıyım!

Metroda, otobüste, minibüste eline bir gazete veya kitap alıp, yeni bir şeyler öğrenerek zamanını değerlendirmek yerine; sanki pek üzerine vazifeymiş gibi, karşısında-yanında oturan veya ayakta duran stil sahibi insanların üzerlerine-başlarına, saçlarına, gözlerine davarlar gibi, öküzler gibi denetleyici gözlerle bakan kütükler kimlerse; onların da alayına karşıyım!

Hatta hepsini bir kenara bırakın; yaptığım görüşmelerden ve arkadaşça muhabbetlerden sonra, onların arkalarından, onları gıyaplarında eleştirip, değerlendirmeye alma hatasına zaman zaman düşen kendime bile karşıyım! Çünkü ben çuvaldızı önce kendime batırmaktan yanayım.

Ne oldu bize? Kim yaptı bizi böyle çekilmez?.. Renksiz, tarzsız ve tekdüze olma merakına çekmeyi başardı?

Kim bu altın gibi ülkenin altın insanlarını böylesi birbirine düşürmeyi başardı ve sürüden ayrı düşünüp de aydınlığı görenleri iteledi, kakaladı?..

Ve bunu neden yaptı bize?

Böylesi karşıtlık dolu
sözleri bana ve benim gibilere bu kadar sık zikrettirmeyi gerektiren o suçlular kimler?!

İşine gücüne bakan, üreten, zamanı pozitif yönde yaşayan, barışçıl, yaratıcı, açık, aydın ve takıntısız insanları böylesi gerginleşmeye mecbur kılan, üzerlerine savaş kalkanlarını kuşanmaya iten, varlıklarının karanlığıyla aydınlığımızı yok etmeye çalışan o suçlular kimler?!

Ne istiyorlar bizden?.. Bir türlü bulup, netleştiremiyorum onların amacını.

Sonuçta tek bir ihtimal kalıyor. Evet tek bir ihtimal ve kesinlikle bunun ötesi yok.

Şeytan, yani karanlık, hem bizim ülkede, hem de dünya genelinde aydınlığa karşı son kozlarını oynuyor. Hem de artık en arlanmaz, en utanmaz şekillerde kendini açık ediyor. Kimse farkında değil belki ama, karanlık yakında hepimizin kıçına kadar girecek! Ya hele bir de iyi ile kötüyü ayırt etmezse ne olacak?! Aydını, liboşu, imanlıyı-yalancıyı, hortumcuyu, çalışkanı tek bir torbaya koyup sallarsa ne olacak?!

Bakalım o zaman da herkes kendi rahatına bakabilecek mi?..



ARIZA ADAM
ÖMER

2 Ocak 2011 Pazar

İnadına pozitif bir 2011 için!

Artık tamamen şakülü şaşmış, ürtekenlikten uzaklaşmış, kendi ürünlerini bile, eksiltilen özgüveni yüzünden üretmeye korkan, herşeyi ithal eden milletimiz bütün bu eziklikler yetmezmiş gibi bir de birbirine sarmış, hergün bir sürü suç duyurusu, icra davası, alacaklı-verecekli davası, avukatlar, mahkemeler harala gürele bir bilinmeze doğru gidiyor.

Çirkinlikler içinde yüzüyoruz. Bu verimli toprakları balçığa, bataklığa kendi ellerimizle çevirdik ve şimdi de boğulmamak için sanki fayda edecekmiş gibi birbirimize sarılıp, birbirimizin üzerine basıp çıkmaya çalışıyoruz! Buna “debelendikçe daha dibe batmak” denir.


Debelendikçe daha dibe batıyoruz, hatta daha açıkçası -b..ka batıyoruz- biz!..

Bu son halin en somut resmini, özellikle yolda, trafikte, otobanda ve dar sokaklardaki sürücülerimizin birbirine nasıl bir saygısız tavır içinde olduklarına kabarak hemen görebilirsiniz. Zaten eğer göremiyorsanız; siz de bu bataklık içinde kimliğini ve karakterini yitirip, kaybolmuşlardansınız demektir.

İyi tarafından bakmaya hiç de gerek yok. Bal gibi de, yaşam stili ve genel ruh rengi açısından dibe vurduk ülkece! Herhalde şu an şu meşhur astrologlardan veya medyumlardan biri ülkenin üzerinde bir uçakla uçarak, genel aura rengimize baksa; rengimiz büyük ihtimalle “kahverengi” çıkacaktır! Sözkonusu olan şey “aura” olunca, kahverengi griden de sakattır. Çünkü gri hiç olmazsa tarafsız bir noktada, yani renksizmiş gibi dururken, kahverengi, bizlerin gerçekten b..ka battığının bir göstergesi olur. Çünkü aura’da kahverengi, yaşamsal alanda kanımca “b..k” rengine denktir!..

Kim ne derse desin, hangi açıklamaların ve bahanelerin arkasına sığınırsa sığınsın; durumumuz ülke genelinde b..ktandır.

Bense halen, Arıza kişiliğimle olaya bir tarafından insanî olarak bakmakta israrcıyım ve bu tavrıma yönelik de somut bazı şeyler ortaya koymaktayım. Örneğin dün yılbaşıydı ve herkes birbirine süslü-püslü, tozpembe kutlama mesajları ve e-postaları attı. Tabii ben de gerek kişisel listeme, gerek şirket iletişimim olan kurumlara ve firmalara süslü-püslü kutlama e-postamı attım.

İşte; bu balçıklanmış, bataklık olmuş, b..ka batmış ülke auramıza halen teslim olmadığımı da bu noktada göstererek girdim 2011’e.

Şöyle ki: Yaptığımız işler gerekçesiyle aramızın limonî olduğu, karşılıklı ödemelerimizde hemfikir olamadığımız firmalara bile, gayet pozitif, janjanlı görseller içeren yılbaşı kutlama e-postamızı attım.

Bizden ödeme bekleyen ve sık sık arayıp, bize bozuk atan taşeronlarımıza da tek tek o güzel e-postamızı attım.

Durun bitmedi! En önemlisi; davalı olarak çıktığımız ve bir ton para ödemek zorunda bırakıldığımız avuç içi kadar büyüklükteki eski oturduğumuz evin sahibinin oğluna bile o güzel kutlama e-postamızı attım! Halen yüzde yüz haklı olduğuna inanamadığım, sadece avukat tutma zamanlamasında yapmış olduğumuz bir hatadan dolayı katlanmak zorunda kaldığımız ve 2010’un sonuna bunalımlarla girmemizin en büyük nedeni olan bu davadan dolayı, içimde birikmiş olan kini ve hıncı resmen nötrlercesine, içimde en ufak bir kızgınlık kalıntısı kalmadan kalan ödemeyi de yeniyılda yapıp, helalleşme niyetiyle, karşı tarafa belki de hiç alışmadıkları bu pozitif davranışı da sergiledim.

Düşünsenize; dava ile evinizden kovduğunuz eski kiracınız, talep ettiğiniz ve belki fazlaca faiz eklettiğiniz meblaya karşı çıkmıyor ve bir de yeniyılda size gayet pozitif bir sevgi gösteren kutlama e-postası atıyor! Büyük ihtimalle bir çok kişi bu davranış karşısında şaşırır ve bir anlam verecek durumu da olmadığından, size şüpheyle bile bakabilir! Arkanızdan “Saf mıdır nedir? Yalaka mıdır, gerzek midir?” deme ihtimalleri bile var! Ya da planlı bir davranış olarak değerlendirip, tedbiri elden bırakmamak için sessizliği koruyup, karşılık vermeme ihtimalleri de var. Ne de olsa artık ülkemizde binlerce suç duyurusu olduğundan, herkes birbirine -pek bir hukuksal açıdan- bakıyor ve bu yüzden insanlık kardeşsel ve pozitiflik odaklanmaları mümkün mertebe minimize ediyor! “Neme lazım; uzak kalayım.” Hesabı…

Ama olsun be! Ben kendimi bir yandan arındırmaya, insanlığın kokuşmuş tepki ve değer yargılarından temizlemeye, berraklaşmaya çalışan bir ruha sahibim. Bu canın ve bu ruhun hala bir cevher olduğunu biliyorum ve kendimi varolduğum ortamın kahverengi rengi ile harmanlamayı kabul etmiyorum. Elimdeki cevheri son dakika gelene kadar işlemeye çabalıyorum.

İşte bu yüzden bu yılbaşında, bana karşı duruş sergileyen nice insanlara bile, hiç beklemedikleri şekilde kutlama ve sevgi e-postaları attım. Belki bu balçıklaşmış ortamda hala pozitif düşünüp, pozitif davranmaya çalışan insanların da olduğunu hatırlatırım onlara diye…

Bütün bu pozitife dönüştürme yeteneğim tamam da; hala şu karı dırdırına çare bulamadım, o ayrı!.. Haa! Bulan varsa, lütfen o da beni aydınlatsın!


ARIZA ADAM
Ömer