toplum dışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toplum dışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2025 Salı

Haydi GÜLÜMSE!

Genelde aile üyeleri veya tanıdıklar bir araya geldiklerinde eski günlerini anlatanlar çok olur ve bunlar genelde aile içindeki veya arkadaş ortamındaki aynı konuşmacılardır. İlginç iş hayatı veya ilişki anıları, elde edilen başarılar, komik anılar filan...

Son yıllarda dikkat ettim; bu ortamlarda anılarını hiç anlatmayan kişi benim. "Sebebi?" derseniz; yahu o kadar yer altı türden, bazen de marjinal şeyler yaşamışım ki, kime nasıl anlatayım?!.. Bu çok muhabbetli, ama benim konuşamadığım anlarda eminim, "Yaa adam tertemiz. Yüzü de nurlu, terbiyeli, nazik... Herhalde o bizim gibi bir sürü macera yaşamadı. Süt gibi akıp gitmiş hayatta ve belli ki göründüğü gibi..." diye düşünüyorlardır.

Bense için için gülüyorum!.. Lan sizin o anlattığınız gayet normal insanî anılarınız zaten bende de dolu! Ben anılarımı açıkça ortaya sersem, o dost masası dağılır, dört bir yana kaçışırsınız be!.. Bu yüzden hep sessizce gülümsüyorum.

O zaman haydi, GÜLÜMSE!..


Ömer İlhami Dalman
ARIZA ADAM

20 Aralık 2023 Çarşamba

Toplum ve Birey

Sosyal Medya artık herkesin kendi vitrini...

Kimi onun üzerinden para bile kazanır halde. Kimi sadece varlığını belli etmek ve "Ben de buradayım." demek için düzenli olarak bir şeyler paylaşıyor. Sonuçta ne olursa olsun, doğru kullanıldığında sosyal medyanın faydaları büyük... Dostluklar oluşuyor, gruplarda sosyalleşiliyor, dertlere ortak olunuyor, kutlamalar yapılıyor filan...

İş beğeni ve tıklanmaya geldiğindeyse istisnalar hariç en yüksek sonuçları genelde ya aykırı, ya absürt, ya da çirkinlik ve kötü olaylar içeren içerikler alıyor. İnsanlığın halen çok azınlık bir yüzdesi uyanış halindeyken ve diğer büyük yüzde sistemin sağladığı hipnoz etkisindeyken bu sonuçların böyle olması çok doğal...

Tabii yine sosyal medyanın faydalı getirilerinden biri olarak, uyanmış olanlar kolaylıkla birbirini bulabiliyorlar. Uykuda olanlarsa yine hep birlikte el ele yatak-yorgan bir arada uyumaya devam ediyorlar.

Bazılarının sandığı gibi insanlığın büyük yüzdesinin uyanacağı hedefine çok emek vermemek lazım. Bulduğunla yetinmek ve kendi inandığın yolda ilerlemeye devam etmek, seni global enerjinin kaderinden izole halde tutacaktır ve Yüce Yaratan ile kendi arandaki o müdahalesiz hat üzerinden hayat amacına zaten ulaşabileceksin.


AZRL

4 Ocak 2023 Çarşamba

Yeni yıl Coşkusu

İşte oldu 2023...

Yine herkesin eğlenceler içinde, yiğip içerek büyük umutlarla, büyük beklentilerle kutladığı yeni bir yıl... Bütün duaları, umutları ve beklentileri sanki tek bir geceye yüklenmiş, ancak ertesi sabah tıpkı sıradan bir güne uyanan yine milyonlarca insan...

Yine aynı endişelerde, aynı ego şemsiyesi altında, kendi duygularının zincirinde devam eden, tıpkı bir önceki yıl gibi sıradan bedenler ve ruhlar... Bir geceye sığdırılmış ve hemen ertesi gün sihrini yitirmiş bir düzmece mutluluk...

Bense 'Yılbaşı' denen o akşam ve o akşamın ertesinde yine her günkü gibi sadece hayatımın aşkına, sevgilime, sevgime ve beni mutlu eden elimdeki işe yine tutunmuş durumdayım. Zamansa sadece ölümlü ruhların aldanması...


AZRL

14 Aralık 2021 Salı

Soyun artık çokluktan

Çok fazla vızıltı
çok fazla beklenti
çok fazla insan...

Sadeliğe düşman
çokluk sarhoşu
muhtaç zannında
çoğu insan.

Çok fazla düşünce
çok fazla karmaşa
çak fazla bulanık
zavallı İnsan...

Soyun artık çokluktan...


AZRL

4 Ekim 2020 Pazar

Su ve Şifa

Bir bardak suyu içmeden önce bir süre elinizde sevgiyle tutup, ona kozmos'un tüm enerjisini şifa olarak yüklemek güzeldir. Ancak zaman ötesinde Bir ol'duğunuzu düşünürseniz, bu şifa çekme olayını suyu içmeden önce yapmanızla, suyu içtikten hemen sonra yapmanız arasında bir fark yoktur. Güç'ü kullanmada bilincinizi, sizi sınırlayan zaman kavramından kurtarın.


Ömer Dalman
ARZ

Ol ve bekle

Şimdi kapandım bir odaya, bekliyorum. Sadece yazıyorum, çiziyorum, oluş'a geçiyorum, basınç dengeliyorum, üşüyorum, giyiniyorum, eğleniyorum, Güç'ün sadece az bir miktarını kullanıyorum. Beden tam ol'madı.
Önceleri uçardık, süzülürdük, araçlar kullanmadan yaşardık, Güç'ün kendisiydik. Kral'dık, Kraliçe'ydik, madden-ruhen zengindik.
Şimdi kapandık odalara, bekliyoruz.
Zor oluyor bazen. Hatta artık sık sık... Güç büyük; kap küçük... Daha sık oluş'a geçiyoruz; dengede kalmak için. Büyük Buluşma'yı sabırla beklemek için. Umut ol'mak için. İsyan etmemek için...
Anılar geliyor aklıma; anıyorum. Üzüntüler, sevinçler, hoş sohbetler, ağlamalar, bağırmalar... Hepsini göğüsledik, yılmadık, yok olmadık, hep ol'duk. Tek Güç Yaratan'ın varlığıydı. Hala da öyle...
Açıldık, kapakları kaldırdık, penceremiz genişledi. Ve bu her şeyden de daha güzeldi. Hala da öyle...
Cennetlerden müjdeler geldi, gördük, aldık, kabul ettik. Bununla ayakta kaldık.
Şimdi dip dibe, burun burunayız. Bunu bilmek çok güzel!.. En büyük dayanma gücü.
Bir kaç perde kaldı. Her şey tarifli değil; bunu dert etme. Akışa bırak kendini, sadece ol... Şu anki bilincinle sakın tarifleme, tarif bekleme!.. Gördüklerin ilginç sana, şaşma, yaşa, ol... Tam ol'arak buraya gelince şu anki kendinde tarifler ve tüm bilgi somutlaşacak. Ol ve bekle...



Ömer Dalman
ARZ

29 Eylül 2020 Salı

Birbirini tamamlamaya Davet

Bir ressamın çok güzel tablolarını görürler; adam tanıdıktır ve fazladan değer vermemek için taktir etmezler, sessiz kalırlar.

Bir yaşam koçu ortaya çok güzel bir hizmet koyar ve kendi reklamını yapar. En yakınları bile geri dururlar ve ses çıkartmazlar.

Kanal Bilgileri gelir; en güzel bilgileri bile kanallık yapana yakıştıramazlar, kendilerine yediremezler ve taktir etmezler.

Bir arkadaşları UFO fotoğrafları veya videoları çeker; bire bir arkadaşı veya bir akrabası değilse, genelde inanmazlar, geri dururlar. Ama gece yanında yatan karısına iki tane Zeta tecavüz etse; ertesi gün gaza gelirler, karınlarındaki gri bebeyle cümle aleme olayı anlatırlar ve bu sefer de herkesten ilgi beklerler.

Aramızdan biri bir kitap çıkartıp, sosyal medyada da bunu duyursa; kendilerini de göstermiş olmak ve o kişiyle arkadaş olduklarını göstermek için tebrik ederler, yorumlar yazarlar.

Toplum bireylerinin bu hesapçı geri duruş ve taktir stratejilerini daha bir çok örnekle anlatabiliriz. Ancak diyeceğim şu ki; insanlar neden bu kadar hesapçı oldular?

Neden birilerini taktir etmek için hep manevi veya maddi bir çıkar hesabı içinde oldular?

Dünyevi olanlarda da, Kozmik Bilinçte olanlarda da istisnalar dışında bu hep böyle... Peki, böyle bir hayat duruşuyla orta yere verdikleri tepkiler dışında içeride 'gerçekten ne var'?.. Ya da bütün bu çoğul etkileşimlere ve yapılan onca şeye rağmen içeride sizce 'bir şey' var mı?.. Yoksa içler bomboş; bütün çaba ve dikkat dışarıya mı?..

O onu çekemez, öteki diğerini çekemez ve asla bir diğerini taktir etmez. Dualite de aynen böyle yuvarlanır gider, öyle değil mi?..

Olaya meslek grupları açısından bakarsak; "Ülkedeki meslek erbabı kişiler ortaya birlikte ve bütünsel bir enerji içinde ürünler çıkartmadan, sadece kendi ego ve isimlerini büyüterek yaşamaya ve bu yolda örnek olmaya devam edecekler." diyebiliriz.

Olaya Spiriütel Camia açısından bakarsak durum daha vahim...

"Dört bir yana dağılmış, birbirini tamamlamaya gönüllü ol'mayan, serseri mayın gibi evrenin çeşitli noktalarına bağımsız olarak akan ışık parçacıkları olarak varolmaya devam edecekler." demek çok mümkün...

O zaman haydi şimdi! Bütün düşünenleri, içe dönenleri birbiriyle kucaklaşmaya ve birbirini tamamlamaya davet ediyorum!


Ömer Dalman
ARZ

27 Eylül 2020 Pazar

Olmam onlardan!

Onlar ister yakınlarında
evcil ev hayvanı
düşünmeyen
bilinçsiz teslimiyet
rutin jestler
zorunlu gülümseme
sahte nezaket
uyku, uyku, uyku!..

Yapmam!!!
Yakarım yalanları
olmam onlardan!!!

Onlar sever her zaman
süt dökmüş kedi
ot yiyen inek
trene bakan öküz!
susturulmuş hayaller

yapmam!!!
yakarım ahırları
olmam onlardan!!!

Onlar yapar bir bok bilmeden
umutsuz bebeler
tekdüze beyinler
fosil bedenler
yitik ulviyet
sözde sevgi
sıradan aşıklar

yaptırmam!!!
bebeler masum
yakarım yedi ceddini
olmam onlardan!..


Ömer Dalman
ARZ

Önce Aşk

İnsanların henüz 'mucize veya paranormal' olarak baktıkları; uzaylı araçları ve Yükselmiş Üstatların boyut geçişleri görüntülü kayıtlarımdan en sonuncusunu az önce izledim. Canları uyanmaya, bilince ve sonsuz ihtimallerin normalliğine çekecek, onlara kendilerini hatırlatacak çok güzel ve ilginç bir video olacak.

Yine de heyecanıma kapılıp, her şeyi bırakıp 'bir an önce bitsin de yayınlayım' diye acele etmedim ve o kaydı sonraki herhangi uygun bir güne bıraktım. Zaten görüp de inanacak insan sayısı çok az... İnanıp da ol'uşa geçecek insan sayısı çok az. Bakıp da görmeyecek insan sayısıysa hepsinden fazla...

Peki, o videoyu bir an önce editleyip yayına almayı neden mi erteledim?!

Önce Aşk; sonra gösteri...

Önce Aşk; sonra oyun-eğlence...

Önce Mana; sonra Madde...

Önce Ol'uş; sonra iş...

Aşk her şeyden önce...


Ömer Dalman
ARZ

Hava atma zamanı değil

Yaşadıklarınızla birbirinize hava atma zamanı değil! Ortaya dökülme ve ibretler sergileme zamanı... Siz bir ol'un ki; tek bir çağlayan gürül gürül aksın Dünya'ya. Ve buna diğerlerinin ihtiyacı var. Ayrılığa özendirme; Bir'liğe özendir! Çağlayandan ayrı görme kendini; yok bir farkın bir diğerinden. Çağlayanın kendisiysen havan kime? Diğer bir damlaya, aynı Çağlayan'a mı?!..

Ya havalı ayrı ve yalnız bir damla ol'acaksın, ya da tek ve gür bir Çağlayan... Aşka'ta ayrılık olmaz. Aşkta ego olmaz. O'nunla ak, O'nunla şakı... Artık birbirinize hava atma zamanı değil...


Ömer Dalman
ARZ

26 Eylül 2020 Cumartesi

Kendi Şölenin

Beden, Yüksek Güçler, Öz Sen ve hepsini saran Yaratan...

En basit tarifiyle kendimde Ol'uş Hali adıyla uyguladığım şema budur. Tabii bu tamamen kişisel bir tanımdır. Herkes kendi içsel yolunda yükselmek için kendine en uygun tanım ve metotları yaratabilir veya önceden çok kişi tarafından onaylanmış bir yöntemi seçebilir.

Merkezde tek bir noktadan başlayıp, Yaratan'ın en yakın altı'na kadar genişleyerek yapılan egzersizler... Merkezdeki noktadan Yaratan'a; oradan da tekrar merkezdeki noktaya gelip giden enerji...

İzin verirsen genişlersin.

İzin verirsen Yüksek Güçleri de Öz Sen'in sınırları içine dilediğin süre dahil edebilirsin ve onlardan sana, müdahalesiz enerjetik anlamda katkılarda bulunmasını sağlayabilirsin. Çünkü temelde, en üst bilinçte zaten onların olduğu hal ile sen birsin ve aynısın.

Bu Ol'uş Hali (Meditasyon da denebilir.) anlarını 'Bir Şölen' havasında kabul etmen işe yarar. Şölenin sahibi sensin ve istediğin kadar sayıda Can'ı bu şölene davet edebilirsin. Ev Sahibi sensin; kimse sana kendi şöleninde ukalalık yapmaz, seni etkisi altına almaz. Eğer bunlar oluyorsa, buna da sen izin verdin.

Şölen'i sık sık yaparsan çok daha hızlı genişler ve yükselirsin. Unutma; Ev Sahibi hep sensin, sendin ve sen ol'acaksın.

Bütün bu hallerinin tek aracısı, mabedi olan Bedeninse Şölen'in binasıdır. Girişte ve çıkışta onu hep ışığınla kutsa, ona teşekkürlerini sun ve onu gerçekten samimi sıcacık bir sevgiyle okşa...

Şölen'i her yaptığında; başında ve sonunda her şeyin sahibi Yüce Yaratan'a şükranlarını en samimi şekilde sunmayı unutma. Böylece O'nun şefkatli elleri senin üzerinde daha hissedilir şekilde olacak.


Ömer Dalman
ARZ

Zamanım azalıyor

İyi niyetli... İyi kalpli... Çok kibar insan. Çok da insana yardım ediyor. Dört dörtlük adam...

Hadi ya?! Kim dedi? Neye göre, kime göre?!.. Benim olduğum yerde bu ufak detaylara "iyi huy" veya "iyi şeyler" deniyor, ancak seni başımın üzerine oturtmam için (ki bu hiç olmaz) daha doğrusu gönül merkezime oturtmam için bu saydığın iyi özellikler yetmez. Hatta bana yük bile yapabilir! Çünkü bu insanlardan o kadar çok var ki... Yolda, sokakta, metroda, vapurda, banka kuyruğunda ve hatta evde ocakta... Kimileri yakınlarımız, birinci derece akrabamız veya herhangi bir arkadaşımız...

Asgari iyilikte olan çok insan var etrafımızda ve onlar gerçekten de yeri geldiğinde hayatımıza kolaylaştırıcı, derdimize derman münferit çözüm ortakları oluyorlar. Bu anlamda farkındalık veya zeka ayırt etmeden bu iyi insanları severiz. Sevmeliyiz... Peki; kozmik bilinç terazisinde bu meziyetler, onlara kendinizden çok şey vermeniz için yeterli mi?.. Özellikle özel zamanınızdan hibe etmeniz için?..

Konuyu şu detay bakışa getireceğim:

Merkezde biz varız. Ben bilinci... Ve hayatta kendimizle iç içe olmanın yanında bir çok görüşmemiz, paylaşımımız, sohbetlerimiz, bir arada geçirdiğimiz zamanlar olmakta. Kendinden katkıyı kime ne kadar vereceğin, kimle ne kadar ortak zaman geçireceğin, kimi gönül pencerenden içeri alacağın o kadar önemli ki!.. Bizler; maksimum oranda daha çok kendiyle kalan, merkezde kalan ve ara sıra içeri buna deyecek kişileri almak zorunda olan canlarız. Bunun için de karşımızdakinde belirli bir seviyeyi aşmış farkındalık, yüksek sevgi ve samimiyet ararız. Kaldı ki; bu özelliklere sahip eş ruhları bile içeri belli bir sayı sınırı içinde alırız. Bazen çok şey yaşayıp yoruluruz. Bazen az şey yaşayıp, çok derin sonuçlar çıkartmak üzere içe döneriz, mabedimize kapanırız ve çok mutlu oluruz.

Evet asgari iyi duruşta olan bir çok can ile çevrelenmiş durumdayız ve onlara ihtiyacımız var. Onların da bizlere ihtiyacı var. Bunu biliyoruz. Ancak gönül penceremizden içeri alınacaklarla ilgili seçici olmak zorundayız. Her camı tıktıklayan iyi niyetliyi içeri buyur eder ve onlarla sık zaman geçirirsek, bizim yükseliş hızımız azalır. Lakin onları taktir etmek bizim işimiz değildir. Bizim işimiz daha ileri veya daha yukarı erişmektir. Her iyi niyetli, iyi kalpli insana onların beklentisini vererek mutlu etmek mümkün değildir. Kaldı ki; bunu kendinize bir meziyet olarak kodlarsanız, enerjinizin nasıl vasat düzeyde harcandığı gerçeği bir gün karşınıza öyle bir çıkar ki, kendini "Ben ne aptalmışım! Onca şey yaptım, ama hiçbiri bir adım ileri atamadı ve benden hala kendi zamanımı onlara adamamı umuyor!?" derken bulursun. Çünkü bir de bakarsın ki; karşındakilerde bu beklentili bağ bir rutin haline gelmiş ve bir yerden sonra onun beklentilerini karşılamadığın her an seni kendisine borçlu saymaya başlamış.

Bizler mutluluk ve iyilik sebili değiliz! İyi kalpli, iyi niyetli insanlar diledikleri gibi yaşamaya devam etsinler, ancak kimse birbirinden haddinden fazla 'birlikte zaman geçirme' talebinde israrcı olmasın. Bunu farkettiğinizde hemen içeri dönün ve kendinize sorun:

Acaba onu mutlu etmek için zamanımı vermeye devam etmeli miyim? Yoksa bu duruma biraz ayar mı çekmeliyim? Ya da onlara etraftan ilgi görme beklentisini azaltıp, biraz kendileriyle ilgilenmelerini mi söylemeliyim?.. Çünkü anladım ki; kendimle yapacak çok işim var ve zamanım azalıyor.


Ömer Dalman
ARZ

23 Eylül 2020 Çarşamba

Artık güvenmeyin!

Işık artık gölgeleri sevmiyor. Size kendini-kendinizi hatırlatmak için artık gölge oyunlarına katlanmak istemiyor. Çoktan her anınıza umarsızca dahil oldu bile. Bunu bazılarınız zaten biliyorsunuz.

Artık optik ve fizik kurallarınıza güvenmeyin, çünkü o kabulleriniz son müdahalelerle tamamen olması gereken esas noktaya çekilecek.

Artık ışığın varlığını anlamak için gölge oyunlarına ihtiyacı olanlar dayanacak bir mesnet bulamayacaklar. Görecekleri şeyler ya onlara çok saçma gelecek, ya da olanla tamamen bütünleşecekler. Ara noktada kalma zamanı bitti. Ürkmeye gerek yok. Yaratan'a güvenin. Onun kollarına güvenin. Sadece tadını çıkartın ve izleyin, çünkü Işık çok da tatlı bir şeydir. Çocuklar için bu durum gayet kolay... Ancak gölgelere dayanma ihtiyacı hissedersen hemen oradan sıyrıl, çünkü Işık artık gölge mesnetli duruşları tanımazcasına kuvvetle doğrudan buraya vuruyor. Bazıları buna çok seviniyor ve kutluyor.

Halen Gerçek'e gölge mesnetli bakanlar; artık aynalarınıza güvenmeyin! Kameralarınıza güvenmeyin! Gördüklerinize güvenmeyin! Çünkü Işık doğrudan geldiği için o aracı kavramlarınız onu süzemez ve beklediğiniz sonuçları, içiniz rahat edecek şekilde avunmanız için size sağlayamaz! Ya doğrudan kabul edersiniz; ya da Işığın dışındaki alanda olursun. Bu durumda bu kürede bir süre sonra toz olacaksın. Seçim zamanı bir gün her ruhun yüzyüze gelmesi gereken bir sonuç olmuştur.

Güneş; size algılamanızda yardımcı olabilir. Başınızı sıl sık gökyüzüne kaldırıp odaklanın. Belki algılayacaklarınız size bir umut olabilir. Çünkü buradaki gölge mesnetlere tutunarak psikolojinin iyi halde kalması idareten bile artık mümkün değildir. Bildiğiniz madde ve ölçek kavramlarını unutun. Ölçek yoktur. Oturduğunuz odanın içinde bir köşede, baktığınız koyu renkli bir duvarda göreceğiniz ile, göğe baktığınızda göreceğiniz şey arasında bir fark yoktur. Bunu da bazılarınız zaten biliyor ve yaşıyor. Doğrudan size gelmese de, bir uzantısı ile size görünmek ve enerjetik etkiyi doğrudan kaynağından vermek çok kolay ve eğlencelidir. Tadını çıkartın!

Gerçek bütün ihtişamıyla alenen kendini gösterirken; uygun duruma gelmediysen ya tümden reddedersin, ya da tümden O'na dahil ol'ursun. Bu süreçte gölge mesnetli yapacağınız her tanım, her tarif ve eleştiri havada kalacaktır ve içten aşağı bir enerji akışına kapılacaksınız. Hayal ettiğiniz mutluluğu ve morali bu şekilde asla bulamayacaksınız. Ara noktada idareten kalarak sıyrılma olasılığı artık yoktur.

Gördüklerinize, aracı cihazlarınıza ve gölge kavramlarınıza güvenmeyin! Düşündüğünüz her şey zaten gerçektir.


(Bir çocuk bilge neşesiyle!)
Ömer Dalman
ARZ

21 Eylül 2020 Pazartesi

Sadece gör!

Uzaylıların araçlarını 100 çekimde 1 tane yakalayan fotoğraf makinesi gibi veya 5 dakikalık çekimde bir-iki saniye yakalayan video kamera gibidir çoğu insanın bilinci. 100 kapanır; 1 açılır. Uzun, sığ ve rutinlerle doludur yaşamları... Aynen o makineler gibi, hakim olmadan, şans eseri 40 yılda bir açarlar bilinçlerini. Saniyelik farkındalıklarla "Vay be! Nasıl da yakaladım?!" derler, kendileri o an şaşırırlar ve başkalarını da bir nebze şaşırtırlar. Sonra yine aynı sıradan bakış, sıradan çokluklar, aynı dertler, duygular, kapılmalar... Tam bir kurban gibi gözleri yine kapalı... Olur da yine ilginç bir şey denk gelirse; belki yine bir-iki saniyeliğine aralar gözlerini, şaşırır ve sonra yine başını toprağa gömer. Çoğunun hayatı böyle gider ve biter.

Halbuki kamera da tıpkı senin bedenin gibi bir aracıdır. O bir oluş hali değil... Bedenini, ismini ve seni çevreleyen bütün isimlendirilmiş kabulleri, her şeyi bu gezegende birileri verdi sana. Bir tek Sen'i onlar vermedi. Tıpkı elindeki kamera gibi... Onu veren eller, ancak onu tutan sen... Sen!..

Kamerayı atma, ama onu kullanıyorsun diye iş bitti de sanma. Bedeninde kal, onu yücelt, ama onda olup, onun yaptıklarıyla yönetilme! Onu kullan!.. Onu kendi krallığını ilan ederek tamamen devral! Ve çoğu zaman kameranı aş, bedenini aş! Sadece izleyip şaşma, olaylara katılıp kalma! Oluş'ta ol!.. Bedenin ve isimlendirdiklerin, ismin dahil tıpkı o kamera gibi eline verildi.

Şu an ol'duğundan daha ötesinde ne olabilir? Bunu sor ve yılma! Ve "Toplum, yakın çevrem bana ne der?" diye asla düşünme! Sana verdikleri isim, tanıttıkları kabuller, algı tanımları yeterli olsaydı; şu an onlar da bu halleriyle devam ediyor olmazlardı. Kanma!.. Dışarıdayken öyleymişsin gibi görün, ama öyle olma... Takıl yani onlarla, çünkü bedenin var.

Tüm yaşayanlar tıpkı birer video kamera ve çoğu, hem de büyük oranda çoğu 'sadece o kadar'. Bir-iki saniyelik mucizelere şaşıp, sonra yine yola onlar gibi devam etme. Gerçekten ol! O zaman görmek için bir aracıya da ihtiyacın olmayacak.

Gör! Sadece gör!


Ömer Dalman
ARZ

18 Eylül 2020 Cuma

İt zannederler

Hit beklerler, it isterler
öylece oturur, sinerler
yoksundur üretmekten hepsi
üreteni bunlar piç zannederler.

Popülerlik tutkunu hissizler
derinde olanı bilmezler
sadece gösterdiğini görenler
sağırdır gönülleri
çok konuşanı piç zannederler.

Sözüm ona pek sosyal hepsi
artist artist fotoğraf, bir iki çakma bilgi
bilmezler şu an olanlar ne ki?
Şeytan döllemiş benlikleri
Çetin Muzafferi it zannederler.


Ömer Dalman
ARZ

21 Haziran 2020 Pazar

Kendi düşen ağlamaz

Sen seçersin; sen yaşarsın.

Zamanında o bataklıktan medet umup, vıcık vıcık balçıklara temiz pak ayakkabılarınla dalarken kıyıdan seni uyaranlarını dinlemedin. İnadına balçıkları yüzüne bile sıvadın! Şimdi de şuursuzca şikayet ediyorsun. Artık üzerine yapışmış ve seni hasta etmiş balçıkları kendin temizleyeceksin.

Kendi düşen ağlamaz!


Ömer Dalman
ARZ

19 Haziran 2020 Cuma

Kaç Adıyaman?

Kahretsin!
yine dışarı çıkmam lazım!
yağmur da yağıyor deli gibi!
aksi gibi olay banka işi
olmaz ki çıkmasan!?

Masamda ikinci kahvem
tepemde adıyaman dumanları
salonda bekleyen eşim
ve ben evin erkeği...

Kahretsin!
illa ki çıkmam lazım!
Daha kaç adıyaman yaksam
kaç kahve içsem
kafamı düzlemek için?!..

Çirkin dışarısı
çirkin toplum
hele o genel aura!
çamur rengi...

Daha kaç adıyaman
kaç kahve içmem lazım!?..


Ömer Dalman
ARZ

5 Şubat 2019 Salı

Anasını satar, uykuma dalarım!

Yine koşuşturmalar, iş görüşmeleri, çaylar ve sigaralarla dolu bir gün oldu. Kahretsin; hiç de içime sinmeyen iş şekilleri. Üçgen çizmeye, mobilya tasarlamaya veya iç mekan projesi yapmaya benzemez. Tüm bunları yapabileceğin bir iş yaratmak için yapılan bir sürü görüşmeden, toplantı denen o illetten bahsediyorum! Kiminin hoştur nefesi, muhabbeti, ama bilemezsin ki?.. Bazen oturup da tek kelime etmeyeceğin adama da rastlarsın. Sonra o toplantının bitmesi için dakikaları sayarsın da, bir türlü sonu gelmez.

Halbuki bana ne el alemin binbir kelimeyle bezenmiş, allı-pullu ambalaj laflarından!.. Bana ne?!

Kimi organizasyonda iyidir; kimi işin yaratım aşamasında, tasarımda, projede... Tam da benim alanım işte bu!.. Ama sen git; gün boyu, sanki çok da ustaymışsın gibi toplantılara katıl!..

Dağıldı ruhum, dağıldı dikkatim. Eve bir geldim ki; kafam karma karışık... Masamda beklemiş taze işin revizyon çizimleri öylece beklemeye devam ediyor!..  'Belki iki-üç çizik atarım' diye açtım çizimleri, ama ner'deeee???. Ruhumun ışığını içmiş dışarısı...

"Pes" dedim ve internette takılmaya, Memduh Bayraktaroğlu'nu dinlemeye başladım. Birazdan da aynen gider yatarım. Telefonuma kaydettiğim 'Dark Ambient' müziğimi de açarım; sonsuza aka aka dünyanın anasını satar, uykuma dalarım.


Ömer Dalman
ARZ
05.02.2019


19 Ağustos 2018 Pazar

'Çılgın Ucube' de



Bazen hiçlikte
sonuna kadar felsefe
bazen piçlikte
ayıplara inat
yanaşamadıkları tam o yerde

Demedik mi defalarca
'tek yönlü bir gidiş değildir hayat' diye!
Döndüm geldim defalarca
kimilerinin gitmeye çalıştığı o yere.

Biliyorum gölgeyi
biliyorum ışığı
en cazip günahları
melekle, şeytanla atışmayı
ve özde saf kalmayı.

İster usta
ister 'çılgın ucube' de!..


Ömer Dalman
ARZ
19.08.2018