2 Nisan 2025 Çarşamba

Çöpe 'çöp!' diyorum. (Akrep)

3RgBz6F.md.jpg

Doğrucu, patavatsız bir burçmuş akrep. Her dediği çıkarmış. Hisleri aşırı kuvvetliymiş. 'Pat' diye söylermiş hissettiklerini, onlara tam güvendiği için.

Ve şu doğrular! Ah şu doğrular!..

Kaç kere başım yandı bir bilseniz!.. Kaç kere tefe kondum çoğu kez suçlu ben olmadığım halde. Sadece adam gibi, 'pat' diye gerçek gözlemlerimi ortaya koyduğum için...

Halbuki nedir bu 'doğrular karşısındaki panik'?.. Neyi korumak için acımasız oluverir insanlar pasparlak gerçekleri duyunca?.. Kime, neye borçları var veya hangi yanlış insanları korumak zorunda hissederler kendilerini de; gerçek yüzlerine 'pat' diye vurulduğunda günahsıza karşı acımasız olurlar?.. O şiddetli ışıktan mı korkarlar kendi binlerce gölgeleri yok olacak diye?..

Neden gerçek olana teslim olmazlar ve direnç gösterirler?.. Neden korkarlar?..

Ah şu doğrular ah!..

Ah benim akrep burcum ah!..

Zorunlu şekilde bağlandıkları sahte değer ve erdemleri kırıp, çöpe atmak mı suçumuz?.. Çöpe 'çöp' demeye direnmek neyi kazandırır onlara?..

Çöpe 'çöp!' diyorum bir kez daha ve Akrep olmaya devam ediyorum.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

28 Mart 2025 Cuma

Bilemedim

3uhmytj.md.jpg

Gidişim yakın
bedenli-bedensiz
hazır gibiyim
bilemedim...

Bıktım gibi dünyadan
bazen zevkli
bazen zevksiz
ne edeceğim böyle
bilemedim...

Çağırıyor ışığım
sabırsız kökenim
askerler hazır
haydi der gibi
bilemedim...

Bıkkın iştahım
büyük isyanım
yangınlar büyük
yeter der gibi
bilemedim...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

23 Mart 2025 Pazar

Seni gidi Küçük UFO'cu seni!

3IuJtnt.md.jpg

Aferin sana İnsancık! Yine kendinle dalga geçilmesine ve çocuktan bir farkın olmadığına inanmamı sağladın!

Hani elinde kırmızı ufak lazer aleti ile kedileri oynatan İnsancık var ya; işte senden bahsediyorum. Seni gidi Küçük UFO'cu seni! Sen eline aldığın lazeri gökyüzünde uçan UFO'ların sağına, soluna tutup, onların hızla yön değiştirmesini mi sağlıyorsun?! Ayyyy yerim seni Küçük UFO'cu!..

Çok mu hoşuna gidiyormuş benim Küçük UFO'cumun UFO'larla oynamak bakayım!?..

Hey Allah'ım Yarabbim! İnsancık var ya İnsancık; ister yazar olsun, ister star olsun, ister entel-dantel, isterse UFO'cu olsun, asla büyümeyecek!.. Nedir bu yahu?! Eline lazeri alan UFO kovalıyor!??.. Bir de sonra kayda aldığı videoları sunarken, büyük bir şey başarmış gibi gökyüzünde uçan UFO'nun nasıl yön değiştirdiğini vurguluyor!? Hayır yani ellerine ne geçiyor lazerle UFO kovalayınca?.. Bilgilerini mi transfer ediyorlar beyinlerine?! Bir selam verip, selam mı alıyorlar? Nedir yani???

Hiç UFO görmemiş, ancak sonsuz bilinç mertebesine yükselmiş insanlar en azından sonsuz varoluş olasılıklarına göre her şeyi normal kabul ederek, bilinçlerini genişletiyorlar. Bu UFO kovalayan İnsancıklarsa onca sonsuz varoluş olasılıklarını benliklerine geçirmeyi bırakıp, olaya halen materyalist şekilde yaklaşmış olmuyorlar mı?.. Alırım elime bir kızılötesi kamera ve lazer, UFO'ları kovalar dururum ben de! Ama bunun benim varoluşuma faydası ne?!..

Ya da şöyle diyeyim: Kolaysa onlara kendini önemsetip de, onlarla temas kursana!.. İşte bunu da yapamıyor bu İnsancıklar.

Buradan gerçek içsel yolculara ve gerçek temasçılara sıcacık selamlarımı gönderiyorum.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

21 Mart 2025 Cuma

Keşke Ölsem

Keşke ölsem der bazen
sevdiğim...
Olur mu öyle şey?!
Ben sensiz neyim derim.

Sonra öyle bir şey olur ki
Keşke ölsem derim.

Dediğinde insan bunu
gitme diyecek biri lazım
kal her şeye rağmen
seninleyim...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

10 Mart 2025 Pazartesi

Üçüncü Sınıf Filmleri de seviyorum.

3f46Znp.md.jpg

Her akşam mutlaka bir film izlemeden yatmayan bir film sever olarak size bir şey anlatacağım.

Bilirsiniz; bazı filmler dünya çapında tanınmış film şirketleri tarafından yapılırlar ve o filmleri gerek sinemalarda, gerek dijital platformlarda en başlarda görürüz ve büyük bir iştahla onları izlemeye koyuluruz. Bu filmler bütçesi çok büyük yapımlardır. Genelde bu filmlerde dünya çapında 'star' kabul edilmiş yabancı oyuncuları görürüz. Gerçekten de bu filmlerde tam da hayal sınırlarımızı genişleten ve bir yandan da ayakları tam gerçekçi şekilde yere basan kaliteli çekimlere şahit oluruz. Bu filmlere kısacası 'birinci kalite filmler' diyebiliriz. Bu filmlerin hedef kitlesi, yapacağı hasılat çok önceden detaylıca belirlenmiştir ve film piyasaya sürüldüğünde, önceden matematiği yapılmış olan bu filmler gerçekten de bekleneni sağlamaktadır.

Diğer taraftaysa bu kategorinin aksine, fazla para harcanmamış, popüler oyuncuların kullanılmadığı, çekim kalitesi de orta ve hatta alt seviyelerde olan, ancak senaryoları oldukça ilginç ve yaratıcı filmler vardır. Bu bahsettiğim film kategorisi yani bildiğin 'kalitesi düşük' olan filmleri içerir. Bu kategorideki filmlere ise 'üçüncü sınıf filmler' demek istiyorum şu an...

Bu arada yazımda sanat filmlerini dışarıda tutuyorum.

Gözlemlerime göre izleyiciler ya ilk başta tariflediğim 'birinci sınıf Hollywood' tarzı filmlere biat ediyorlar, ya da sanat filmlerine... Üçüncü Sınıf filmleri izleyenlerin sayısı sanırım diğer iki kategorinin izleyicilerinden oldukça daha az... Bu ise bende, izleyicilerin genelde pürüzsüz bir kalite ve hatasızlık beklentisinde olduğu düşüncesini yaratıyor.

İşte bu noktada ben bu iki sınıftan ayrılıyorum. Çünkü pürüzsüz kalitedeki birinci sınıf filmlerin izleyiciye verdiği mesajlar o filmlerin arkasındaki akıl ve para desteğini sağlayan kişi ve firmaların onaylarıyla sınırlandırılmış oluyor. Cilalayıp, allayıp pulladıkları bu yüksek kalitedeki yapımların senaryo derinliği de buna oranla sınırlandırılmış oluyor. Toplum genelinin hap gibi yutabileceği, sınırları pek de zorlamayan, kazanç riski içermeyen ürünler ortaya çıkıyor.

Bense, senaristlerin ve yapımcıların işlerini daha özgürce ortaya koyabildikleri 'ucuz ve üçüncü sınıf' filmlerdeki o rahatlığı, umarsızlığı ve derin anlamları çoğu zaman tercih ediyorum. Aşırı efektlerle, usta çekimlerle parlatılıp, cilalanmamış bu filmlerde o kadar güzel düşündüren senaryolar var ki... Oyuncular tanıdık değil ve bu yüzden daha çok kişilere değil, filmdeki olaylara odaklanabiliyorum. Hatta bu kategorideki filmlerin konusu da basit çizgide olanlarını da sık izliyorum. Amerika'daki bir kasabada geçen seri katil hikayesi, sapık katilin bir insanı alıkoyup ona işkence yapması, insan eti yiyen manyakların olduğu küçük bir kasaba filmi gibi şeyler bunlar. Evet, bu tarz filmleri de arada izliyorum ve beklentimi bir kenara bırakıp, kendimi sadece o filmin senaryosuna teslim ediyorum.

Sonuçta film ister birinci kalite, ister üçüncü sınıf olsun, gerçekten de filme olan samimi yaklaşımımdan dolayı bir sürü duygu yaşıyorum ve o filmdeki insanlarla aynı deneyimi yaşayarak, ruhumu zenginleştirmeye devam ediyorum.

Tıpkı hayatımızdaki hayallerle gerçeklerin her zaman örtüşmemesi gibi, filmlere de tek bir objektiften bakmasak bu nasıl olurdu? Ayda kaç kere lüks bir restorana gidip, pahalı yemek yiyorsunuz? Yediklerinizde her seferinde aynı kaliteyi sağlayabilecek gücünüz ve imkanınız var mı?.. Bir sokak restoranından da zaman zaman büyük keyif almıyor musunuz?..

İşte ben bu duygularla sık sık üçüncü sınıf filmleri de izlemekten keyif alıyorum ve algılarım daha çok şeyi alıp, ruhuma katıyor. Tabii seçim sizin...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

7 Mart 2025 Cuma

Neden Dua ediyorsun?

3K0u9Re.md.jpg

Neden dua ediyorsun?

Haydi şimdi kendine ve bana karşı dürüst ol ve sana soracağım soruya cevap ver.

Yüce Yaratan Allah'a zaman zaman ellerini açıp dua ettiğinden eminim. Tabii inanmayanlara değil bu sözlerim. Sürekli buradaki hayatına dair şeyler için mi O'na dua ediyorsun, yoksa daha üst katmanlara yönelik bir şeyler de istiyor musun dualarında?..

Sen hangi sınıftansın?..

Dualarında; "Allahım; bana, evlatlarıma ve akrabalarıma sağlık, şifa ve mutluluk ver. O hayal ettiğim kocaman evi almamı, hayalimde beş yıldır barındırdığım Mercedes arabayı almamı sağla. Kurmayı istediğim büyük işimi gerçek kıl ve bereket, para bana aksın." mı diyorsun? Yoksa daha farklı bazı isteklerin de oluyor mu gücü her şeye kâdir olan Yüce Yaratan Allah'tan?..

Şunun gibi örneğin:

"Allahım; mevcut hayatımı konforla sürdürebilmem için bana yeteri kadar bereket, sağlık ve huzur ver. Bunun yanında sana daha yakın olmayı, seni biraz olsun anlamayı, ruhumun gizemlerine tanık olmayı ve bahşettiğin sonsuz gücümü bu yaşamda ortaya çıkartmayı diliyorum senden. Kapalı olan farkındalıklarımın açılmasını ve sonsuz bir varlık olarak yaşamıma devam etmemi sağla. Bana bu gezegen şartlarının ötesinde bir varoluş hali bahşet."...

Sen bu iki sınıftan hangisine ait bir insansın? Dualarında ve isteklerinde dünyevî bir titreşimdesin, yoksa sonsuzluğa el uzatmak isteyen bir seyyah mısın?

Sor kendine şimdi. Bunu şimdi sor ve cevabını da kendine söyle...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

3 Mart 2025 Pazartesi

Sadece Yukarı Bakın!

33zywve.md.jpg

Artık gün içinde zamanınızın çoğunu içsel anlamda yukarı bakarak geçirin. Bu ille de dışarıda dolaşırken, başınızı sık sık yukarı çevirin demek değil... Biliyorum; şu an size söylediğim şeyi dikkate alacak insan sayısı dünya üzerinde yaşayan toplumun yüzde onunu aşmayacaktır.

Söylemek istediğim şu ki; Artık üst boyutlardan ayıklama, yani hasat müdahalesi aşırı derecede hızlanmış durumda ve etrafımızı halen bir sürü dünyevi öğe, olay ve kişiler çevrelemeye devam ediyor. İllüzyon tüm öğeleriyle başımıza çökmüş durumda... Evet, belli bir düzeyde bu çoklu etkileşimin içinde olmak zorundayız. Çünkü halen bu gezegenin sınırlı maddi şartlarına göre yaşamaya devam ediyoruz. Gün içinde yüzlerce görüntü görüyoruz, yüzlerce ufak detaya, insanların söylediklerine ve hikaye anlatımlarına maruz kalıyoruz. İş yapıyoruz, sosyal platformlarda paylaşımlarda bulunuyor, yazılar yazıyoruz ve okuyoruz.

Kısacası gün boyu enerjimiz dört bir yandan gelen parazitlerle delik deşik oluyor ve günün sonunda kendimizi zihnen ve bedenen yorgun hissediyoruz. Tam da kendimizle yalnız kaldığımızda, o yorgunlukla nereye ve neye odaklanacağımızı şaşırarak, en hızlı şekilde bizi dinlendirecek bir şeyler yapıyoruz. Televizyonda bir film izliyoruz. Belki kitap okuyoruz, belki de erkenden kendimizi uykuya teslim ediyoruz. Peki, bu böyleyken; yüksek boyutlardan bizi yükseltmeye, arındırmaya çalışan enerjiler artarak gelmekteyken, bu yükseliş şartlarına ne derece uyum sağlayabiliriz sizce? Alıştığımız yaşam stilleri ve ona ait öğelerle iç içe bir şekilde sizce yükseliş şartlarına dahil olabilir miyiz?..

Cevap: Yükseliş Şartlarına alışılmış, sıradan yaşam stilleri ile uyum sağlayabilecek olan varsa, lütfen neler uyguladığını bize de anlatsın!..

Yazımın en başında ifade ettiğim daha sık 'yukarı bakma' eylemini şimdi size kısaca açacağım.

Artık ayıklayıcı enerjiler çok güçlü şekilde çalışıyor ve mutlaka şöyle bir içsel duruş uygulamanızda fayda var. Günlük işlerinize son verdiğinizde, mutlaka ne şekilde yapıyorsanız, özel olarak içe yönelin. Bu bir ibadet şekli de olabilir, meditasyon da olabilir.

Ancak stratejiniz şöyle olmalı:

Meditasyona veya uyguladığınız ibadet egzersizine kapandınız... Gözleriniz açık olsun veya kapalı olsun, kafanızın üzerinde sanki kum saatinin sıfır noktası varmış gibi o alana doğru odaklanın. O 'ara nokta'nın altında olan alan bedeninizle bütün olan varlığınızdır. Yani buradaki benliğinizdir. Ara noktanın üstünde olan alansa sıfırdan sonsuza açılan bölümünüz olarak düşünün. Kum Saatinin üst tarafı...

Yapmanızı önerdiğim teknik, tam da bu odaklanmadayken, dünya ile yani kum saatinin alt bölümüyle olan bağlantınızı tamamen kesmek ve sıfır noktasının üzerindeki üst benliğinize odaklanmanız ve o alanda olmanızdır. Çünkü üst boyutlarla ancak bu odaklanma halindeyken bağlantıda olabilirsiniz.

Peki, bunu neden yapmanız gerekiyor?..

Az önce size belirttiğim gibi, üst boyutlardaki birlik, dünyada yaşayan ruhlara bir ayıklama ve hasat uygulayarak, uygun olanları bir üst katmana almak için yoğun girişim halindeler. Dünyevî stratejilerin hiçbir geçerliliği kalmayacaktır. Artık bu ağır maddî varoluş alanına tutunmamamız gerekmektedir.

Bu yüzden, sadece yukarı odaklanın ve yukarı bakın! Gözünüz kapalı veya açık farketmez...


Ömer İlhami Dalman
AZRL