20 Ocak 2026 Salı

Evde Pijamalarla

frJdSFp.jpg

Artık çoğumuz, iyi durumda olduğumuzun, keyifli ve mutlu olduğumuzun hesabını sürekli sosyal medyaya vermeye zorunlu hisseder olmuşuz. İlla ki keyfimizin yerinde olduğunu, etkileşim içinde olduğumuz bir sürü insana bildirmeyi görev bilmiş haldeyiz.

Sanki iki gün boyunca durumumuzu sosyal medyada sergilemesek, "İnsanlar belki de benim şu an iyi olmadığımı düşünebilirler." diyerek, ne yaşıyorsak, onu iki, hatta üç ile çarparak, illa ki o platforma yansıtıyoruz. İşin garibi, genelde oraya, kötü veya morali bozuk hallerimiz hiç yansımıyor!? Çünkü hep onların gözleri huzurunda kendimizle ilgili 'Aaaa! Baksana yine gayet keyfi yerinde... Baksana nerelere gitmiş, nasıl da mutlu...' denmesini istiyoruz.

Tabii sonuç ne?..

Genelde çarşı başka, ev başka!.. Çünkü sadece olmasını istediğimiz hayalin, renkli fırçalarla bezenmiş bir tablosunu sunuyoruz.

Önemli olan ne peki?..

Önemli olan; bütün dış etki ve kişilerden koparak, sadece kendimizle kaldığımız o saf anda neler hissettiğimiz... Yani sergilediğimiz vitrinin arkasında da keyfimiz yerinde mi?.. Bağlantıda olduğumuz, bu hayata dair her şey ile bilinç bağımızı kestiğimizde, kendi sessizliğimizde kendimizi iyi ve mutlu hissediyor muyuz?..

Hayat alanında bir şeyler ortaya koyduktan sonraki o kimsesiz halimizde de mutlu ve rengarenk hissediyor muyuz?..

Buna cevabınız evetse, bir kez daha sizinle tanıştığıma memnun oldum!.. Sizi gerçek halinizle, evde pijamalarınızla görmeme izin verdiğiniz için teşekkür ederim!..



----------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

14 Aralık 2025 Pazar

JOHN WICK 4 Hakkında, Bence...

fYkpbSt.md.jpg

Film Serisi hakkındaki kişisel deneyim ve çıkarımlarımı içerir.

John Wick Serisinin ilk bölümünü büyük bir heyecan ve coşkuyla izlemiştim. Keanu Reeves serinin ilk bölümünde kendisine haksızlık eden mafyaya karşı, yerin altına gömdüğü baltasını çıkartarak yoğun bir savaşa girmişti. Bu irade ve hırs ile John karakteri eminim dünya genelinde milyonlarca insanı bir kez daha büyülemişti.

Bu ilk nefesle doğal olarak serinin ikinci bölümünü de büyük bir merakla izlemiştim. İkinci bölümde John Wick'in ilk bölümdekinin neredeyse iki katı sayıda insanı telef etmiş olması, olaylara mantıklı bakış açımın etkisinde beni seriden biraz soğutmuştu. "Adam neredeyse şehrin yarısını öldürdü! Böyle şey mi olur yahu?" dediğimi hatırlıyorum.

Böylece bu serinin ikinci bölümünü izlememle birlikte artık içime sinmeyen bir şeyler olmuştu. Eşime; "Yahu bu filmde de mantık sınırları iyice zorlanmaya başladı. Herhalde üçüncü bölümde John Wick şehirdeki bütün insanları öldürecek!?" dediğimi hatırlıyorum. İlk bölümün etkisinde söylersem, Sonuçta John Wick 'Superman' değildi, ama yönetmenin onu yavaş yavaş, bol dayak da yiyen, ama hiç ölmeyen bir süper kahraman rolüne oturtmaya başlamış olduğunu farkettim.

Üçüncü bölümü izleyip izlemediğimi hatırlamıyorum. Çünkü artık John Wick, benim gözümde tam bir çizgi roman uyarlaması kategorisine oturmuştu. Yönetmenin ve film şirketinin bu olayı özellikle planladığı zaten aşikardı.

Dün ilk kez içimdeki izlememe yeminimi bozdum ve bir sinema sitesinde John Wick 4 afişini görünce, "Yahu bakalım dördüncü seride John Wick hangi şehri tümüyle telef etti?" diyerek, eşimle birlikte filmi izlemeye başladık.

Yapımcı şirketlerin 'devam filmlerinde' her zaman sergiledikleri aşırı kalabalık çatışmalar, öldürülmeler ve bol patlamalı gürültülerle John Wick 4'te de karşılaşınca yine kafam yoruldu, iştahım kaçtı. Bu serinin de, tam da tahmin ettiğim gibi artık bir insanın güç sınırlarının ve sergilediği aksiyon miktarının mantık sınırlarından iyice çıkarak, resmen bir çizgi roman uyarlaması stratejisiyle bezendiğini gözlemledim. Olaya bir çizgi romanmış gibi bakarsak, evet, John Wick Serisi belki de isteneni veriyor. Ancak filmi bir süre izledikten sonra ne yaptık, biliyor musunuz?

Filmin bitmesine yaklaşık 35 dakika kala filmi kapatarak, youtube'da uzaysal bir belgesel açıp, kafamızı sakinliğe ve duruluğa getirmeye kara verdik!.. John Wick 2'yi izledikten sonraki 'bu seriyi izlememe' yeminimi bozduğuma pişman oldum ve artık sonsuza dek bir daha John Wick Serisini izlememek üzere yeminimi yeniledim!..


Ömer İlhami Dalman
AZRL

24 Kasım 2025 Pazartesi

Yaşayan Cesetler

ffELcYu.md.jpg

Dünya kazanı alabildiğine fokur fokur kaynar durumda... Yaşayan Cesetler yüzeye çıkmış, köpürüyor kinle, endişe ile... Kıçları kaynıyor olsa da görmek istemiyorlar. Yukarıdan bakan Özgür Ruhlara uzanmaya çalışıyorlar. Belki biraz da onlardan kopartırız diye... Bilmiyorlar ki; çoktan kaynadılar bile, dönüş yok...

Ayaklarına dolanır olmuş modası geçmiş arzuları, hedefleri, piç olmuş amaçları... Diyemiyorlar ki "Yaşasak ne olacak sanki?"... Yaşayan Ceset olmaya devam etmek için yemeleri, içmeleri, yükselenlere tutunmaları gerekiyor.

Tepeden izliyor Özgür Ruhlar... "Anlatmıştık size defalarca." deme gereği kalmamış. Kaynayan cesetlere bakıp, bakıp, gülümsüyorlar sessiz, emin, sonsuz huzurda...


-------------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

8 Eylül 2025 Pazartesi

Az Vitrin, Çok İçerisi...

Kx9CwOB.md.jpg

Uzmanlık alanımız, düşünce yapımız veya hobimiz ne olursa olsun, bu hayatta bir dükkanın içi var, bir de vitrinimiz... Vitrini kullanmadan hiçbir iş yapamayız, hatta ne olduğumuzu topluma anlatamayız. Vitrinimizde sergilediğimiz her şeyse mutlaka bir sunum, bir rol ve paketten ibarettir.

Vitrinimizin önünden gün içinde kaç kişi geçerse geçsin, aslında biz özde vitrinin arkasındaki dükkanımızın içindeyiz. Orada çayımızla, kahvemizle, esas fikirlerimizle ve emeğimizle aslında gerçek kendimiziz... Orada kendimize karşı tam dürüst oluruz. Dertlerimizi, hüzünlerimizi, yapamadıklarımızı, mutluluklarımızı bir tek orada tam anlamıyla kendimize itiraf ederiz. Bir yandan bu hayatta var olmak için de vitrinimize muhtacız.

Burada önemli olan; hızla akıp geçen saatler, günler ve aylar boyunca şaşıp, yanılıp, kendimizi tümüyle o vitrin olarak görür hale gelmememizdir. Varoluşun belki de en büyük tuzağı budur. İşte o zaman o vitrin ne kadar çekici, alımlı ve ihtişamlı olsa da, dükkanımızın içinde çok az zaman geçirdiğimizden benliğimizin sadece yansıması oluruz. O zaman kendi içsel gerçeğimizden de koparız ve bu hayatı, ne yazık ki vitrinde ihtişamlı, ama içeride kimsesiz olarak yaşayıp, sona erdiririz.

Vitrinimizi özenle geliştirelim ve temiz tutalım; ancak dükkanımızın içinde de mutlaka sık zaman geçirelim.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

31 Temmuz 2025 Perşembe

Hangisi daha Gerçek?

71NVsyQJ9XL. AC UL600 SR600,600

Şunu hiç unutmayın ki; hayatımızda tecrübelerimizi, kazanımlarımızı ve çıkarımlarımızı sık sık paylaştığımız ve alkış topladığımız bir sosyal medya var. Bir de; kendimizle tamamen baş başa kaldığımızda yaşadığımız derinlik, bilgelik ve huzur var.

Hangisi daha gerçek derseniz; tabii ki kendimizle baş başa kaldığımız hal tam gerçek... Diğeri kendimizin sunumu ve vitrini... Çünkü birilerine bir şey ifade etmeye girdiğimiz an artık o eylem bir sunum halini alır ve toplumsal rollerimizi de üzerimize giymemize neden olur. Tıpkı, dışarıda bir görüşmeye giderken giyinip, kuşanmamız, evde eşimizle veya tek başımıza zaman geçirirkenki pijama ile kendimiz olmamız gibi...


AZRL
Ömer İlhami Dalman

16 Temmuz 2025 Çarşamba

Facebook Gruplarını Yönetirken

FXC7vov.md.jpg

Facebook, nice nitelikli ve derin paylaşımların da yapıldığı, etkileşimli ve çok güzel bir platformdur. Orada bir çok özel temalı gruplar vardır ve bu grupların da doğal olarak yöneticileri vardır. Benim de facebook'ta yönettiğim bir kaç grubum var...

Bir facebook grup yöneticisiyseniz; aslında bir yandan da psikolojik açıdan sınandığınızı bilmeniz lazım. Çünkü, belki içinde 3000 kişinin, belki de 35.000 kişinin bulunduğu çok üyeli bir grup sayfasını yönetmektesiniz. Bu; sahada olmasa da, sanal alemde bir nevi liderlik yapmak gibidir. Grubun genel kurallarına ve sınırlamalarına hakim olarak, bir yandan paylaşım yapan üyeleri denetlersiniz.

Ancak facebook'taki bazı grup yöneticileri zamanla kendilerinde farklı bir güç ve yetki hissetmeye başlıyor ve sanki bir holding sahibiymiş gibi tüm üyelere ahkam kesmeye başlayabiliyor. İşte bu noktada o yönetici gerçekten de sınanıyor! Fikir ve ifade özgürlüğünün o barışçıl büyüsünden uzaklaşmaya başlıyor. Ara sıra grup sayfasında paylaştığı ültimatom tarzı uyarı yazılarıyla sanki kendi halkını uyarır gibi, onlara sopa gösterir gibi bir tavra giriyor. Bence bu noktada gerçekten sosyal ve psikolojik bir sınanma durumu var...

Halbuki, sanki altında çalışan elemanların maaşları kendisine bağlıymış gibi, bir öğretmen veya patron tavrıyla kendi kompleksini nasıl da ortaya koyuyor?!

Bir kaç bin kişilik grubu yönetiyor diye böyle eli maşalı öğretmen havalarına giren insana şöyle demezler mi?

"Yahu sen ne diyorsun kardeşim? Ben fikirlerimi paylaşamaz mıyım? Sen tanrı mısın, tanrıça mısın? Alt tarafı sanal alemde bir grubun var?! Altında kaç kişi çalışıyor senin şirketinin?! Bir grubunun olması seni hak sahibi veya bilge bir kişi mi yapıyor?!.. Herkes haddini bilecek! Sonuçta hepimiz aynı bütünün parçası ruhlarız."...

Vallahi de derler!..


-----------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

27 Mayıs 2025 Salı

Kendini Sıfır Sayma Takıntısı

artworks M9r0ipMnr06SxIWv w4PdGg t500x500

Youtube Sohbet Videolarımın birinde, sevenlerimin çok merak ettiği bir konuya değinmiştim. 'Nasıl bu kadar dinamik, neşeli ve umutluyum?'.. Çünkü bana sık sık bu soruyu soruyorlardı.

Ertesi gün videomun altına gelen yorumlardan biri dikkatimi çekti.

Bir izleyenim şöyle demiş:

"Umut deyinde aklıma hep Ulu Önder gelir."... "Erkeğin güzeli deyince aklıma hep Büyük Kurtarıcı gelir."...

İşte ülkemizdeki 'takık' görüş açısına en somut örneklerden biri!.. Yani ben orada hiçbir büyük insandan, filozoftan veya peygamberden alıntı yapmadan, sadece özgür fikirlerimi doğaçlama olarak anlatmışım. Ama içimizden biri beni izlemiş, çıkmış ve kendi en seçili kavramlarını tümüyle başka birilerine atfetmiş, hatta onlara adamış!??

Ülkemizde çoğu bireyin, kendi gücünü, kendi yeteneklerini ve kendi değerlerini özgürce ele almayıp, hep ortada kabul görmüş birilerine ya da büyük adamlara bağlamak gibi bir takıntı durumu var. Yahu kardeşim sen onu-bunu bırak, başkalarına tüm varlığını adamayı bırak da bir kendin ol! Hatta fikirlerinle kendini yücelt!.. O adandığın büyük adamları yine an, ama kendini sıfırlama!..

Ben de bu psikoloji ile yaşayanlara diyorum ki: "PEKİ SEN NESİN? SEN KİMSİN?"...


Ömer İlhami Dalman
AZRL