3 Temmuz 2026 Cuma

Yapay Zeka Posterleri Birbirinin Aynı

CYZYfvp.md.png

Yapay Zekanın sosyal medyaya dahil olması harika bir şey... Neleri neleri hallediyor, gerçekten inanılmaz kolaylıklar sağladı. Çünkü herkes görsel tasarımcı değil, herkes bir video editörü değil ve gerçekten insanların kendilerini sunmasında ve duyurmasında harika hizmetler veriyor.

Ancak bu olayla ilgili olarak son aylarda beni rahatsız eden bir şey var. Sosyal Medyada karşıma çıkan bütün duyuruların, tanıtımların, posterlerin veya kapak fotoğraflarının gerek renk, gerek ışık-gölge bakımından hepsinin aynı stilde olması... Kullanılan başlık ve slogan yazıları da birbirinin aynı... Kalın ve büyük punto harfler, parlaklıklar, gölgeler hepsi aynı stilde... Sanki binlerce insanın paylaşımlarının hepsi aynı film şirketinden çıkmış gibi...

Sanırım binlerce görseldeki bu bir örnek olma durumu, içerik üreticilerin yapay zekayı, farklılık yaratacak şekilde şartlandıramaması ile ilgili bir şey... İçerik üreticiler, konuyu, sloganları ve görselleri tanımlarken, görsel tasarım tecrübeleri olmadığı için, ışık ve renk seçimlerini sürekli yapay zekaya bırakıyor olabilirler. Sonuçtaysa, az önce belirttiğim gibi, hepsi aynı film şirketinden çıkmış gibi birbirinin aynısı posterler çıkıyor.

Bu bir örnek olma okyanusunda binlerce farklı içeriğin hep aynı stil görsellerde vücut bulması ise, paylaşımların çekiciliğini ve farklılığını dibe vurduruyor. Örneğin ben hemen hemen hiç yapay zeka kullanmadan içerik üretiyorum ve şu an sosyal medyayı sarmış olan o bir örneklik cümbüşünden tamamen farklı paylaşımlarım dikkat çekiyor. Sanki bu bir görsel furya gibi değil mi?

Halen orijinalitesini yitirmeyen içerik üreticiler şu an diğerlerinden açık ara önde...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

29 Mayıs 2026 Cuma

Onları Sürekli Görüyorum

C2PT0H7.md.jpg

Gözlerim insan ötesi algılar içeriyor. Bu özellik bana baktığım yerde, zeki şekilde uçarak bir şeyler yapan uzay araçlarını istediğim an görmemi sağlıyor. Göklerde binlercesi sabah-akşam demeden sürekli çalışıyorlar. Rotalarını sanki oradaymışım gibi rahatlıkla takip edebiliyorum. Onları bu aşamada ışık topları olarak görüyorum. İlginç olan bir şey daha var ki; akşamları yine özel göz algılarımla izlediğimde sırayla 3-4 tanesine odaklanarak, rotalarına hükmederek, gökyüzünde saat yönü tersinde büyük bir daire çizmelerini sağlayıp, sonra özgür bırakıyorum ve o anki araca 'Seni seviyorum.' diyerek selam veriyorum.

Gökyüzünde sürekli çalışan bu araçları, istediğim her an özel göz algılarımla izleyebiliyorum. Arada bir duvar veya başka maddi bir yüzey olması benim onları görmemi engellemiyor. Bu özel modda onları genelde başkaları normal gözleriyle göremezler.

Ayrıca her akşam, normal fiziksel insan gözlerimle de daha büyük ışıklı toplar görüyorum. O anki göz ayarlarım normal insan gözü olduğundan, o an yanımda biri varsa, kolaylıkla o da o araçları görebilir. Ancak emek ve odaklanmak yine de gerekli...

Yani akşamları UFO gördüklerini söyleyen insanların yaşadıkları şeyle aynı şey bu dediğim. Bu ise rast gele değil de, gökyüzüne talep göndererek yaşıyorum. Her akşam penceremin önüne geçiyorum ve 'Fiziksel bir selam alabilir miyim lütfen?' diyerek, kısa süre bekliyorum. Bir süre sonra mutlaka bana parlak bir yıldız gibi görünen ve gökyüzünde bir süre ilerleyip, yavaşça ışıklarını kapatır şekilde görünen araçları izliyorum ve onlara da selamımı, sevgimi gönderiyorum. Bazen görüş alanım içinde aynı anda 2 veya 3 farklı yerde bu şekilde görünüyorlar. Bu görünen araçların zekice yönetilen uzay araçları olduğunu anlamak çok kolay. Çünkü yakında veya uzakta bir süre parlak şekilde görünerek ilerliyorlar ve 4-10 saniye sonra ışığını kapatarak, gözden kayboluyorlar.

Tüm bu etkileşimlerim üzerinde düşündüğümde, bu varlık ve araçların bana boşuna çok sık görünmediğine inanıyorum. Aramızda henüz fiziksel bir temas olmasa da, niyet ve talebimle paralel bir görünme eylemi olduğundan, ruhsal kökenimin bu varlıklarla bağlantılı olduğundan eminim.

Her durumda, bu bedenimle yaşarken böyle heyecanlı şeyleri yaşamak bana zevk, enerji ve umut veriyor.


ARIZA ADAM
Ömer İlhami Dalman

25 Mayıs 2026 Pazartesi

Vitrinler ve Dükkanlar

CJXWNcv.md.jpg

Artık sosyal medyada sürekli çok kısa, çok komik, dikkat çekici ve aslında dikkat dağıtıcı çok şey paylaşılıyor. Bunların yanı sıra bir de belirli bir konuda çok derin ve bilgi dolu paylaşımlar var. Ya çok saçma ve komik, ya da çok ciddi ve derin kısacası...

Bunlar olurken aslında sizlere unutturulan bir şey var. O da hayatın doğal akışı içindeki, doğaçlama ve izlenme endişesi olmayan paylaşımlar... Yani insanın doğal halleri, doğal ve samimi sohbetleri... Aslında herkesin bu hızlı zaman akışı içinde en özlediği şey belki de...

Ben sohbetlerimde tam da bunu yapıyorum. İnsanların içinde oluşmuş bu özlemi hatırlıyor ve onlardaki bu özlenen boşluğu sohbetlerimle dolduruyorum. Vitrinlerdeki şık mankenler, giysiler ve aksesuarlar güzeldir ve evet, insana iyi de gelir. Ancak sürekli vitrinleri izlemeye alışan ruh, bir süre sonra elinde olmadan o dükkanın arka tarafında neler olduğunu unutmaya başlıyor.

Ben sohbetlerimde sizleri, o dükkanın tam da üretimin yapıldığı o gerçek çalışma mekanına götürüyorum. Orada ne kadar da gerçek ve samimiyiz!..


ARIZA ADAM
Ömer İlhami Dalman

8 Mart 2026 Pazar

Garip Yaratıklar

qTQ7Fix.md.png

Artistik poz verecek diye
dingili kaymış
eğri büğrü
garip yaratıklar...

Bakışı yamuk
duruşu yamuk
yaptığı işle alakasız
bir kral edası...

Toplasan iki laf etmez
cep doldurmaya
gönlü yetmez
eğri büğrü
tek kullanımlık kare...

Tüm yanlışları toplamış
herkes öyle yapıyor diye
artistik poz veren
dingili kayık
garip yaratıklar...


--------
AZRL
Ömer İlhami, Dalman

26 Şubat 2026 Perşembe

Gitmek istiyorum bazen

Seviyorum
aşığım
aydınlıktayım

tamam da
gitmek istiyorum bazen

dünyadan
çatışmalardan
günden
geceden...

Kazık atmak herkese
beklentileri sıfırlayıp
kim ne bok yediyse
ben ne bok yediysem
boş verip
gitmek istiyorum bazen.

Seviyorum
aşığım
aydınlıktayım

tamam da

çekilmez be dünya...
gitmek istiyorum bazen.


----------
ARIZA ADAM
Ömer İlhami Dalman

15 Şubat 2026 Pazar

Orada kalıp, Kendini ALDATMA!

qJgqhPV.md.jpg

İlgi alanına ve hedeflediği kitleye bağlı olarak bugün herkes sosyal medyada kendi şovunu yapıyor. Bazılarının icra ettiği işler dar kapsamlı, bazılarınınkiyse toplumun daha büyük bir kitlesine hitap eden türden oluyor. Sosyal Medyada sergilediği alan dar veya spesifik olanlar genelde kendi yakın çevrelerine hitap ettiklerinden, onların şovları kısıtlı oluyor. Arkadaş çevresi veya yakınlarıyla etkileşimde olarak, kendini mutlu hissediyorlar. Halbuki toplum geneline oranladığınızda, onların şovu belki de 'sadece kendilerine' denen türden oluyor. O kadarıyla kendilerini mutlu hissediyorlar.

Bugün sosyal medya uzmanları da, "Sosyal medyada sadece sizinle etkileşimde olan arkadaş çevrenizle kalmayın. Toplum genelini ilgilendiren türden içerikler paylaşın." diyor. Tabii siz daha fazla sayıda insan tarafından tanınmak veya daha çok ürün ve içerik satmak istemiyorsanız, sosyal medyayı sadece kişisel albümünüzmüş gibi kullanmaya devam edebilirsiniz.

Ama hedefiniz, bu gezegende dişe dokunur bir kitle üzerinde izler bırakmak ve iş alanınızı genişletmek ise, bu tavsiye uymanızı öneririm.


-----------
ARIZA ADAM
Ömer İlhami Dalman

4 Şubat 2026 Çarşamba

Eyvallah deriz

ftrA4A7.md.jpg

Azıyla yetiniriz, şükrederiz
gelirse çoğu
eyvallah deriz.

Hep kazanmak değil
şöhret sarhoşluğu değil
mal mülk değil
sadece kendimizdeyiz.

Aldı yürüdü karmaşa
al gülü, ver gülü düzen
kopya kağıdı toplum
çok sıradan biliriz
eyvallah deriz.


-------
Arıza Adam


20 Ocak 2026 Salı

Evde Pijamalarla

frJdSFp.jpg

Artık çoğumuz, iyi durumda olduğumuzun, keyifli ve mutlu olduğumuzun hesabını sürekli sosyal medyaya vermeye zorunlu hisseder olmuşuz. İlla ki keyfimizin yerinde olduğunu, etkileşim içinde olduğumuz bir sürü insana bildirmeyi görev bilmiş haldeyiz.

Sanki iki gün boyunca durumumuzu sosyal medyada sergilemesek, "İnsanlar belki de benim şu an iyi olmadığımı düşünebilirler." diyerek, ne yaşıyorsak, onu iki, hatta üç ile çarparak, illa ki o platforma yansıtıyoruz. İşin garibi, genelde oraya, kötü veya morali bozuk hallerimiz hiç yansımıyor!? Çünkü hep onların gözleri huzurunda kendimizle ilgili 'Aaaa! Baksana yine gayet keyfi yerinde... Baksana nerelere gitmiş, nasıl da mutlu...' denmesini istiyoruz.

Tabii sonuç ne?..

Genelde çarşı başka, ev başka!.. Çünkü sadece olmasını istediğimiz hayalin, renkli fırçalarla bezenmiş bir tablosunu sunuyoruz.

Önemli olan ne peki?..

Önemli olan; bütün dış etki ve kişilerden koparak, sadece kendimizle kaldığımız o saf anda neler hissettiğimiz... Yani sergilediğimiz vitrinin arkasında da keyfimiz yerinde mi?.. Bağlantıda olduğumuz, bu hayata dair her şey ile bilinç bağımızı kestiğimizde, kendi sessizliğimizde kendimizi iyi ve mutlu hissediyor muyuz?..

Hayat alanında bir şeyler ortaya koyduktan sonraki o kimsesiz halimizde de mutlu ve rengarenk hissediyor muyuz?..

Buna cevabınız evetse, bir kez daha sizinle tanıştığıma memnun oldum!.. Sizi gerçek halinizle, evde pijamalarınızla görmeme izin verdiğiniz için teşekkür ederim!..



----------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

14 Aralık 2025 Pazar

JOHN WICK 4 Hakkında, Bence...

fYkpbSt.md.jpg

Film Serisi hakkındaki kişisel deneyim ve çıkarımlarımı içerir.

John Wick Serisinin ilk bölümünü büyük bir heyecan ve coşkuyla izlemiştim. Keanu Reeves serinin ilk bölümünde kendisine haksızlık eden mafyaya karşı, yerin altına gömdüğü baltasını çıkartarak yoğun bir savaşa girmişti. Bu irade ve hırs ile John karakteri eminim dünya genelinde milyonlarca insanı bir kez daha büyülemişti.

Bu ilk nefesle doğal olarak serinin ikinci bölümünü de büyük bir merakla izlemiştim. İkinci bölümde John Wick'in ilk bölümdekinin neredeyse iki katı sayıda insanı telef etmiş olması, olaylara mantıklı bakış açımın etkisinde beni seriden biraz soğutmuştu. "Adam neredeyse şehrin yarısını öldürdü! Böyle şey mi olur yahu?" dediğimi hatırlıyorum.

Böylece bu serinin ikinci bölümünü izlememle birlikte artık içime sinmeyen bir şeyler olmuştu. Eşime; "Yahu bu filmde de mantık sınırları iyice zorlanmaya başladı. Herhalde üçüncü bölümde John Wick şehirdeki bütün insanları öldürecek!?" dediğimi hatırlıyorum. İlk bölümün etkisinde söylersem, Sonuçta John Wick 'Superman' değildi, ama yönetmenin onu yavaş yavaş, bol dayak da yiyen, ama hiç ölmeyen bir süper kahraman rolüne oturtmaya başlamış olduğunu farkettim.

Üçüncü bölümü izleyip izlemediğimi hatırlamıyorum. Çünkü artık John Wick, benim gözümde tam bir çizgi roman uyarlaması kategorisine oturmuştu. Yönetmenin ve film şirketinin bu olayı özellikle planladığı zaten aşikardı.

Dün ilk kez içimdeki izlememe yeminimi bozdum ve bir sinema sitesinde John Wick 4 afişini görünce, "Yahu bakalım dördüncü seride John Wick hangi şehri tümüyle telef etti?" diyerek, eşimle birlikte filmi izlemeye başladık.

Yapımcı şirketlerin 'devam filmlerinde' her zaman sergiledikleri aşırı kalabalık çatışmalar, öldürülmeler ve bol patlamalı gürültülerle John Wick 4'te de karşılaşınca yine kafam yoruldu, iştahım kaçtı. Bu serinin de, tam da tahmin ettiğim gibi artık bir insanın güç sınırlarının ve sergilediği aksiyon miktarının mantık sınırlarından iyice çıkarak, resmen bir çizgi roman uyarlaması stratejisiyle bezendiğini gözlemledim. Olaya bir çizgi romanmış gibi bakarsak, evet, John Wick Serisi belki de isteneni veriyor. Ancak filmi bir süre izledikten sonra ne yaptık, biliyor musunuz?

Filmin bitmesine yaklaşık 35 dakika kala filmi kapatarak, youtube'da uzaysal bir belgesel açıp, kafamızı sakinliğe ve duruluğa getirmeye kara verdik!.. John Wick 2'yi izledikten sonraki 'bu seriyi izlememe' yeminimi bozduğuma pişman oldum ve artık sonsuza dek bir daha John Wick Serisini izlememek üzere yeminimi yeniledim!..


Ömer İlhami Dalman
AZRL

24 Kasım 2025 Pazartesi

Yaşayan Cesetler

ffELcYu.md.jpg

Dünya kazanı alabildiğine fokur fokur kaynar durumda... Yaşayan Cesetler yüzeye çıkmış, köpürüyor kinle, endişe ile... Kıçları kaynıyor olsa da görmek istemiyorlar. Yukarıdan bakan Özgür Ruhlara uzanmaya çalışıyorlar. Belki biraz da onlardan kopartırız diye... Bilmiyorlar ki; çoktan kaynadılar bile, dönüş yok...

Ayaklarına dolanır olmuş modası geçmiş arzuları, hedefleri, piç olmuş amaçları... Diyemiyorlar ki "Yaşasak ne olacak sanki?"... Yaşayan Ceset olmaya devam etmek için yemeleri, içmeleri, yükselenlere tutunmaları gerekiyor.

Tepeden izliyor Özgür Ruhlar... "Anlatmıştık size defalarca." deme gereği kalmamış. Kaynayan cesetlere bakıp, bakıp, gülümsüyorlar sessiz, emin, sonsuz huzurda...


-------------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

8 Eylül 2025 Pazartesi

Az Vitrin, Çok İçerisi...

Kx9CwOB.md.jpg

Uzmanlık alanımız, düşünce yapımız veya hobimiz ne olursa olsun, bu hayatta bir dükkanın içi var, bir de vitrinimiz... Vitrini kullanmadan hiçbir iş yapamayız, hatta ne olduğumuzu topluma anlatamayız. Vitrinimizde sergilediğimiz her şeyse mutlaka bir sunum, bir rol ve paketten ibarettir.

Vitrinimizin önünden gün içinde kaç kişi geçerse geçsin, aslında biz özde vitrinin arkasındaki dükkanımızın içindeyiz. Orada çayımızla, kahvemizle, esas fikirlerimizle ve emeğimizle aslında gerçek kendimiziz... Orada kendimize karşı tam dürüst oluruz. Dertlerimizi, hüzünlerimizi, yapamadıklarımızı, mutluluklarımızı bir tek orada tam anlamıyla kendimize itiraf ederiz. Bir yandan bu hayatta var olmak için de vitrinimize muhtacız.

Burada önemli olan; hızla akıp geçen saatler, günler ve aylar boyunca şaşıp, yanılıp, kendimizi tümüyle o vitrin olarak görür hale gelmememizdir. Varoluşun belki de en büyük tuzağı budur. İşte o zaman o vitrin ne kadar çekici, alımlı ve ihtişamlı olsa da, dükkanımızın içinde çok az zaman geçirdiğimizden benliğimizin sadece yansıması oluruz. O zaman kendi içsel gerçeğimizden de koparız ve bu hayatı, ne yazık ki vitrinde ihtişamlı, ama içeride kimsesiz olarak yaşayıp, sona erdiririz.

Vitrinimizi özenle geliştirelim ve temiz tutalım; ancak dükkanımızın içinde de mutlaka sık zaman geçirelim.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

31 Temmuz 2025 Perşembe

Hangisi daha Gerçek?

71NVsyQJ9XL. AC UL600 SR600,600

Şunu hiç unutmayın ki; hayatımızda tecrübelerimizi, kazanımlarımızı ve çıkarımlarımızı sık sık paylaştığımız ve alkış topladığımız bir sosyal medya var. Bir de; kendimizle tamamen baş başa kaldığımızda yaşadığımız derinlik, bilgelik ve huzur var.

Hangisi daha gerçek derseniz; tabii ki kendimizle baş başa kaldığımız hal tam gerçek... Diğeri kendimizin sunumu ve vitrini... Çünkü birilerine bir şey ifade etmeye girdiğimiz an artık o eylem bir sunum halini alır ve toplumsal rollerimizi de üzerimize giymemize neden olur. Tıpkı, dışarıda bir görüşmeye giderken giyinip, kuşanmamız, evde eşimizle veya tek başımıza zaman geçirirkenki pijama ile kendimiz olmamız gibi...


AZRL
Ömer İlhami Dalman

16 Temmuz 2025 Çarşamba

Facebook Gruplarını Yönetirken

FXC7vov.md.jpg

Facebook, nice nitelikli ve derin paylaşımların da yapıldığı, etkileşimli ve çok güzel bir platformdur. Orada bir çok özel temalı gruplar vardır ve bu grupların da doğal olarak yöneticileri vardır. Benim de facebook'ta yönettiğim bir kaç grubum var...

Bir facebook grup yöneticisiyseniz; aslında bir yandan da psikolojik açıdan sınandığınızı bilmeniz lazım. Çünkü, belki içinde 3000 kişinin, belki de 35.000 kişinin bulunduğu çok üyeli bir grup sayfasını yönetmektesiniz. Bu; sahada olmasa da, sanal alemde bir nevi liderlik yapmak gibidir. Grubun genel kurallarına ve sınırlamalarına hakim olarak, bir yandan paylaşım yapan üyeleri denetlersiniz.

Ancak facebook'taki bazı grup yöneticileri zamanla kendilerinde farklı bir güç ve yetki hissetmeye başlıyor ve sanki bir holding sahibiymiş gibi tüm üyelere ahkam kesmeye başlayabiliyor. İşte bu noktada o yönetici gerçekten de sınanıyor! Fikir ve ifade özgürlüğünün o barışçıl büyüsünden uzaklaşmaya başlıyor. Ara sıra grup sayfasında paylaştığı ültimatom tarzı uyarı yazılarıyla sanki kendi halkını uyarır gibi, onlara sopa gösterir gibi bir tavra giriyor. Bence bu noktada gerçekten sosyal ve psikolojik bir sınanma durumu var...

Halbuki, sanki altında çalışan elemanların maaşları kendisine bağlıymış gibi, bir öğretmen veya patron tavrıyla kendi kompleksini nasıl da ortaya koyuyor?!

Bir kaç bin kişilik grubu yönetiyor diye böyle eli maşalı öğretmen havalarına giren insana şöyle demezler mi?

"Yahu sen ne diyorsun kardeşim? Ben fikirlerimi paylaşamaz mıyım? Sen tanrı mısın, tanrıça mısın? Alt tarafı sanal alemde bir grubun var?! Altında kaç kişi çalışıyor senin şirketinin?! Bir grubunun olması seni hak sahibi veya bilge bir kişi mi yapıyor?!.. Herkes haddini bilecek! Sonuçta hepimiz aynı bütünün parçası ruhlarız."...

Vallahi de derler!..


-----------
Ömer İlhami Dalman
AZRL

27 Mayıs 2025 Salı

Kendini Sıfır Sayma Takıntısı

artworks M9r0ipMnr06SxIWv w4PdGg t500x500

Youtube Sohbet Videolarımın birinde, sevenlerimin çok merak ettiği bir konuya değinmiştim. 'Nasıl bu kadar dinamik, neşeli ve umutluyum?'.. Çünkü bana sık sık bu soruyu soruyorlardı.

Ertesi gün videomun altına gelen yorumlardan biri dikkatimi çekti.

Bir izleyenim şöyle demiş:

"Umut deyinde aklıma hep Ulu Önder gelir."... "Erkeğin güzeli deyince aklıma hep Büyük Kurtarıcı gelir."...

İşte ülkemizdeki 'takık' görüş açısına en somut örneklerden biri!.. Yani ben orada hiçbir büyük insandan, filozoftan veya peygamberden alıntı yapmadan, sadece özgür fikirlerimi doğaçlama olarak anlatmışım. Ama içimizden biri beni izlemiş, çıkmış ve kendi en seçili kavramlarını tümüyle başka birilerine atfetmiş, hatta onlara adamış!??

Ülkemizde çoğu bireyin, kendi gücünü, kendi yeteneklerini ve kendi değerlerini özgürce ele almayıp, hep ortada kabul görmüş birilerine ya da büyük adamlara bağlamak gibi bir takıntı durumu var. Yahu kardeşim sen onu-bunu bırak, başkalarına tüm varlığını adamayı bırak da bir kendin ol! Hatta fikirlerinle kendini yücelt!.. O adandığın büyük adamları yine an, ama kendini sıfırlama!..

Ben de bu psikoloji ile yaşayanlara diyorum ki: "PEKİ SEN NESİN? SEN KİMSİN?"...


Ömer İlhami Dalman
AZRL


Bazı Eşcinseller

Mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir. Bazı erkek eşcinseller kadından da daha kadın gibi davranıyorlar. Sizin karşınızdayken el-kol hareketleriyle, başını boynunun üzerinde sallamalarıyla ve özellikle de ses tonuyla, konuşmasıyla kadından da daha dişi bir görüntü sergilerler. Bunlardan bazıları temelde tam olarak 'kadın gibi' hissetmeyi seçmiştir. Bazılarıysa ne kadın, ne de erkek olmayı kabul etmezler. Kendilerini tanımsız üçüncü bir cins olarak görürler.

Aslında ana tema eşcinsellikse, belki de ikinci saydığım psikolojide olanlar olayı doğru ele alıyorlar diye düşünüyorum. Çünkü kendini tam olarak bir kadın gibi hissetsen, bir yandan penisin var, tam kadın olamazsın. Dolayısıyla bir nevî kendini aldatıyorsun.

Bu durumda, kendini hiçbir cinsel tanıma koymayan eşcinseller belki de ana temayı tam olarak yaşayan ve yansıtan bir tür oluyor. Kadından daha kadınsın, ancak ne kadınsın, ne erkeksin... Hatta bir çok kadına bile dişilikte taş çıkartırsın!..

Her durumda kendine ve dışarı karşı dürüst olana ne mutlu...


Ömer İlhami Dalman
AZRL

18 Mayıs 2025 Pazar

BAZILARI

36PUnB2.md.jpg

Bazıları; hem hayatını yaşarken keskin dini kurallarla Yüce Yaratan Allah'ın bütün emirlerini kabul ederler ve duaları da kendi hayatlarını temiz kılma adına okurlar, hem de "Ne düşünüyorsun Evren hakkında? Sence de dünya insanından başka zeki insan formlu varlıklar da var mı?" diye sorduğunda, işin o tarafına pek de destek vermezler. Hatta nedense dünya insanı dışında başka insan türleri olduğu gerçeğine aslında içten içe inanmazlar. Ama Kuranı Kerim'de geçen 'yerdeki ve göklerdeki zeki varlıklar' sözlerini ısrarla hatırlattığınızda, Kuranı Kerim'e ters düşmemek akıllarına gelir ve tam samimi olmadan da olsa "Tabii, yüz seksen bin alemi Allah herhalde bir tek bizim için yaratmadı." derler! Sonra başlarını yine yere doğru eğip, dünyevi yaşamlarına gömülürler.

Bunun temelde ne kadar politik ve çıkar amaçlı bir duruş olduğunu görebiliyor musunuz? Dini kuralların ana ilkelerine temelde uyarak, aslında kendi cennetlerini garanti ettiklerini düşünen bu tür ruhlar, sonsuz olasılıklar gerçeğine ve yaratılışa aslında hiç katkıda bulunmayan bireylerdir bence.

Düşünsenize; koca bir ömür yaşıyorsunuz ve kafanızı bir kere olsun hayallerle de olsa gökyüzüne doğru çevirmiyorsunuz! Böylesi tekdüze ve sıradan bir hayata tahammül ettikleri için bu ruhları kutlamak lazım!..


Ömer İlhami Dalman
AZRL

16 Mayıs 2025 Cuma

Sosyal Medyada 'Beğen' yapmak

3rUKBXn.md.jpg

İnanır mısınız; ben sosyal medyadaki hangi platformdaki bir paylaşıma bakarsam bakayım, eğer gözüme değen bu paylaşım bana bir şeyler hissettiriyorsa doğal bir tepki olarak 'beğen' tuşuna basıyorum. Bunu bir katılımda bulunma, emeğe saygı gösterme ve onu taktir etme adına yapıyorum. Beğen'i alan kişi de tabii ki mutlu oluyor. Benim gibi başkaları da beğeniyor ve paylaşım yapan kişi arkasını dönüp baktığında paylaşımının etkileşim yaratmış olması onu mutlu ediyor.

Gördüğüm bir paylaşımı beğenmem için bir markanın, tanınmış ve popüler bir kişinin yapmış olması gerekmiyor. Ayrıca gün içinde beş yüz tane beğeni yaptıysam da parmaklarım yorulmuyor. Çünkü bir şeyleri beğenmek, o nezaket ve katılımcılığı göstermek bence çok sevgi dolu bir eylem...

Diğer yandan ağzınızla kuş tutsanız, ortaya çok ilginç bir paylaşım da yapsanız 'beğen' yapmayan burnu havada, kibirli ve egolu ruhları da sık görüyoruz. Tabii onlar da kendilerini bu şekilde açık eden kişiler olarak tanınıyorlar.

Ben, gözüme dokunan, hayatıma ufacık da olsa temas eden tüm paylaşımları beğenmeye devam ediyorum ve insanı, onun emeğini seviyorum.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

29 Nisan 2025 Salı

Kaypak Strateji

3XHFRv2.md.png

Ne ilginç bir toplumuz... Küresel güçler ve ülkemizi dara sokan batılı ülkelerle ilgili sosyal medyada ve televizyonlardaki haberleri izleyip, bireysel ve toplu eleştiri paylaşımları yapan insanlarımızın hassasiyetini bilirsiniz. Sokaklarda bazı milletlerden bize gelen ithal ürünleri yakanları da sık görüyoruz.

Ancak bunu çok gözlemledim:

Aramızdan bir tanıdığın, bir dostun veya bir akrabanın, bu saydığım türden ülkelerin birindeki en kritik global bir şirketteki 'yöneticilik veya ürün satış' başarısını öğrendiğimizde, sanki o duyarlı vatandaş biz değilmişiz gibi, yüz yüze ve her yerde onun başarısını kutlarız ve yaptığı işi öve öve bitiremeyiz.

Peki nerede kaldı o sağlıktan, global adaletten ve milliyetçilikten yana sergilediğimiz sert tavır?!.. Haa pardon, bu seferki konu bir tanıdık olduğu için, onu mümkün olduğu kadar yağlayalım, övelim ve tebrik edelim ki; onunla ilişkimiz bozulmasın!.. O güne kadar savunduğumuz değerleri, özel durumdan dolayı geçici bir süre iptal edebiliriz!.. Söz konusu ilişkiler, çıkarlar ve olası kazançlar olunca nasıl da dilimizi bir tarafımıza sokarız, değil mi?..

Kanımca bu tür çelişkili stratejinin sebepleri; genel anlamda millet olarak doymamış, refaha erişememiş ve kazancın her türlüsüne açık olmamızdır. Konu mal - mülk edinmeye, mideye, boğaza gelince nasıl da kendimizi yalanlarız!??

Eğer bir duruş sergileyeceksek; bu politikamız her değişen durum karşısında sağlam olmalı ve kimseye torpil geçmemeliyiz.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

21 Nisan 2025 Pazartesi

İdollerin Peşinden Gitmek

3Gz7BFs.md.jpg

Tüm hayatınızı ve odaklanmanızı dünyada yaşayan ve hayranı olduğunuz bir lidere, bir sanatçıya, bir stara veya takip ettiğiniz bir kavrama adamayın. Kimseyi veya hiçbir kavramı algılarınız içinde bu kadar büyütmeyin. Bu sizin öz enerjinizi bağlayacak ve emecek bir eylemdir. Sonuçta gözünüzde büyüttüğünüz o insanların veya takip ettiğiniz kavramların da bu boyuta ait birer ilüzyon ve oyun olduğunu bilin...

Kendi varlığınız, kendi düşünceleriniz, hayata dair tespit ve özetleriniz ön planda yer almalı... Bir idol, bir filozof, bir kaşif veya bir kavram; bunların hepsi toplum ve sizin tarafınızdan kabul dahilinde anlam yüklenmiş ilüzyonlardır çünkü... Ambalajı sizin tarafınızdan sağlanmış göz alıcı paketlerdir. Bunlar sizi öz hedefinizden alıkoyar veya ona ulaşmanızı geciktirirler. Ayrıca o kişi veya kavramların da pek mi umrunda olduğunuzu düşünüyorsunuz? O insanlar veya kavramların, akımların yaratıcıları olaylara sizin gibi yaklaşmadılar ve herhangi bir idolü veya kavramı gözlerinde büyütmeden kendi gerçekliklerini veya hayallerini büyüterek, size sundular.

Bu hayat alanı, kendi varoluşunun senaristi olanların başrol oyuncusu olmalarına izin veriyor ve onları yükseltiyor. Şununla, bununla kendinizi geciktirmeyin ve kandırmayın.


Ömer İlhami Dalman
AZRL

11 Nisan 2025 Cuma

Özgür Bilinç ve Kurallı Bilinç

3cI25x9.md.jpg

Sadece din kurallarına göre, aşırı disiplinli şekilde yaşayan insanlar Allah'ı sürekli anma, O'na güzellemeler yapmakta ve şükürde olmaktadırlar. Olaylara bakışlarındaki yorumlarında asla belirli bir sınırın ötesine geçmezler ve Allah'a kulluk etmekle yetinirler. Bir çok olayı sorgulamazlar. Genel yaklaşımları "Allah bilir." şeklindedir.

Sınırlar içine hapsedilmesi mümkün olmayan Bilim ve İlim kavramını sorgulayarak ve araştırarak zorlamazlar. Aslında bir nevi oldukları hal ile yetinirler. Bu onların kendi seçimidir.

Onlardan bir filozofluk, araştırmacılık veya büyük keşifler bekleyemezsiniz. Ancak onlarla ilgili olarak şunu söylemeliyim ki; onların teslimiyetine, samimiyetlerine ve iyi niyetlerine güvenebilirsiniz. Çünkü sorgusuz olarak Allah'ın ışığına teslim şekilde yaşarlar.

Bu yönleri ile onları ben de severim. Ancak aslında Sonsuz Yaratılış içinde kendilerini sınırladıklarını da bilirim. Acaba onlara Allah kendilerini sınırlamalarını mı emretti, yoksa kendileri mi buna karar verdi?..


Ömer İlhami Dalman
AZRL